Söz Söyleme Cesaretini Uygulamada da Görmek İstiyoruz!..
        Türkiye'de  Kürt sorununun varlığını kabul  etme ve çözüme karşı direnmede önemli bir kesimin varolduğu gerçeği gözler önünde. Ancak bu Türkiye' de yeni bir durum değildir. Yeni olan Kürt sorununun varlığının başbakan tarafından ve resmi olarak kabul edilmesi ve bunun sivil toplum ve siyaset cephesinde ciddi bir desteğe sahip olmasıdır.
Hıdır Yalçın
14.08.2005 - 17:28
     Başbakan R.Tayip Erdoğan  Ankara da aydınlarla  yaptığı toplantı ardından Diyarbakır a geldi.
    
     Diyarbakır gezisi öncesinde yaptığı açıklamalar ciddi tartışmalara yol açtı.Türk devletinin 80 yıllık  değişmez kırmızı çizgini aşarak bir tabuyu yıktı.Yani adı konulmayan bir sorunun adını koyarak çözüme bir adım attı.

     Bu adımı oldukça önemsemek gerekir.

     Diyarbakır konuşmasında başbakan bazı önemli tespitlerde daha bulundu.Sadece Kürt sorununun varlığını kabul etmekle kalmadı.Demokrasi içerisinde ve mutlaka çözeceklerini ifade etti. Devletin geçmişiyle yüzleşmesini ve buna cesaret etmesine vurgu yaptı.Şiddete başvurmayan tüm toplumsal kesimlerin düşüncelerini dinlemeye hazır olduklarının altını çizdi.Ve hükümetin icraatlarına ilişkin verili bazı açıklamalar yaptı…..

     Tüm bunların Kürt siyasal cephesinden nasıl okunması gerektiğine ilişkin görüşlerimi ifade etmeden,Erdoğan ın yaptığı açıklamalar ardından yapılan bazı değerlendirmeleri tartışmayı yararlı görüyorum.

     özellikle Emekli generallerden Necati özgen ve Altay Tokat ın bir televizyon tartışmasında söyledikleri ordu içerisindeki inkarcı ve savaş rantçısı kesimin azgın duygu ve düşüncelerini yansıtması bakımından önemlidir.Aynı şekilde CHP genel başkanı D.Baykal,MHP genel başkanı Bahçeli ve DYP genel  başkanı Ağar ın klasik şoven yaklaşımlarına bir kez daha tanık  olduk.Artı bazı gazete ve köşe yazarlarının Kürt sorununun varlığından duydukları rahatsızları köşe yazıları ve haber sütunlarından okuduk. Tüm  bunlar Türkiye de  Kürt sorununun varlığını kabul  etme ve çözüme karşı direnen önemli bir kesimin varolduğunu ortaya koymaktadır.Ancak bu Türkiye de yeni bir durum değildir.Yeni olan Kürt sorununun varlığının başbakan tarafından ve resmi olarak kabul edilmesi ve bunun sivil toplum ve siyaset cephesinde ciddi bir desteğe sahip olmasıdır.

     PWD olarak biz  R.Tayip Erdoğan ın yaptığı bu yeni değerlendirmelere ilişkin yaklaşımımızı ve beklentimizi bir açıklama ile ortaya koyduk.

     Erdoğan ın açıklamaları oldukça önemlidir.Her şeyden önce sorunun adını koymak çözüme soyunmak demektir.Hele TC nin seksen yıllık inkar politikası dikkate alındığında bunun cesur bir adım olduğunu söylemek yerindedir.Ancak sorunu kabul etmek çözmek demek değildir.O zaman gündemde olan soru bu sorunun nasıl çözüleceğidir.Zemini ve yöntemine ilişkin tespit bizimde mutabık olduğumuz bir husustur.Demokrasi zemininde,şiddetten uzak ve siyasal yöntemlerle çözmek… Peki içi nasıl doldurulacak . Bu noktada kürt halkının ve onun siyasi temsilcilerinin dinlenmesi,ne istediklerinin iyi anlaşılması gerekir.Bu yapılmadan ve sadece devletin uygun gördüğü kapsamda bir çözüme yönelmek yanlış olur ve yaratacağı umut kırıklığı ile beraber sorunu daha da ağırlaştırır.umarız bu hataya düşülmez.

     Bu bakımdan mevcut adımı sorunu tartışmaya açmak kabilinde ele almak ve değer biçmek gerekir.Bu yaklaşımı daha güçlendirici ve destekleyici yaklaşımlara ihtiyaç vardır.Kürt siyaseti ve sivil toplum örgütleri bu tutumu takınmak durumundadırlar.Bunu önemli görüyoruz.

     Şunun da bilinmesi gerekir ki,defalarca katliama ve talana uğramış,aldatılmış bir halkın her şeye inanması ve itibar etmesi beklenemez.Nitekim kürt  halkının ezici bir kesiminin bu adımı olumlu görmekle beraber ihtiyatlı yaklaşması bu nedenledir.İcraatı görmek isteyecektir.

     Acaba Kürt sorunu hakkettiği yöntemlerle ve halkın beklentilerine uygun bir kapsam damı çözülecek yoksa sorunun geleceğe ertelenmesi anlamına gelecek geçici yaklaşımlarla geçiştirilecek mi .

     Şüphesiz bu bekleyip görelim tutumuna girmek anlamına gelmez.özellikle Kürt demokratik siyaseti hem bu tartışma sürecine aktif katılmalı ve hem de çözüm projelerini ortaya koyarak çözümün bir tarafı olarak iradesini ortaya  koymalıdır.Bu konuda yapılacak çok şeyin olduğu açıktır.Şiddeti kesin reddeden ,demokratik zeminde ve siyasal yöntemlerle Kürt sorununu çözmeyi esas alan bir yaklaşım gelişmelere yön verebilir.r

     Sorun tarihseldir,kapsamlıdır ve çok yönlüdür.çözümünde öyle olması gerekiyor.Siyasal,ekonomik,kültürel,sosyal boyutu kadar acil adım atmayı gerektiren yönleri var.

     Bir defa şunun bilinmesi gerekir ki olağan üstü koşullarda yaşayan bir halkın rahat düşünmesi ve olağan makul çözümler üretmesi beklenemez.O halde öncelikle ortamın normalleşmesi gerekir.Bunun için çatışma ortamının sona erdirilmesi,genel bir af kanunun çıkarılması,köye dönüşlerin sağlanarak yaşamın normalleşmesi ve sivil  hayatı tehdit eden köy koruculuğu vb. uygulamaların ortadan kaldırılması gerekiyor.Bu acil taleplerin yerine getirilmesi çözüm ortamını olgunlaştıracak ve güven ortamını hazırlayacaktır.

     Kürt halkının ezici bir kesiminin ve demokratik siyasi çevrelerinin şiddeti istemediği ve itibar etmediği gerçeği göz ardı edilmemelidir.Ve esas çözüm iradesi de budur.
     Kürt sorunun çözümünde yeni bir sayfa açılacağı inancının süreklilik kazanacağı ve pratik bir değere kavuşacağı inancını taşımak istiyoruz. Yanıltılmaya tahammülümüz yoktur; avutulmaya da
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe