Paris Katliamı
Kolayca Tasfiye Edilen Devrimci Kadroların Yarattığı Boşluğun Ağır Bir Bedelidir

Bir yıl önce Paris’te katledilen devrimciler için, her yerde anma ve protesto gösterileri düzenleniyor. Olaydan sonra bu duyarlılık fazla gösterilmemi.
Hıdır Sarıkaya
16.01.2014 - 23:47
Kolayca Tasfiye Edilen Devrimci Kadroların Yarattığı Boşluğun Ağır Bir Bedelidir

Bir yıl önce Paris’te katledilen devrimciler için, her yerde anma ve protesto gösterileri düzenleniyor. Olaydan sonra bu duyarlılık fazla gösterilmemişti, nerdeyse vahşi bir katliamla şehit edilen bu insanlar çözüm sürecinin de kurbanı haline geleceklerdi. Ne var ki cemaat-hükümet çatışması ile bu utangaç sahiplenme yerini daha etkili ve doğru bir tavra dönüştürdü, umuyorum ki devamla bugün açığa çıkan bazı faillerin yanı sıra bu olay bütün yönleriyle ve daha da önemlisi bu yönelimin arkasındaki amaçlarla açıklığa kavuşur.

Bir yıl önceydi, telefonum çaldığında sıradan bir güne bildik duygularla uyanmıştım. Güney Kürdistan’dan bir gazeteden arıyorlardı. Olayı haber verdiler ve haberciliğin bilinen soruları peş peşe geldi. Sorulan her soru, söylenen her kelime kafama balyoz gibi iniyordu. Kendimi toparlamam biraz zaman almıştı. Cevap veremiyordum. Kim? neden? Ne için? İç infaz mı? Vb. sorular peş peşe geliyordu, cevabı o an için yoktu. Gözlerimin önünde Sakine arkadaş ve beynimde fırtınalar kopuyordu. Bağlantı kopmuş. Yeniden çalan zil sesiyle biraz olsun kendime gelebildim. Halen konuşacak durumda değildim, söyledim fakat ısrarla bazı cevaplar almaya çalışıyorlardı, sadece MİT yaptı, onların işi dedim. Gün içerisinde ve ilerleyen günlerde ‘algı’ nın sonucu cevaplarımda siyasallaşmış, derin devletin işi, çözüm sürecini istemeyenler yaptı, Ergenekon artıkları vb. değerlendirmelere dönüşmüştü.

Birkaç gün olayı anlamak için bende bazı yerleri aradım, bir şeyler öğrenmeye çalıştım. Fransa’dan bir arkadaşım detaylı bilgiler veriyordu.” Ömer güney yakalanmış, zanlı olarak değerlendiriliyor vb”. Kim bu adam diye sorduğumda, yeni biri olduğunu bir-iki yıldır çalışmalarda yer aldığını söyledi. Nasıl oluyor dedim, “sorma bu ve benzeri tipler kurumları işgal etmiş, etraf lümpen kaynıyor” dedi.
Yeniden geçmişe daldım. Avrupa çalışmalarında yer almıştım, dağda olduğum zamanlarda gelen gidenlerden öğreniyordum. Tanıdıklarım vardı, dostlar, yurtseverler ne yapıyor dediğimde, neredeyse çalışmalarda geçmişte yer alanların tamamının şu veya bu nedenle uzaklaştırıldıklarını söylüyorlardı. Acıklı bir durumdu ve bugünkü trajedide bunun bir sonucuydu. İnsanlar ailece çalışmalarda yer alıyorlardı. Büyükler propagandaya, gazete, bilet dağıtmaya, gençler kültürde ve dil bilenleri diplomatik çalışmalarda yer alıyorlardı. Mücadele bir şenlikti ve insanlar coşku ile yer alıyorlardı çünkü bu davanın arkasında çok güçlü bir istek ve önünde de soylu bir amaç vardı. İnsanlar bu amaçlar etrafında motive oluyorlar ve örgütleniyorlardı.

Fidan ve Leylayı tanımıyordum ama anlaşılan halen orada- burada bu gelenek yaşıyordu. Dürüstçe, fedakârca, gönülden ve heyecanla çalışmalarda yer alanlar var ama bir gerçek ki sayıları çok azalmış, itin-mitin elinde kalmışlar, sahipsiz bir başlarına. Resimlerine bakıyorum, gülen gözler, coşkulu yüzler. Kafaları parçalanmış, soğukkanlı kiralık bir katil her şeyi detaylıca planlamış. Büyük bir kinle, öfkeyle saldırmış ve kaçmamış. Neden diyorum, yakalanacağını bilmiyor mu, kime güveniyor, nereden cesaret alıyor? Devlet mi, onun kurumlarımı hayır, cesaretlerini yozlaşmış örgüt kurumları ve kirlenmiş çalışma ortamları, insanına değer vermeyen, emeğini sömüren, onların hissiyatını anlamayan zihniyetten alıyorlar. Sadece sonuca odaklanmış, hep getirisine bakan nasıl, hangi zorluklarla elde edildi değil, önemli olan netice diyen bir zihniyet, amaçların ve araçların kaybolduğu, duyguların kalmadığı bir ortam o yüzden diyorum, bu katliam küstürülen, hırpalanan, kolayca tasfiye edilen insanların yarattıkları boşluğun bir bedeli. Âmâ öyle bir bedel ki, mücadelenin doğal seyrinin getirdiği bir kayıp değil, ’kurbanların seçildiği, ’süreçlerin ’harcı haline getirilen, Fidanların kıyımıyla bir ormanı tutsak alan kayıplar. Değer derdik adına kutsaldı, en büyüğü de insandı ama çok kolay harcanır oldular. Nede kolay çözmüşler, istediğini at, istediğini getir, iki çift sözle, iki güzel eleştiriyle. Örgüt kuruyorlar, görevden alıyor-göreve getiriyorlar, bizde koyun misali Avrupa merkezi olmadı Kandil yönetiyor diye bilirdik. Ne ciddi bir yanılgı, hani şimdilerde çok kullanılıyor ya ‘algı’, algı operasyonları diye, sahi bu algı operasyonunun en büyüğü biz Kürtlere uygulanıyor olmasın?

Bir çözüm sürecidir tutturduk gidiyoruz. Bir çözeni yok ama çözüleni çok ve birileri çözüldükçe bizim çözüm surecide daha bir net oluyor. Geçmişte devrimcilerin iyi bildiği iki husus vardı, bir kardeş gibi birbirine çok yakın ama iki düşman kadarda uzak iki kavram. Direnme ve çözülme. Devletin eline düşenler için bir zorlu sınavdı, bir yol ayrımı, bir onursal duruştu. Şimdilerde tersine dönmüş, devlet düşmüş bu sınava… Ne edeceksin, ’keser döner sap döner, gün gelir hesap döner ’diye boşuna söylenmemiş. Burada konuyu çok dağıtmamak için yeniden başa dönmek istiyorum.

O uğursuz günün sabahında bütün o diğer seçeneklerin dışında aklıma neden ilk olarak MİT gelmişti. Bunun cevabı hissiyat. Dağda da çokça yaşadım, bazen gecenin bir yarısında ‘nokta ’değiştirdim, uygun konaklama yeri arardım, ilk olur dediğim yerler genellikle gezip dolaştıktan sonra en uygun olanı olurdu ve yaşam tecrübem gösterdi ki, ilk olarak vardığım sonuç en doğru olanıydı. Yüzeysel olarak birdenbire olanın aslında bilinçaltı da dâhil olmak üzere bütün tecrübenin ve bilginin odaklandığı ve duygularının sana getirdiği ‘ ani ‘âmâ en derinlikli sonuç oluyor.

Şimdide peş peşe ortaya çıkan belgelere aynı yalınlıkla bakıyorum, ilk kanaatim aynı şekilde bunların da doğru olduğunu söylüyor. Kim ne amaçla yapıyorsa yapsın, birileri itiraf ediyor ve biliyorum ki itirafçı gözü karadır, satmayacağı hiçbir şey yoktur. İsimler var, değerlendirmeler yapılmış ve talimatlar verilmiştir. Kim ne için sızdırdı, bundan ne amaçlanıyor gibisinden değerlendirmeler tali planda kalmaktadır. Neticede değerlendirmenin MİT içerisinde yapıldığı ve oradan bu eylemin planlanıp, yürütüldüğü gerçeği değişmiyor.
Mit kurumsal bir kimliğe sahiptir, içindekilerin siyasi görüşleri, kişilikleri, özellikleri çok önemli değildir. Yönelim mit’ ten gelmiş ve aylar öncesinden Sakine arkadaş hedeflenmiştir. Bu yönelim gelişen ‘çözüm’ sürecinden ayrı ele alınamaz. Nitekim adı geçen görevlilerin, MİT ten gelen açıklamaya bakılırsa ‘çözüm ’sürecinde yer alan ve belirleyici rolü olan kişiler oldukları açığa çıkıyor. Bu senaryoda yer alanlar hem çalmışlar hem de oynamışlardır. Ortada taraflar yoktur, masanın başında da sonunda da bunlar oturuyorlar. Kanımca Kürtleri ilgilendiren bu yön olmalıdır.

Bunun içindir ki tabii tutulmak istendiğimiz bu algı tuzağına düşmeyelim. Algı operasyonlarının en büyüğü Kürtlere karşı geliştiriliyor ve halende devam ettirilmek isteniyor. Halen çözüm süreci, barış vb. kavramlarla Kürtler kullanılmak istenmektedir. Katliam göstermiştir ki ortada ciddi bir çözüm amacı bulunmamaktadır. Özelliklede bu sürecin baş aktörü durumundaki mit in gerçek yüzü açığa çıkmıştır. Bunun için eğer halen bir umut taşınıyorsa ve görüşmelere de devam edilecekse kesinlikle muhatabının bu kurum olmaması gerekiyor. Adı geçen görevliler somut iddialarla karşı karşıyadırlar. Bunların teşhir edilmeleri ve mahkemelere de götürülerek olayın aydınlatılması gerekmektedir.

Hukuki olarak, ailelerin Fransa ve Türkiye’de bu konuda dava açmaları önemlidir

17 ocak 2014 Hıdır Sarıkaya
Etiketler: kürdistan, kürt, kürtçe, nerina, azad