YARIŞTIRILAN ÖLÜ M SAYILARINDA TÜKENEN ÇÖZÜM UMUTLARI!
Erdoğan’ın 2005 yılında Diyarbakır’da yaptığı konuşma ile filizlenen çözüm umutları Habur sürecinde darbe alsa da Oslo’da yürütüldüğü ortaya çıkan görüşmelerle yeni bir boyut kazandı.Ne yazık ki, Silvan eylemi ile başlayan ve giderek derinleşen çatışmalı bir süreci , cevap aradığımız çok çetrefilli sorular eşliğinde hep birlikte izliyoruz.
Hıdır Yalçın
22.09.2012 - 01:43
YARIŞTIRILAN ÖLÜ M SAYILARINDA TÜKENEN ÇÖZÜM UMUTLARI!

AKP?nin yönettiği Türkiye?de de Kürt meselesinin barışçıl çözümüne ilişkin başlangıçta yeşeren umutlar giderek tükeniyor gibi. Umutların tükenmesini hiç kimse istemez sanırım ve bu anlamda şu an umutların tükenmesinden söz etmekten daha zor bir kavram yoktur benim için.

Ne yazık ki yaşanan tabloya bakıldığında bundan öte bir şey görmek ve söylemek zor.
Başbakan Erdoğan?ın 2005 yılında Diyarbakır?da yaptığı konuşma ile filizlenen çözüm umutları Habur sürecinde darbe alsa da Oslo?da yürütüldüğü ortaya çıkan görüşmelerle yeni bir boyut kazandı.Ne yazık ki, Silvan eylemi ile başlayan ve giderek derinleşen çatışmalı bir süreci , cevap aradığımız çok çetrefilli sorular eşliğinde hep birlikte izliyoruz.

PKK yeniden silahlı mücadele ile askeri zafer kazanabileceğini ifade ederek yaptığı eylemlerle alan kurtarmaktan, kontrol sağlamaktan söz etmeye başladı. Yürüttüğü savaş taktiği de ?Vur Kal?mış. Verdikleri bilançolara bakılırsa Türk devleti yakında asker ithal etmek zorunda kalabilir.

Yaptıkları ile yeni bir mücadele dönemine girdiğini söyleyen PKK yeniden askeri yolla zafer elde edebileceği inancına nasıl geri döndü. Bunda Türk devletinin izlediği politikaların rolü vardır elbette ama asıl olan ?Arap baharının? yaydığı baş döndürücü zafer kokuları ile PKK? nin dayandığı ittifaklar ve iç dengeleridir. Bunu detaylandırmak ayrı bir değerlendirme konusudur. Şunu söylemek gerekir ki, PKK mevcut konjöktürde bazı askeri eylemlerde başarı kazanabilir, çok sayıda asker ve polis öldürebilir. Bunun gerillanın motivasyonuna katkısı yanında fanatik taraftar kitlesinde intikam duygularını tatmin eden etkileri olabilir. Ancak demokrasi ve insan hakları bilincine sahip ve çağın değerleriyle buluşmuş hiçbir Kürt ne kadar asker ve polis öldürürsen o kadar başarılı ve çözüme yakınsın gibi bir denkleme uygun düşünmüyor. Yıllarca böyle bir savaşı yaşayan biri olarak bende böyle düşünmüyorum. Hatta eğer bu denklem doğru olsaydı bu savaş 1990-91-92 ve 93 yıllarında kazanılmış ve sonuçlanmış olurdu. Böyle olmadığı görüldü.Yaşanan zorlu ve kirli savaş ardından taraflar(PKK açısından arzu edilmeyen koşullarda da olsa) barışçıl ve demokratik siyasal zeminde diyalog ve müzakere yöntemine yöneldiler.Bugün bu zemin hayli tahrip edilmiş olsa da eninde-sonunda gelinecek nokta yine burası olacaktır.
Devlet-hükümet cephesinde yürütülen politikalara bakıldığında durum daha vahim.2005?teki Erdoğan?dan eser kalmamış. Özellikle Kürt meselesinde milliyetçi-faşist söylemler giderek öne çıkmaktadır. ?Bizim dönemimizde inkar-imha yok? diyerek övünen Erdoğan, anadilde eğitim hakkı verilmeli diyenlere ?o kadarda olmaz? diyerek inkarcı yüzünü açığa vurmaktadır. Başka ülkelerde yaşanan savaşlarda ölümlere karşı olduğunu, mazlumun hakkını savunduğunu söyleyenler giderek mezalimden medet umar hale geldiler.

Erdoğan?da ?kelle saymaya? başladı bile. ?Şu kadar günde şu kadar terörist öldürüldü diyerek ve bunu her gün defalarca tekrarlayarak PKK dan daha fazla insan öldürdüklerini kanıtlamaya çalışmaktadır. PKK?yı ?ölü sevicilikle? suçlayan AKP yöneticileri ?ölü sayıcı? olmaya başladılar. İç işleri Bakanı ?Tek bir terörist kalmayıncaya kadar mücadelemiz devam edecek? diyerek askeri yönteme giderek daha fazla nasıl itibar eder noktaya geldiklerini ilan etmektedir.

Kısaca her iki tarafta sayıları yarıştırarak bundan üstünlüklerini kanıtlamaya ve çözüm üretmeye çalışmaktadır. Bu büyük yanlışa AKP nasıl geldi ya da getirildi. Erdoğan ?elimden geleni yaptım, karşılık bulmadı? diyor. Bu gerçeği tam olarak ifade etmiyor. AKP? nin Kürt meselesini Çözüm zihniyetinde acayiplikler var. Mesela Erdoğan ?silah bırakırlarsa operasyonlar durur? diyerek çok makul ve akıllıca bir formül sunduğunu sanıyor. Çok tuhaf! Peki, silah bıraktıktan sonra senin ne yapacağını kim nerden bilecek. Neden sana ve yönettiğin hükümete böyle sonsuz güvenilmesini bekliyorsun. Kaldı ki Kürtler uluslar arası güvencelere bağlanmamış ve anayasal teminat altına alınmayan hiçbir çözüme itibar etmeyeceklerini her fırsatta ifade etmişlerdir. Dolayısıyla bu yaklaşım kendi cephesinden suyu yokuşa sürerek zaman kazanma veya karga-tilki hikâyesinde yaşandığı gibi karganın ağzındaki peyniri düşürünceye kadar sesinin ne kadar güzel olduğunu söylemeye benzer.

Kürt meselesine ilişkin geçmiş Türk hükümetlerini eleştiren AKP, bugün onların birçok yanlışını tekrar eder duruma geldi.

AKP?nin bu duruma kaymasını sadece PKK?nın yürüttüğü eylemlere bağlamak ya da yaklaşan seçim hesaplarına odaklamak doğru değildir. Akla şöyle bir soru geliyor. AKP bugün ki ordu-polis gücünü ne kadar kontrol edebiliyor. Acaba AKP nin Kürt meselesinde özellikle PKK ile mücadele konusunda bu noktaya gelmesinde ordunun rolü nedir diye düşünmek gerekmiyor mu?

Kürt sorununun çözümünde mevcut durumda yaşananlar umut tüketicidir. Devlette PKK? de bu yanlıştan dönmek zorundadır. Bu durum iki tarafın çözüme ilişkin samimiyetlerini daha fazla sorgulatır hale getirecektir. Daha çok insanın ölümüne sebebiyet vermek daha çok barışa, demokrasiye ve özgürlüğe, dolayısıyla artık herkesin arzu ettiği çözüme yaklaşmak demek değildir. Daha çok ölüme sebebiyet vermekten, onları saymaktan, sayıları yarıştırmaktan ve bundan başarı üreterek gurur duymaktan vazgeçin. Yoksa o öldürdüklerinizi ve ölümüne sebebiyet verdiklerinizi doğuranlar, büyütenler size hak ettiğiniz cevabı vereceklerdir.
21.09.2012 Hıdır Yalçın
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe