Diyarbakır da başlayan ve giderek Kuzey Kürdistan ve Türkiye nin birçok iline yayılan ve hala devam etmekte olan olayları doğru okumak son derece önemlidir. Kiminin kaygı ve endişe ile kiminin ise coşku ve heyecanla izlediği bu olayların öncesini görmeden anlamak ve doğru değerlendirmek mümkün değildir. Bir süreden beridir kamuoyunun gündeminde bulunan Şemdinli iddianamesiyle nasıl bir süreç başladı? çok iyi biliyoruz ki Şemdinli de derin devlet ve onun kontrol ettiği kontrgerilla suçüstü yakalanmış ve halk bunlardan hesap sorulmasını istemişti. Halkın yükselen haklı tepkisi karşısında AB sürecine imza atmış olan Türkiye Hükümeti bir soruşturma ve inceleme süreci başlatmak zorunda kaldı. Şemdinli olaylarının Kara Kuvvetleri Komutanı orgeneral Yaşar Büyük anıt şahsında orduya dayandığı gerçeğinin iddianamede yer alması, Ordu ve derin devleti büyük bir paniğe sokmuştu. Öteden beri devleti ve siyaset kurumunu kontrol eden ve dokunulmaz olan ordunun böyle bir soruşturma ve tartışmaya konu olması Türkiye tarihinde ilk defa ordunun bu kadar aleni bir tartışma sürecine alınması anlamına geliyordu. Demokratikleşme iddiasında olan Türkiye de artık bu normal bir gelişme olarak görülmeye başlanmış ve hatta bir çok çevre bunu bir demokrasi sınavı olarak değerlendirmişti.Ne varki, fazla geçmeden Türkiye nin bu sınavı başarıyla veremeyeceği açığa çıktı.Ve bilinen müdahale ile sorgulanması gereken Büyük anıt ve ordu olmadı, iddianameyi hazırlayan savcı suçlu bulunarak açığa alındı.Böylece Türkiye de ordu tartışılamaz veya tartıştırılamaz anlayışı bir daha galip geldi.”Ordu yıpratılmak isteniyor,güvenlik kuvvetlerinin terörizme karşı mücadelede eli kolu bağlanıyor,moral zafiyet oluşturuluyor” denilerek yeni bir oyunun alt yapısı oluşturulmaya çalışıldı.Ne yapıp edip,Şemdinli olayları ile zor duruma düşen ordu ve derin devletin yeniden üstün duruma gelmesinin sağlanması gerekiyordu.Yasal ve hukuki yollardan bu mümkün olmadığına göre tehdit ve provokasyonlar tercih edilen yol olacaktı. Yakın geçmişte kutlanan Kürt Ulusal Bayramı Newroz böyle bir provokasyon için en uygun zemin olarak düşünülmüştü. Bu nedenle Newroz kutlamalarına günler kala ha bire olaylar olacak bilmem ne denilerek bu atmosfer oluşturulmak istendi. Ancak halkın sağduyusu ve demokrasi güçlerinin tedbiri böyle bir oyuna fırsat vermedi. Buna rağmen kışkırtmayı tetikleyecek bir şeylerin yapılması gerekiyordu. Ve ordu güçleri Amed kırsalında 14 Kürt gerillasını katletti. Amed halkı başta olmak üzere Kürtlerin kendi şehitlerine sahip çıkması kadar anlamlı ve onurlu bir davranış olamaz. Ve Amed de bu yapılmıştır. Halkın birikmiş ve çözüm bekleyen birçok problemiyle birleşen bu olay haklı tepkinin dışa vurmasına vesile olmuştur. İşte tam bu noktada devreye istismar politikaları girmiştir. Haklı nedenlere dayanan bu anlamlı kalkış iki cepheden uygulanan istismar politikaları ile giderek rayından çıkmış ve arzulanmayan boyut ve biçimler kazanmıştır. Ha bire provoke edilen ve kışkırtılan kesimler işi yağma ve talana dönüştürmüştür. Bu noktada özellikle derin devletin kontra birimlerinin iyi rol oynadığını söylemek lazım. Öte yandan PKK bu durumu fırsat bilerek, yeni bir serhildan yarattım havasını hızla egemen kılmaya başlamış ve kendine bağlı birimleri değişik alanlarda devreye koymuştur. İşte devlet güçlerince bir çok yurtsever insan yaralanmış ve bazıları hayatını kaybetmiştir.PKK ye bağlı birimler işi sivil otobüslere saldırıya kadar vardırmıştır.Yüzlerce işyeri ve mağaza talan edilmiştir.Ve böylece halkın haklı isyanı bir çapulcu hareketi olarak yansıtılmak istenmiştir. Gerçek derin devlet ve PKK nin istismarcı yaklaşımlarından ayrı olarak ele alınıp doğru yaklaşımlar ve çözümler üretilmek durumundadır. Hemen hemen K.Kürdistan ın tüm illerine yayılan bu hareket ne “Demokratik Cumhuriyet” amacıyla ortaya çıktı ve ne de iddia edildiği gibi salt bir partinin direktifleriyle gelişti.Amed ve diğer yerlerde yaşanan Kürtlerin siyasal bir isyanıdır.Kışkırtma ve provokasyonlarla yapılan çirkin eylemler, yağma ve talan olayları işin özünü değiştirmez.Bu noktada olayın sonuçlarıyla değil nedenleriyle ilgilenmek gerekir. Olayların bu biçimiyle gelişmesi ve bu düzeye varmasının sorumlusu izlenen devlet politikalarıdır. Bir defa Kürt sorunu çözülmemiştir. Terör vardır gerekçesiyle meşrulaştırılan çözümsüzlük politikaları halkın sabrını taşırmıştır. Kürdün ulusal, siyasal kimliği tanınmak durumunda ve bu çerçevede tüm haklarına kavuşmak zorundadır. Bölgede çok ağır ekonomik ve sosyal problemler yaşanmaktadır. Özellikle Diyarbakır da işsizlik oranı yüzde seksenler civarında. Binlerce insan Nan a muhtaç hale getirilmiştir.Bunun sonucu olarak Fuhuş bir sektör olarak kurumlaşmıştır.Köye dönüş Projesi için gerekli adımları atmayan ve katkıları sağlamayan hükümet ve devlet bir çürütme ve teslim alma siyaseti izlemektedir.Peki ulusal,siyasal,ekonomik ve sosyal sorunları çözülmeyen milyonlardan haklarına kavuşmak için isyan etmekten başka ne beklenebilir ki? Durum bu iken yeniden terör tehlikesi başladı yaygarası kopararak vatan millet Sakarya edebiyatına sarılanlar yanlış hesap yapıyorlar. Yirmi milyonu aşkın bir nüfusa sahip olan Kürtleri ve onların haklı masumane taleplerini terörist olarak değerlendirmek en hafif tabirle akılsızlıktır. Bu bir çarpıtmadır. Sorunu Kürt halkının demokratik siyaset yapan iradesiyle çözmekten başka seçenekler sadece zarar verir. Bu olayların Kürtler açısından da doğru değerlendirilip ayıklanması gereken yönleri vardır. Hemen belirtilmesi gereken husus, bu hareketin belli bir stratejiden ve taktikten yoksun olmasıdır. İkincisi haklı nedenlere dayanan bu kalkışa bulaştırılan bazı şeylere Kürtler asla sahip çıkamaz. Yağma ve talan kürdün siyasi, insani ve ahlaki değerleriyle bağdaşmaz. Hele rast gele ve sivil hedeflere yönelik Molotof kokteylli saldırılar ve şiddet eylemlerini hiçbir Kürt yurtseveri sahiplenmemelidir. İstanbul da kendi hallerinde ve her şeyden habersiz üç kadının bu tür amaçsız saldırılar sonucu öldürülmesinin Kürtlük ve insanlık adına savunulur hiçbir tarafı olamaz. Bu tür olayları kullanarak bir Kürt imajı çizmeye çalışanlar bu maksatlarına ulaşamayacaklardır. Kürtleri Terörizmle özdeşleştirerek inkâr ve imha siyasetine ve uygulamalarına meşruluk kazandırma politikası öteden beri süregelen bir devlet politikasıdır. Kürtler bu oyuna asla gelmemelidir.
çünkü haklı olmak yetmiyor. Doğru, güzel ve iyi olanı yapmak ve başarmak gerekiyor.



4 Nisan 2006

Hıdır YALçIN
/ Serhat
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe