KÖTÜNÜN İYİSİ, İYİNİN KÖTÜSÜ
Kürt meselesinin çözümü ekseninde yaşanan gelişmeler ve yürütülen tartışmalar yeni bir boyut kazanmıştır. Bugüne kadar kat edilen mesafeyi tanımlamak gerekirse mevcut durum kötünün iyisi, iyinin kötüsüdür denilebilir.
Hıdır Yalçın
18.06.2012 - 01:18
Kürt Meselesinin Çözümünde Gelinen Nokta

KÖTÜNÜN İYİSİ, İYİNİN KÖTÜSÜ

Kürt meselesinin çözümü ekseninde yaşanan gelişmeler ve yürütülen tartışmalar yeni bir boyut kazanmıştır. Bugüne kadar kat edilen mesafeyi tanımlamak gerekirse mevcut durum kötünün iyisi, iyinin kötüsüdür denilebilir.

Geçmişin katı inkâr ve imha politikalarının egemen olduğu karanlık yıllara göre düşünüldüğünde bugün gelinen noktayı oldukça iyi ve olumlu saymamak aptalca bir inkârcılık olur. Ama öte yandan, 21. yy. başında hala bir halk-ulus olmaktan kaynaklı haklarını kullanamayan Kürtlerin Anadilde eğitim hakkının bile verilmemesinde direten politikalar dikkate alındığında mevcut durumu yeterli ve kabul edilir bulmakta mümkün değildir. Hatta bazı politikaların ve uygulamaların onur kırıcı ve kabul edilemez olduğunu söylemek lazım.

Kürt sorununun inkârdan kabul sürecine varması imha politikalarından uzaklaşma ve siyasi çözüm yönünde irade beyanının ortaya çıkması günümüzün belki de en önemli sayılabilecek gelişmesi olarak görülebilir. Hatta biraz daha ileri giderek şunu söylemem lazım. Kürt sorunun çözümü konusunda ilk defa Kürt ve Türk siyaset cephesi ve toplumsal kesimleri ortak bir payda oluşturmuş durumdadır. O payda şudur; ?Kürt sorunu şiddetle çözülemez, tek çözüm yolu siyasal demokratik yoldur.?Bugünün Türkiye?sinde ve Kürdistan?ında toplumun yüzde doksanı böyle düşünmektedir. Geçmişte Kürtlerin sessiz çoğunluğu olarak tanımlanan bu yüzde doksan giderek sesli çoğunluğa doğru evrilmektedir.

Tam da bu noktada son birkaç gündür tartışılan ve Sn. Leyla Zana?nın yaptığı açıklamaları değerlendirmek yerindedir.

Leyla Zana Kürt siyasetinde cesur çıkışlar yapmış, bedel ödemiş ve simgesel değer taşıyan bir siyasetçidir. Söyledikleri önemlidir ve tartışmaya değer. Ama daha da önemli olan Sn. Leyla Zana?nın dile getirdiği bu düşüncelerin Kürt toplumunun en az yüzde doksanının görüşünü yansıtıyor olmasıdır. Bu düşüncelere siyasi ağırlık ve aktivite kazandıracak asıl gerçek budur. Bu noktada Kürtler açısından asıl sorun PKK? ye rağmen ve gerektiğinde PKK' yi de kucaklayacak böyle bir aktiviteyi Kürt siyasetinin egemen gerçeği haline getirmeyi başaracak mıdır?

Yani kısacası doğruyu söylemeye cesaret etmek çok önemlidir ama onun arkasından yürümek daha da önemlidir. Umarım gelişmeler bu yönde seyreder.

Kürtler muhataplık sorununu çözemezlerse bu gün olduğu gibi Kürt sorununda Türk çözümü hep kendini dayatmaya devam eder.

Türk devleti Kürt sorununa yol açan taraf olarak çözümünden de birincil dereceden sorumludur. Bu durum Türk devletine ?sorunu ben yarattıysam istediğim gibi çözerim? gibisinden keyfi davranma hakkı vermez. Bugün izlenen politikanın özü Kürt sorununu muhatapsız ve tek taraflı bir politika ile çözmektir.

Kürtler inkâr ve imha siyasetinin yol açtığı tüm ağır sonuçları yaşayan mağdur taraftır. Halk olmaktan kaynaklı hakları gasp edildiği için özgürce kullanamamıştır. Dolayısıyla en fazla çözüm isteyen ve bu uğursuz sürecin sonlanmasını isteyen taraftır. Ne var ki, kendi içinde yaşadığı sorunlar nedeniyle kendi çözümünü ortaklaştıramamakta ve pratikleştirememektedir. Dolayısıyla dayatılan devlet çözümüne adeta mahkûm olmakta ve verilenle yetinmek gibi bir durumla karşı karşıya kalmaktadır.

Türkiye?nin inkâr ve imha sürecinde olduğu gibi kabul ve çözüm sürecinde de egemen bir yaklaşımda ısrar etmesinin nedenlerini Kürtler kendi cephesinde yaşadıklarını sorgulayarak anlayabilir ve bu duruma son vererek çözümde eşit taraf haline gelebilir. Kanaatime göre Kürtlerin ne pahasına olursa olsun başarması gereken bazı önemli işler ana başlıklarıyla ve tekrar da olsa şöyle sıralanabilir.

- Öncelikli olarak parçalı siyasi duruşa son vermeyi ve ortak ulusal paydalarda buluşma gücünü ve tahammülünü göstermelidir.

-Şiddeti ret etmeli ve meşru bir mücadele yöntemi olarak demokratik siyasal mücadeleyi esas almalıdır.
-Ya PKK tekelci-zorba ve muhalifini yok eden siyaset tarzını aşmalı ya da bu olmuyorsa Kürtler ne pahasına olursa olsun PKK?nın siyasi-askeri vesayetinden kurtulmalıdır.

-Politikada parça- parça elde edilen kazanımları sahiplenmeli ama onunla yetinmemelidir. Ya hep ya hiç gibi uç bir yaklaşım doğru değildir.

-Ana dilde eğitim hakkı hiçbir şart altında vazgeçilemez olarak görülmeli ve bu esas ortak payda haline getirilmelidir. Vs. vs.

Bu ana başlıklar çoğaltılabilir.

Evet, gelinen nokta çok önemlidir. Ya yeni bir siyaset anlayışı ve yapılanma ile çözüm sürecine müdahale edilir ve Kürtler hakkı olanı kazanır. Ya da verilenle yetinmek ve buna da şükür Allah?ım demek zorunda kalır.


18 Haziran 2012 Hıdır Yalçın
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe