Teslim Almakta Teslim Olmakta Onursuzluktur!        

         Kürt meselesini çözmek; her şeyden önce bilinç, yürek, cesaret, onur, edep ve bunları içeren bir samimiyet ve kararlılık ister.

         Niye mi?

         Çünkü Kürt sorunu her şeyden önce bir insan topluluğunu, bir ulusu ilgilendiren bir meseledir. Bu sorunla uğraşmak Saygılı olmayı ve haddini bilmeyi gerektirir.

         Kendine insanım diyenin Kürde saygı duymaması düşünülemez. Aynı yaklaşımı kürdün de başka topluluklara karşı göstermesi lazım. Bunda çifte standart olmaz. Empati yaparak bunu anlamak zor değil.

         Kısada olsa bu çok bilinen hatırlatmaları yapmamın nedenleri var elbette. Uzun bir zamandır başlayan “demokratik açılım” ya da Kürt sorununda çözüm tartışmalarını yakından izliyorum. Son günlerde giderek tansiyonun yükseldiği görülmektedir ve bu beni şaşırtmadı. Aksine beklenen bir durumdu. Ancak tartışmalar sertleştikçe gerçek niyetler, saklı tutulan yönlerde birden kendini açığa veriyor. Bembeyaz gibi görünen ortam kırmızıçizgilerden, vazgeçilmezlerden ötürü kirlenmeye başlıyor. Daha da önemlisi insan yaşamına saygıdan, özgürlüklerden, akan kanın durmasından, barıştan bahsedenler birden şahinleşiyor veya öyle görünme ihtiyacı hissediyor. Tüm bunları bir yere kadar anlamak mümkündür ama bir şeyi anlamak ve kabul etmek aslan mümkün değildir.

         “Silahlarını bıraksınlar Teslim olsunlar”

         Türk Genel Kurmayı adına yapılan ve Başbakan Erdoğan’ında tekrarladığı söylenen bu açıklama tamda bu noktada Kürt olarak, insan olarak beni-bizi çileden çıkarmaktadır.

         İnsan Onurlu Bir Varlıktır.

         Bu çağrı hala dağda bulunan Kürt çocuklarına, savaşçılarına yapılmaktadır.

         Onurlu bir insan, demokrasi ve insan haklarına dayalı bir çözümden yana olan biri bu çağrıyı yapmaz. Eğer yapıyorsa kendisi onursuzdur.

         Kürtler insandır. Dağdakiler insandır. İnsanda Onurlu Bir Varlıktır. İnsana Onurundan vazgeç demekten daha onursuzca bir teklif yapılamaz. Bu mana da diyorum ki; Teslim almakta Teslim olmakta onursuzluktur, şerefsizliktir.

         Keza, insanları salt kişisel yaşamını güvence altına almak için dağda ve silahlı bir güç olarak kalmak ve anlamsız bir şiddet temelinde ölüme gitmek zorunda bırakmakta bir çeşit teslim alma biçimidir. Bu yaklaşımın da kürdü en saygısız tarzda kullanmak ve rehin almak olduğunu düşünüyorum. Kürt halkı bu ikisini de hak etmiyor.

         Onurundan vazgeçmiş insanın ya da insan grubunun insanlığa, özgürlüğe, demokrasiye yapacağı hiçbir katkı olamaz.

         Benimde içinde bulunduğum bir grup arkadaş Silahlarımızı bıraktık ve dağdan indik. Ama teslim olmak ve onursuzluğu kabul etmek için değil. Kürtlüğümüzden ve Kürt mücadelesinden vazgeçmek için de değil. Mücadelemizi çağın değerlerine ve realitesine uygun ve demokratik siyaset zemininde yürütmek üzere bunu yaptık. Bir defa bunun doğru okunması ve değerlendirilmesi gerekir.

         Belirtemeden geçemeyeceğim bir husus daha var. Türk devleti ve ordusu çok güçlü olabilir ama unutulmamalıdır ki bir halkın onurunu teslim almaya yetecek güç hala bulunmamıştır. Bu gerçeği en iyi TC’nin bilmesi gerekir diye düşünüyorum.

         Bu noktada yanıtlanması gereken önemli bir soru olduğu kanaatindeyim.

         Türk devleti ve hükümeti Kürt sorununu demokrasi ve insan hakları çerçevesinde gönüllü, özgür ve eşit temellerde barış içinde bir arada yaşamak üzere mi çözmek istiyor yoksa ulus olmaktan kaynaklı haklarından vazgeçmiş, onuru kırılmış ve biat etmiş bir “Kürt toplumunu” yeniden kendine katmak için mi uğraşmaktadır? Bu soruya verilecek yanıt sorunu çözme yönünde beyan edilen niyetlerin samimiyetini ve dürüstlüğünü ve çözüm kararlılığını ortaya koyacaktır.

         Çözmek teslim almak değildir. Egemen devlet olmanın olanaklarını kullanarak, güç gösterisinde bulunarak sorunların adil ve kalıcı çözümü gerçekleşemez. Eğer bu mümkün olsaydı Cumhuriyet tarihi boyunca ve öncesinde yaşanan Kürt isyanları ve katliamlar ardından Kürtlerin bir daha gıkını çıkarmaması ve ebediyen teslim olması gerekirdi. Yaşananlar bunun hiçte böyle olmadığını ve olamayacağını kanıtlamaktadır. Tarihi gerçekler görmezlikten gelinerek örtbas edilemez.

          Diyarbakır cezaevinin yerini değiştirebilirsiniz ama orda yaşanan acı gerçeklerin yerini asla değiştiremezsiniz.

         Yapılması gereken Kürtlerin haklarını teslim etmek ve insanların eşit-özgür koşullarda, barış içinde ve gönüllü temelde bir arada yaşamalarını mümkün kılacak ortamı oluşturmaktır.

         Kürtler, Güçlünün(yani devletin) suçluyu affettiği manada ve kendi başına bir af dilememektedir. Genel çözümün bir parçası olacaksa adına genel af denilen hukuki bir düzenlemeyi anlamlı görmektedir. 
 
Bir Kürt olarak, Kürtlerin büyük bölümünün konu hakkında böyle düşündüklerini biliyorum.
Düşündüğü gibi davranmak özgür insanın tutumudur. Kürtler de bunu yapacaktır

28 Ağustos 2009                                                                             Hıdır Yalçın

Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe