NOSTALJİK BİR SOHBET VE TRAJİK GERÇEK!
          Yirmi birinci yüzyılda ve uzun bir mücadele süreci ardından tüm çağdışı yapı ve ilişkilerin aşıldığına inandığımız Kürdistan’da bu tablo niye. Şex lerin, Pirlerin, Seyitlerin, Ağaların, Beylerin, Mafya babalarının elinin öpüldüğü bu coğrafyada özgür ve demokratik ilişkilerin inşa edilmesi için yola çıkmışken bu tabloya ne demeli ve nasıl anlamalıyız? Şexini kaybetmiş Kürt pişman olmuşta yeni şex ‘ini mi arıyor demeli?
Hıdır Yalçın
22.05.2008 - 22:04
                                 NOSTALJİK BİR SOHBET VE TRAJİK GERçEK!

        Kürtlerin yaşadığı durum söz konusu olduğunda çok şey konuşulur. Hem Kürtler kendine ilişkin, hem de başkaları Kürtlere ilişkin konuşur. çünkü konuşulup aydınlatılması, açıklanıp izaha kavuşturulması gereken o kadar çok şey var ki.

        Kürtlerin yaşadığı durum söz konusu olduğunda çok şey konuşulur. Hem Kürtler kendine ilişkin, hem de başkaları Kürtlere ilişkin konuşur. çünkü konuşulup aydınlatılması, açıklanıp izaha kavuşturulması gereken o kadar çok şey var ki.

        Bir bahar akşamı bir grup arkadaş ve dostla oturmuş sohbet ediyorduk. Yani biz Kürtler Kürtlere ilişkin geçmişten ve gelecekten söz ediyorduk. Nerden nereye geldik, ne olacak derken söz, DTP grup başkanı Sayın Ahmet Türk’ün son açıklamalarına geldi.

        Hatırlanacağı üzere Ahmet Türk bir grup DTP li ile birlikte- kimi kaynaklara göre Sayın Celal Talabani’nin çağrısı üzerine- G.Kürdistan’a gelmişti. Ve burada yaptığı bir toplantıda’ PKK’nın silahlı mücadelesi Kürtlere zarar veriyor’ demişti. Bunun Kürtçe aslının kayıtlara geçtiği sonradan anlaşıldı. Yani A.Türk’ün Kuzeye döndükten sonra ben böyle söylemedim demesi işin aslını değiştirmedi.

        Evet, bizde tam acaba neden Süleymaniye’de başka Diyarbakır’da başka konuşma ihtiyacı duydu diye tartışırken çoğu PKK yönetiminde yer almış arkadaşlar dönüp birbirine baktılar. Bu arada Türkiye’den gelen bir misafirimiz söze karıştı. Ya öyle konuşmak zorunda arkadaş;

        “Bende DTP çalışmalarında bulundum. çoğu zaman yanlış bildiğim şeylere yanlıştır deme cesaretini gösteremedim. Anlayışla karşılamak gerekir dedi ve konuşmasını bir örnekle pekiştirdi.

        Bakın arkadaşlar dedi;” ben halada bu hareketin saflarında çalışıyorum. örneğin biz her yıl Urfa’nın Amara köyüne gideriz. Burayı bir Kâbe gibi kabul edip ziyaret ederiz. Ve her gittiğimizde inanın yüzlerce kişi Fatma öcalan’ın elini öpmek için itişip kalkışırız. Bunlardan biride benim. Ve ben bunların yanlış olduğunu bildiğim halde yapmak zorunda hissediyorum kendimi. Yani bu anlamda orada bulunmak her şeyi doğru görüp yapmak anlamına gelmiyor “ dedi ve sözünü tamamladı.

        Bunları anlatan dostum üniversite bitirmiş, bilgisayar mühendisi bir Kürt. Yani bilime inanmış bir aydın aynı zamanda. Ve bunları anlatırken herkes şaşkın bir tebessümle hayretini belirterek bu kadar da olmaz dedi.

        Ama olmuş işte.

        Tabi burada hemen bir parantez açarak belirtmem gerekir ki, söz konusu olan Fatma öcalan değil. O, çizildiğine inandığı kaderini vasat ölçüler içinde yaşamaya çoktan razı olmuş bir Kürt Kadını. Ve eminin ki, bir gün yüzlerce Kürdün sıraya girip ellerini öpmesini hayal bile etmemiştir. Ama birileri orada ve öyle görmek istedi ve bir anda orda oluverdi.

        Şaşırtıcı ve trajik olan şu:

        Yirmi birinci yüzyılda ve uzun bir mücadele süreci ardından tüm çağdışı yapı ve ilişkilerin aşıldığına inandığımız Kürdistan’da bu tablo niye. Şex lerin, Pirlerin, Seyitlerin, Ağaların, Beylerin, Mafya babalarının elinin öpüldüğü bu coğrafyada özgür ve demokratik ilişkilerin inşa edilmesi için yola çıkmışken bu tabloya ne demeli ve nasıl anlamalıyız? Şexini kaybetmiş Kürt pişman olmuşta yeni şex ‘ini mi arıyor demeli?

        Evet, sözünü ettiğim durum tüm Kürtler için olmasa da PKK ye taban oluşturan belli bir kesim için böyledir. Hal böyle olunca Kürt meselesinin çözülmesi ve bunun için mücadele edilmesi gerektiğine inananların çok daha ciddi düşünmesi gerekiyor. Böylesine fanatik bir tarikatlaşmayı aşmak öyle kolay değil. İşte tam bu noktada bulunan bir örgüt ve kitle için doğrular, bilim, demokrasi ve özgürlük gibi kavramlar gerçek anlamıyla devre dışı kalıyor. Kör bir inanç ve Kör bir iddia Kürtlük bilinci ve onuru yerine oturuveriyor.

        Ve artık neyin söylendiği değil, kimin söylediği önem taşıyor. Böyle olunca da; işte örnek kabilinden belirtiyorum “Dersim isyanının bastırılmasında M.Kemal Atatürk’ün haberi yoktu” der A.öcalan, bu yapı ve kitle hiç düşünmeden ve sorgulamadan öyledir der.

        Burada haykırmak istiyor insan. Ya eyyy ahali daha dün gibi hatırlanan, hala canlı tanıkları olan bu olay Kemalizm’in eseri değil mi? İnönü, M.Kemal’in başbakanı olarak bu süreci yönetmiyor mu? Hangi Komutan ya da Yerel yönetici bu tepedeki Kemalistlerden habersiz bu büyük katliamı yapabilir ki? Vs. vs. Kaldı ki, bunları yeniden yazmaya ve ispatlı olanı yeniden ispatlamaya gerek yok ama maksatlı bir saptırmaya dikkat çekmek için belirtmekte yararı olur diye söylüyorum.

        Aklı başında, biraz tarih bilgisi olan ve birde art niyetli olmayan hiçbir Kürt bunlara inanmaz. İnananları ise Kürt isyan tarihi ve Dersim’in kanayan yüreği ile baş başa bırakmak lazım.

        Tüm bunlar önemsiz bir ayrıntı gibi görülemez. Kürtleri büyük açmazlarla karşı karşıya getiren bir zihniyeti anlatan karelerden bazılarıdır bunlar. Bunun bir gün mutlaka aşılacağına hep inandım ve gelişmelerin öyle olacağını düşünüyorum. Kürtler adına her türlü karar ve yetkiyi kullanma, her sözü söyleme hakkını kendinde görenler unutmasın ki, günü geldiğinde bugün el öpmek için sıraya girenler hesap sormak için yakanıza yapışacak kadar aydınlanacak ve gerçekleri göreceklerdir. Her şeyin başına demokrasi ve özgürlük kavramlarını koyarak gerçekten öyle olduğunu bu halka inandıramazsınız.

        Yine de “demokratik “ el öpenleriniz bol olsun diyorum.
22 Mayıs 2008

Hıdır YALçIN - SERHAT
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe