Bizim ulusal değerlerimiz, halk değerlerimiz, arkadaşlık değerlerimiz, özgürlük ve mücadele değerlerimiz elbette korunmalıdır. Değer nasıl korunur? Nasıl gelecek kuşaklara taşırılır? İşte canalıcı ve iyi düşünülmesi gereken soru budur. Değerler adına ortada duranlar, değer koruma adı altında gerçekte ne yapıyorlar? Hangi değersizliği üretiyorlar? Bu soruları doğru tartışmak önemlidir.

         Herşeyin üstünde ve birbiriyle bağlantılı olan değerler vardır. Gerçek, büyük bir değerdir. çünkü yalanın değersizleştirmesine karşı, gerçek her zaman değerdir. Bu bir bireyin onuru için önemli olduğu kadar, bir halkın onuru için daha fazla önemlidir. Yine özgürlük ve onun için mücadele, büyük bir değerdir. Bunlar, insanın insan olmasının gerekleri olarak değerlidir. İnsanlığın başlangıcından bu yana, bu değerler her zaman insanları yüceltmiştir. Değerin insan emeğinde somutlaştırılması, emeğin gerçek değer olarak ortaya konması, elbette büyük bir adımdır. Ancak emeğin fetişleştirilmesi, reel sosyalizmde ve bizim son savaşımızda olduğu gibi, özgürlük adına köleliğe yol açar. İdeolojinin fetişleştirilmesi, emeğin fetişleştirilmesi, bizde en fazla yaşanan olaylardır. İdeolojik fetişleştirme, gerçeğin reddedilmesine, dolayısıyla gerçeksizliğe yol açar; büyük bir düşünce yoksunluğuna yol açar. Herşeyin bir ideolojiye, üstelik sabit, kısır bir ideolojiye kapatılması; insanlığın öldürülmesidir. En çok benim diyerek özgürlük adına ortaya çıkan bir ideoloji de, eğer ideolojisini fetişleştiriyorsa, yani onu neredeyse tapılması gereken bir kutsallık olarak ele alıyorsa, onun yol açacağı tek sonuç köleliktir. Tarihsel örnekler ortadadır. İsevilik bir sevgi ve barış dini olarak ortaya çıktı, onun felsefesine göre biri sol yanağına bir tokat atarsa, sağ yanağını da uzatacaksın. Ama aynı ideoloji ortaçağda fetişleştiği zaman, yani kendi dışında bir gerçeği tanımak istemediği zaman, insanları meydanlarda diri diri yakabilen ve bunu gelenekselleştirmek isteyen bir egemen kast yarattı. Sevgi, nefret olarak ortaya çıktı; barış, zulüm olarak ortaya çıktı. Bizim mücadelemizde de, ideolojinin fetişleştirilmesi, örgütün kendi insanlarını kırmasına kadar uzandı. örgüt kendi insanını kapattı; özgürlük adı altında köleleştirdi, yaşam adı altında yaşamsızlaştırdı. Bu büyük bir değersizleşmeye yol açtı. Bu, büyük bir gerçeksizliğe yol açtı.

         Gerilla yaşamımızda, gerillaya adımını atan her arkadaşımızın hemen tanıştığı bir kavram vardı: “Gereksiz!” Bu, oldukça aşağılayıcı bir küfürdü. Oysa burada bir terslik vardı. Herhangi bir insan, herhangi bir örgüt için gerekli olmayabilir, bu onu değersizleştirmez. Her insan, kendi içinde tutarlı olduğu ölçüde değerlidir. Ancak bizde fetişleşen örgüt ve ideoloji, kendisi için olmayan, yanlış veya doğru olarak kendi mekanizmasına hizmet etmeyen herşeyi “gereksiz”likle suçladı. Bu, “herşey örgüt için” mantığı, gerçekte örgütü yalnızlaştıran, içe kapatan, kendi kendisini kemirir hale getiren bir süreçti. Bu mantık hala egemendir. Aslında hikaye şudur:  Halk dahil herşey ve herkes, mantıksız da olsa, yalan da olsa, örgüte hizmet etmelidir. örgüt de önderliğe hizmet etmelidir. Bu tartışılamaz, yani fetiştir. Gerçekte birçoğumuz, böyle bir mekanizmanın ne kadar dehşet verici sonuçları olduğunun farkına çok geç vardık. Ve ancak, herşeyin kendisine hizmet ettiği, hepimizin hayatlarımızı sunduğumuz ve kurumlaştırdığımız önderlik kişiliği, “artık Türkiye Cumhuriyeti devletine hizmet etmek istiyorum” dediği noktada olayın dehşet boyutlarının farkına varabildik. Oysa, devrimciler olarak, her zaman tutarlı olmanın bir gereği olarak, daha başlangıçlarda bu fetiş mekanizmasının sonuçlarının farkına varabilmeliydik. Yaşanan olayların izlediği seyir öyle bir noktaya gelmiştir ki, halkın herşeyinden feragat ederek 30 yılı aşkın ağır bir süreçte yarattığı mücadele değerleri, büyük bir değersizleştirme operasyonunun konusu olmuştur. Onun özgürlük mücadelesinde yer alan kişiler olarak bizim, bu anlamda Kürt halkına karşı sorumluluklarımız vardır. Halkın yarattığı değerler, üstelik yine bu halkın gücüne dayanarak, onu egemenlik altında tutan güçlere peşkeş çekilirken sessiz kalmak, eylemsiz kalmak, büyük bir utançtır. Değerli olan, doğru olan, devrimciliğe yakışan, bu tersyüz etmenin karşısında çıkmak, onu tersine çevirmek, halka ait olanı onun yeni kuşaklarına layıkıyla vermek için mücadele etmektir.

         Tutucu bir yaklaşımla değer koruma anlayışı, “bu benimdir, kimseye dokundurmam” anlayışı, bir değersizlik anlayışıdır. Halka ait olan mücadele değeri, ancak yaygınlaştırıldığı ölçüde, mümkün olan en geniş kesimlere maledildiği ölçüde yeniden üretilir. Oysa bizde özellikle son yıllarda yaşanan, halk değerlerinin kapatılmasıdır. Yine en büyük değer olan mücadele değerinin kapatılmasıdır. Bütün bu değerler, bugün “devlete hizmet” mantığına kapatılmıştır. Görünürdeki çarpık çatışmalar, halkın egemen devlete olan tepkilerini yanılgılı biçimde yatıştırmaya ve öte yandan Türk şoven cephesindeki milliyetçi kabarmayı diri tutmaya hizmet etmektedir.

         Her halükarda, halkın değerlerinin somutlaştığı temel zemin, Kürt gençliğidir. Halkın değerleri ancak diri, gücünü doğrulardan ve gerçeklerden alan bir gençlik şahsında geleceğe aktarılabilir. Mücadele, zenginleştirilmiş araçlarla, derin bir gerçeklik kavrayışıyla, zeka ile donanmış eylemlerle, hiçbir güce teslimiyeti kabul etmeyen büyük bir özgürlük ve onur duygusuyla, yine sade ve doğru düşünceyle paralel yürüyen cesaretle sürdürülebilir. Ama asla, inanç adı altında, doğru olmayan, gerçekdışı bir kavramlar bütününe sığınarak, mücadele sürdürülemez. Bir halkın, ulusun özgürlük mücadelesi, dünya çapında önemli, ciddi bir olaydır. Böyle bir mücadelede kavrayış derinliği, gerçekçi tutum, bir halkın hayatını temelden etkileyecek biçimde, yani bir halkın ölüm kalım sorunu olacak derecede önemlidir.

         Şimdi, özellikle Kuzey Kürdistan’da bu kavrayış gelişmektedir. Gerek genel olarak halkta, gerekse gençlikte bunun güçlü işaretleri vardır. Tarihteki onur çabaları olan tüm isyanlarla birlikte, Kürt halkının neredeyse son yarım asırlık direnişini daha fazla anlamlandıracak, Kürtlerin tarihsel değerlerini özgürce yaşanabilir, güncel yaşamsal bir güce dönüştürecek olan, bağımsız düşünme ve yaratma yeteneğiyle donanmış gençliktir.
         Değerlerimizi koruma ve değer yaratma konusunda derin yanılgılar da vardır. Bu noktada önemli bir olgu da, silahlı yaklaşımın fetişleştirilmesidir. Bu, özellikle Kuzeyde, oldukça yaygın bir yaklaşımdır. Elbette gerektiği ve amaca uygun olduğu zaman, haksızlığa yol açmadığı ve adaletli olanı savunduğu zaman, silah gereklidir. Ancak bağımsız, onurlu bir yaşam için güvenilecek ilk dayanak değildir. çok açıktır ki, ülkemizi egemenlikleri altında tutan rejimlerle Kürt gücü karşılaştırıldığında, bu rejimlerin üstünlüğü ortadadır. Askeri ölçülerle bu dünyayı altetmeye kalkamayız; bu daha baştan açıkça yenilgi demektir. Ama gerçeği, dünyayı kavrayışta, cesarette, tutarlı olmakta, onur mücadelesi verme konusunda kendimize güvenebilir, ve bunlarla başarıya ulaşabiliriz.
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe