15 Ağustos Atılımı-Eruh Baskını
( Agit, Erdal, Bedran, Şiyar, Dr.Baran’ın Anısına)
Şiyar; Erdal’a seslendi: “ Üst katın işi tamam esirleri ne yapalım.” Erdal beklemelerini söyledi. O esnada Agit’in geldiğini görmüştü.
Nizamettin Taş
15.08.2013 - 00:11
15 Ağustos Atılımı

Eruh Baskını

( Agit, Erdal, Bedran, Şiyar, Dr.Baran?ın Anısına)

-1-



Eruh; Çırav ve Herekol dağlarını bir birinden ayırtan dar bir vadinin ortasında, kendisini fethetmeye gelen birliği dingin bir sessizlik içinde bekliyordu. Henüz şafak sökmediği için Eruh?u net görmek mümkün değildi. Elektrik ışıklarından küçük bir yerleşim birimi olduğu anlaşılıyordu. Çevresinde yüzlerce çoban ateşi yanıyordu.

Eruh; 14 Temmuz Silahlı Propaganda birliğin ayakları dibinde, ara sıra köpek havlamaları ve eşek anırmaları dışında büyük bir sessizlik içerisinde kaderine razı, ya da başına neyin geleceğinden habersiz; sere serpe, derin bir uykudaydı. Yarın akşam burada fırtına kopacaktı. Eruh bundan habersiz olmanın kayıtsızlığı içinde, fırtına öncesi derin sessizliği yaşıyordu. Allah?ın bile varlığından haberdar olduğuna dair çok ciddi şüphelerin olduğu bu küçük yerleşim biriminin; bir gün sonra tüm dünyanın gündemine bomba gibi düşeceğini, Eruh halkının rüyasında dahi görmediği anlaşılıyordu.

Kısa bir süre sonra şafak sökmeye başladı. Vadinin kuzey yakasında; Herekol dağının zirvelerinin ufuk çizgileri önce pembeleşti, sonra güneş; tüm canlı-cansız aleme günaydın demek için, doğudan ışık huzmelerini çukurda kalan Eruh?un üzerinden aşırtma bir vuruşla Çırav dağının doruklarına vurdu ve çok geçmeden yayılma açısını genişleterek yamaçları ve en nihayetinde tabiatın tümünü aydınlığa boğdu.

Eruh şimdi çok net görünüyordu. Şafağın sökmesi ile birlikte hayat canlanmış, gecenin dingin sessizliğinin yerini insan ve hayvan şamataları almıştı. Çukurdan yayılan sesler yukarıya, dağın zirvesine çok net ulaşıyordu. Hayvanların çıkardığı her türlü sesin dışında insanların yüksek sesle yaptıkları konuşmalar rahatlıkla duyuluyordu. Kimi bazı konuşma ve acayip ses tonları Eruh?u gözetlemekte olan birkaç arkadaşı güldürmüştü. İnsanlar telaş içerisinde rastgele hareket ediyor, bazıları hayvanlarını araziye çıkarırken diğerleri günlük işlerinde yoğunlaşıyordu. Eruh; kaderinden habersiz, ezelden ebede tekrarladığı günlük işlerinin telaşı içerisinde, sıradan bir yaşam sürdürmeye devam ediyordu.

Birliğin üslendiği nokta; Çırav dağının etrafını kale surları gibi çevreleyen yalçın, sarp kayaların içerisindeydi. Kaya yarıklarını delerek yükselen çalılıklar ve tek-tük rastgele serpilmiş mazi ağaçları konumlanma yerini kamufle ediyordu. Bu kamuflajdan dolayı üslenme merkezinin uzaktan görünmesi mümkün değildi. Üslenme noktası aynı zamanda geçit vermeyen, çok yüksek bir uçurumun tam tepesindeydi. Uçurum; yöreyi çok iyi bilen ve özel bir neden olmazsa kesinlikle tırmanma zahmetine katlanmayı göze alamayacak kadar sarptı. Bu güvenli konumundan dolayı üslenme merkezinin içinde rahatlıkla hareket ediliyor ve arkadaşlar serbestçe dolaşabiliyorlardı.

Her birim Eruh ve kendi hedefine uzun uzadıya dürbünle baktıktan ve planlamaya ilişkin bazı ince balans ayarlamaları yapıldıktan sonra sabah kahvaltısı yapıldı. Daha sonra birkaç nöbetçi bırakılarak tüm birlik öğleye kadar uykuya yattı.

Öğleden sonra, belirli aralıklarla, akşama kadar, her birim; Eruh?u gözetlemeye devam etti. Akşama doğru herkes telaş içerisinde hazırlanmaya başladı. Silahlar gözden geçirildi, yedek cephane dağıtıldı. 14 Temmuz Silahlı Propaganda Birliği artık Eruh?u basmaya hazırdı. Hareket etmeden önce tüm birlik içtimaya geçti. Agit silahını omzundan indirerek birliğin karşısına geçti, hazır ol vaziyetinde kısa bir konuşma yaptı.

?Uzun bir konuşma yapacak değilim. Aylardır hazırlandığımız ve gün boyunca dürbünle baktığınız Eruh?taki askeri hedefleri-Türk sömürgeciliğinin askeri işgalini sembolize eden kurumları ele geçirmek için biraz sonra hareket edeceğiz. Başlattığımız hamlenin ve bu çerçevede yapacağımız ilk baskın harekatının sonucu ne olursa olsun tarihe bir biçimi ile gireceğimiz kesindir. Tarihte buna benzer bir çok baskın harekatının yapıldığını biliyoruz. Ancak tarihi tekerrür ettirmek istemiyoruz. Bu sefer arkamızda; bütün Kürt isyanlarında yazıla geldiği gibi ?kahramanca başkaldırdılar, ancak erken vurularak hareketi kötü bir yenilgiye götürdüler? tarzında bir değerlendirme asla yapılmayacaktır. Buna kesinlikle izin vermeyeceğiz. Kürdün alnına kara bir leke gibi kazınan yenilgi mantığını kökünden söküp atacağız.?

?Gerilla savaşını başlatan ilk baskın harekatının, sonraki gidişat üzerinde kader belirleyici bir rol oynadığını biliyorsunuz. Bu eylemin kitabında başarısızlık diye bir belirleme asla yazılmayacaktır. 14 Temmuz Silahlı Propaganda Birliği tarih sayfalarına bir zafer abidesi olarak geçecektir. Biz başarıya ant içtik; düşman hedeflerini ele geçirmek için zemberek gibi boşalacak ve hedefe kilitlenmiş bir ok gibi hareket edeceğiz. Baskından sonra dünyaya sadece ?gerilla savaşını başlattık? mesajını vermekle yetinmeyeceğiz, aynı zamanda Kürt halkına tarihinin en anlamlı zaferini hediye edeceğiz. Başarınızı, başarımızı şimdiden kutluyorum.?

Konuşmadan sonra, tüm birliği tarif edilemez, garip bir duygusal atmosfer sardı. Kürdistan?da gerilla savaşının ilk kurşunu sıkılacaktı. Eylemin parlak bir zafer ile sonuçlanacağına dair, kimsede en ufak bir kuşku yoktu. Burada söz konusu olan sadece askeri başarı değildi. Bu hamleye kalkışmak bile büyük bir kahramanlık örneğiydi.

Kürdistan?da binlerce yıldır ölüm sessizliği egemendi. 12 Eylül askeri darbesinden sonra Kürt halkı ve Türk solunun yüreğine ölü toprağı serpilmişti. Bırakalım silahlı direnişe kalkışmak, sözünü etmek bile büyük bir kesimin uykusunu kaçırmakta, kabus dolu rüyalarından kan ter içerisinde uyanmalarına yol açmaktaydı. 12 Eylül faşizmine karşı onurunu korumanın bile kahramanlık sayıldığı bir dönemde, gerilla savaşını başlatmak; büyük bir çoğunluk tarafından çılgınca bir girişim ve köşe bucak kaçılması gereken tehlikeli bir süreç olarak görülmekteydi. Oysa hazır olda bekleyen 14 Temmuz Silahlı Propaganda Birliği; gözünü kırpmadan ölümün üzerine atılmaya sabırsız, tepeden tırnağa ölümde yaşamı gerçekleştirmeye ant içmiş bir avuç savaşçıdan oluşuyordu. Düşmanın üzerine atılmaya hazır bekleyen gerilla birliği; feleğin sillesini yemiş ve yeni bir katliam endişesi taşıyan halkın duyduğu korkunun zerresini bile yüreğinde taşımıyor, ölümü alt etmenin dingin ruh hali içerisinde bulunuyordu. 14 Temmuz Silahlı Propaganda Birliği, gerçek zaferini; gerilla savaşının ilk kurşununu patlatmadan önce, Çırav dağında, Mahsum Korkmaz?ın son konuşmasını dinlerken beyninde ve yüreğinde ölüm korkusunu yenerek almıştı.

Konuşmadan sonra, kahramanlık destanı yazmaya aday birliğin her üyesi, son kez kendisini ve grubunun hazırlık düzeyini gözden geçirdi; tim komutanları, Mahsum Korkmaz?a, harekete hazır olduklarını bildirdi. 14 Temmuz Silahlı Propaganda Birliği; binlerce yılın intikamını almak üzere, Çırav?ın sarp kayalardan örülü, geçilmesi zor kapılarının birisinden, önü alınamayan çığ topu gibi, yokuş aşağı, derin bir vadiye akmaya başladı. Normal koşullarda, çığ ve yağmurun bozarak yürünemez hale getirdiği bu vadiden aşağıya inmek birkaç saati alıyordu. Mahsum Korkmaz bu olansallığı dikkate alarak biraz erken hareket emri vermişti. Oysa Eruh?u zapt etmeye kilitlenmiş 14 Temmuz Silahlı Propaganda Birliği?nin en hantal savaşçısı bile avını parçalamak üzere dalışa geçen bir şahin misali, hareket emri verildiği andan itibaren yayından fırlayan ok gibi kanatlanarak uçmuş ve birkaç saatlik mesafeyi daha yarım saat dolmadan, bir çırpıda almıştı.

Birliğin kendisini bir anda vadinin dibinde bulması; hesapta olmayan bir durum yaratmış ve saldırının sihirli anahtarı olan gizlilik tılsımının bozulmasına yol açmıştı. Evlerine dönmekte olan çobanlar ve iş güç sahibi pek çok değişik yaştan insan; kıyafetleri asker ve polislerin üniformalarına benzemeyen, ancak hepsi tepeden tırnağa silahlı olan ve son sürat Eruh?a doğru yol alan birliğe, ağızları açık, anlamsız ve kuşku dolu gözler ile bakıyordu. Hiç kimse nereden geldikleri belli olmayan ve aniden ortaya çıkan silahlı insanların ne yapmak istediğine bir anlam veremiyordu. Meraktan çatlayan çocuklardan bazıları cesaretlerini toplayarak ve yaşlıların uyarılarına kulak asmayarak hızla ilerlemekte olan birliğin arkasından koşmaya başladı. Çobanlardan biri silahlı adamları eşkıyalara benzetti ve uyarmak zorunda kaldı.

?Siz herhalde aklınızı yitirmişsiniz. Silahlı nereye gidiyorsunuz. Eruh?ta asker var, hepinizi öldürürler.?

Çobanın uyarısına rağmen birliğin durmadan ilerlediğini gören tecrübeli ve kendini kurnaz sanan birkaç yaşlı adam; burunlarına gelen kan kokusunu erkenden fark ederek ve bir çatışmanın kaçınılmaz olduğunu görerek tabanları yağlayıp, başlarına bir felaket gelmeden eve yetişmek üzere koştu. Bu tavşan yürekli adamların çıkaracakları şamata yüzünden birlik daha hedeflerine ulaşmadan eylemin sabote olma riski ortaya çıkmıştı. Öncülerin ne yapalım dercesine durakladığını gören Mahsum Korkmaz şu talimatı verdi.

?Ok bir kere yaydan çıktı, onlardan önce hedeflere ulaşmak için daha hızlı gitmekten başka çare yoktur. Tek sıra halinde daha fazla mesafe açarak bütün gücümüzle koşar adım yürüyelim.?

14 Temmuz Silahlı Propaganda Birliği bu talimat üzerine daha bir hızlandı. Karanlık henüz basmamıştı. Eruh halkı geceye son hazırlıklarını yapıyordu. Tek sıra halinde mesafe açarak yürüyen birliğin öncüleri dış mahallenin ilk evlerine ulaştığında halk arasında önce bir uğultu koptu; sonra hay-hular ayyuka çıkarak, yerini anlaşılmaz bir uğultuya bıraktı. Daha önce hayatının hiçbir döneminde böyle bir manzara ile karşılaşmayan halk, tam bir şaşkınlık içerisinde ne yapacağını bilemez haldeydi. Merak, korku ve bilinmezlik halkın psikolojik durumunu özetliyordu. Yaşlı ve yetişkinler ihtiyatlı davranarak uzaktan durumu kavramaya çalışırken, bir süre sonra cesaretini toplayan sınırlı sayıda çocuk bir kez daha birliğin sağında solunda koşar adım yürüyerek meraklarını gidermeye çalıştı. Anneleri, babaları çocuklarını tehlikeden korumak için son bir hamlede bulunarak arkalarından seslenmeye başladı. Çocuklar sesli müdahaleye aldırış etmeyerek birliğin arkasında koşmaya devam edince bir anne oğlunun kollarından tutarak yerde sürükledi. Çocuk annesinin elinden kurtulmak için şiddetle debelendi. Annesi kendisini arkadaşlarından ayırdığı için gururu kırılmıştı. Kendisinden beklenmeyen bir tekme savurdu. Kadın sendeledi; annesinin elinden kurtulan çocuk ok gibi fırladı ve bir çırpıda yakalanma menzilinin dışına çıktı. Kadın hırsından deliye döndü; ne yaptığını bilmeden bir iki taş attı. Çocuğunun gözleri önünde kuşlar gibi kanat çırpıp görünmezler kervanına katıldığını görünce, çaresizlik içerisinde geri döndü; evine girmeden önce anlaşılmaz bir küfür salvosu gönderdi ve daha sonra kapıyı hızla çarparak karanlığa gömüldü.

Halkın gösterdiği korku ve merak karışımı refleks; ortamın gerilmesine yol açtı. Olmadık yerde, tatsız bir olayın patlak vermesi, tarihsel bir hamlenin çok basit bir tarzda kirlenmesine yol açacaktı. Agit bu ihtimali dikkate aldı ve daha hızlı gidilmesi için talimat verdi. Birliğin öncüleri şimdi her iki tarafı ağaçlarla çevrili dar bir yoldan son sürat merkeze doğru ilerliyordu. Hava kararmak üzereydi. Bol yapraklı ağaçlar yolun üzerini adeta kapatmıştı. Bu, hızla ilerledikleri yolun, çevreye göre daha karanlık görünmesine yol açıyordu. Bu arada rüzgar hafiften esmeye başladı. Karanlık, rüzgar ve ağaç yapraklarının hışırdaması; baskına layık, esrarengiz bir serin havanın tüm birliği sarmasına yol açtı. Karanlık bir tünel veya hava koridorunu andıran yolun ortalarında birliği tedirgin eden ortamdan eser kalmamıştı. Karanlık yolun ucunda baskın yapmak üzere kenetlendikleri hedeflerin ışıkları görünmeye başladı.

Agit yanındaki arkadaşa ?Oh çok şükür kazasız belasız hedefe ulaştık. Artık hiçbir güç bizi durduramaz? dedi. Sadece Agit değil birliğin tüm üyeleri rahatladı. Ağaç ve çitlerle çevrili yolun sonuna gelinmişti. Ötesi dört yola, çarşının merkezine açılıyordu. Birliğin öncüleri uzun, yüksek bir duvarın altına çömelmiş, etrafı kolaçan ediyorlardı. Bir süre sonra Agit arkadan gelerek yanlarına gitti. Konuşmadan çarşıda rastgele dolaşan insanlara baktı. Tekrar geriye döndü ve tim komutanlarını yanına çağırdı. Çok yavaş, neredeyse fısıldayarak konuşuyordu. Eyleme ilişkin son uyarıları yaptıktan sonra jandarma karakolu ve subay gazinosuna baskın yapacak birimleri hedef yerlerine gönderdi. 15 Ağustos hamlesi deşifre olmasın diye, diğer eylem birimleri, ilk kurşun sıkıldıktan sonra hedef noktalarına gidecekti.

Eruh halkı; kendisini unutulmuşlar diyarından dünya gündeminin bir numaralı haberi haline getirecek ve ismi en çok anılacak merkezlerin zirvesine oturtacak baskından bihaber, her gün rutin olarak tekrarladığı gecelerden birine hazırlanıyordu. Eruh?un erkekleri akşam yemeklerini yedikten sonra kahvelerde kağıt oynamak veya televizyon seyretmek üzere evlerinden çıkıyordu. TRT?nin ana haber bülteni başlamıştı. Millet çayhanelerin bahçelerinde kürsülerine kurulmuş bir tarafta kağıt oynarken diğer yandan ilgisini çeken haberlere kulak veriyordu. Televizyonların sesi sonuna kadar açıldıkları için haberlerin bir kısmını pusuda bekleyen birlik üyelerinden bazıları dinlemeye başladı. İçlerinden bir kaçı haberleri yorumlamaya kalkışınca Agit susmaları için sert bir şekilde uyardı. Baskın grubunu gözetleyen nöbetçi arkadaşların karakola ulaştığını işaret edince Agit ve BKC silahını kullanan Kemal eylemi koordine etmek üzere hızla karakolun tam karşısında bulunan inşaat halindeki bir binanın üst katına çıktı. Orada Agit baskını koordine edecek ve Kemal BKC silahı ile baskın grubunu savunacaktı.

Jandarma karakolunun bütün odalarının ışıkları yanıyordu. Geniş bahçesi aydınlatılmış ve kapı, pencereler açık bırakılmıştı. Kapıda bekleyen nöbetçi ayakta değil, sandalyede oturuyor ve sesini sonuna kadar açtığı kasetçalardan arabesk müzik dinliyordu. Nöbetçi baskın beklemediği ve kendisini müziğe iyice kaptırdığı için etrafına bakmıyordu. Hücum timi her an saldırmaya hazır, yanı başında, karakol duvarının arkasında bekliyordu. Subay gazinosuna baskın yapacak grubun yerini alması ile birlikte Mahsum Korkmaz tarihsel hamleyi başlatacak, gerilla savaşının ilk kurşununu patlatacak işareti verdi. 15 Ağustos atılımı jandarma karakolunun roketlerle vurulması ile başlayacaktı. İşareti alan Dr. Baran; B.7?yi kullanması için Nuri?ye talimat verdi. Nuri talimatı aldıktan sonra duvarın arkasından çıktı ve caddenin üzerinde, karakolun penceresine nişan alarak B.7?yi patlattı.

Eruh halkının hiç alışık olmadığı korkunç bir patlama oldu. B.7 roketi havada şimşek gibi çaktı ve karakolun pencerelerini paramparça ederek odaların birinde gök gürültüsünden daha boğuk bir patlamaya yol açtı. Karakolun dış kapı duvarının hemen arkasında pusuda bekleyen baskın grubu; B.7 patlar patlamaz ok gibi fırlayarak daha roket hedefine ulaşmadan nöbetçiyi vurdu. B7?nin patlaması ve roketin hedefini bulması arasında geçen birkaç saniyelik zaman aralığında, nöbetçi sandalye üzerinde kıpırdamaya dahi fırsat bulmadan birçok yerinden darbe alarak cansız yere devrildi. Türk devletinin askeri işgalini sembolize eden kurumunu fethetmek üzere harekete geçen hücum timinin hiçbir üyesi vurulan nöbetçinin akıbeti ile ilgilenmedi; karakolu ele geçirmek için yarış halinde olan tim üyeleri askerin üzerinden atlayarak peşi sıra kapıdan içeri girdi. Tim komutanı Erdal en önde girdi ve Şiyar onu takip etti. Aynı anda her biri farklı kapıya yönelerek odaların içine el bombaları atmaya başladı. Karakolun içindeki askerler şoke olmuş, neye uğradıklarını anlayamadan tepelerinde bomba patlaması ve kendilerini kurşun sağanağı altında bulmuşlardı. Askerler direnecek pozisyonda değildi. Kimisi yatakta uzanmış, diğerleri üzerinde atlet ve silahsız halde geceye hazırlanıyordu. Bunun üzerine Erdal askerleri vurmaktan vazgeçerek sadece esir alınması talimatını verdi. Ancak tam bu esnada yukarı kattan her nasılsa elinde silahı, aşağıya inmeyi akıl eden bir asker çıktı. Asker aslında gayri ihtiyari eline silah almıştı. Birden karşısında silahlı bir grubu görünce korkudan dizlerinin bağı çözüldü ve sadece elinden G.3?ü düşmedi, aynı zamanda kendiside merdivenlere yığılarak yuvarlandı. Asker talihsizdi. Gerçek niyeti kestirilemediği için, baskın grubu, askeri gördüğü anda kurşun yağmuruna tuttu. Selim merdivenden yuvarlanan askerin üzerine gitti. Asker birçok yerinden yaralanmıştı, ancak daha sağdı. Selim işini bitirmek istedi. Erdal ateş etmesini önledi ve Şiyar, Selim ve Şahin?i yukarı katı temizlemeleri için gönderdi.

Erdal her türlü ihtimali dikkate almak zorundaydı. Şiyar ikinci kata doğru kanatlanırken arkasından seslendi.

?Yersiz yere asker öldürmeyin, ancak her türlü olasılığa karşı önünüzü tarayarak ilerleyin ve odalara bomba atmadan sakın girmeyin.?

Şiyar daha sonra anlattı. Karakolun üst katına çıkarken attığı bombanın hızını kestiğini ve altı saniyenin kendisine çok uzun bir süre gibi geldiğini söylemişti. Şiyar ve Selim odaları tarayarak kontrol ederken Şahin onları korumuştu. Kısa bir sürede üst katı tamamen denetime almışlardı.

Şiyar; Erdal?a seslendi: ? Üst katın işi tamam esirleri ne yapalım.? Erdal beklemelerini söyledi. O esnada Agit?in geldiğini görmüştü.

?Buraya gelmen doğru değil, senin eylemi koordine etmen için yerinde kalman gerekiyordu.?

?Söylediklerin doğru, fakat söyle bakalım, yerimde olsaydın gerçekten ne yapardın.?

Erdal; ?Neden soruyorsun, benimde aynı tavrı göstereceğimi biliyorsun. Tamam karakolu tamamen ele geçirdik, gel birlikte kontrol edelim? dedi.

Karakola birlikte girdiler. Agit?in gözüne ilk çarpan esir askerlerin endişe dolu yüz hatları oldu. Birkaçı yaralı, diğerleri köşeye sıkışmış, akıbetlerinin belirsizliğinden kaynaklanan korku dolu bir ruh hali içerisindeydiler. Agit; ? Korkmanıza gerek yok, biz Hezen Rızgariya Kürdistan gerillalarıyız. Türk ordusu gibi esir aldığımız askerleri öldürmeyiz. Hepinizi terhis ettireceğiz.? Sonra Erdal?a dönerek ?askerleri bahçeye çıkarın, Dr. Baran gelsin yaralıları pansuman etsin. Diğerlerinin ellerini arkadan bağlayarak yere uzatın? dedi. Üç-dört yaralı askeri arkadaşları sırtlarına alarak dışarı taşıdı. Sonra Haydar ve Selim yaralı olmayan askerlerin ellerini arkadan bağlayarak yere uzattılar. İçlerinde Eruh jandarma komutanı ve yardımcısı yoktu. Tamamen tesadüf sonucu; komutanın izne çıktığı ve yardımcısının yanına yirmi beş-otuz asker alarak şikayet yapılan bir köye gittiği anlaşıldı. Sorguya alınan esirlerden biri, devriye gezen askerlerin bu gece dönmeyeceklerini söyledi. Karakolda az sayıda jandarmanın- on beş, yirmi-bulunmasının nedeni öğrenilmişti. Daha fazla gecikmenin anlamı yoktu. Agit; ele geçirilen silah ve cephanenin taşınması için artık boşta bekleyen B.7 grubunu çağırdı. Silah ve cephane karakolun bodrumunda sandık ve raflarda muhafaza ediliyordu. Sandıklar dolusu cephane ve altmışın üzerinde silah bahçeye taşındı. Devlete ait silahların dışında ayrıca köylülerden alınan değişik çap ve markada onlarca tüfek bulunuyordu. Bir kaç iyi, orijinal mavzer alındıktan sonra, bu silahları taşınması mümkün olmadığı için çoğu kırılarak tahrip edildi. Bu arada ilginç bir olay oldu. Tam cephanenin taşınmasından vazgeçilmişken bodrumdan aniden tarama sesi geldi. Herkes yeniden silahına sarılırken Haydar?ın bodrumdan çıktığı görüldü. Haydar; son sandıkları almak üzereyken elinde silah, gizlenmiş bir askeri gördüğünü ve ellerini kaldır demeye kalmadan aniden kaçmaya çalıştığını ve bundan dolayı vurmak zorunda kaldığını söyledi. Vurulan askerin üzerine gittiler, yaralıydı, korkudan dili tutulmuştu. Askeri, bahçeye, diğer yaralıların yanına taşıdılar.

Yaralı askerin taşındığı esnada BKC. Kemal Agit?in yanına gelerek bir hatırlatmada bulundu. Propagandacı Kemal; karakoldaki arşiv, rapor ve belgelerin alınması gerektiğini söylemişti. Agit?in talimatı üzerine Erdal ve Şiyar bir kez daha karakola daldı. Raflarda dizili belgelere ve komutanın çekmecesinde bulunan yazılara üstün körü bakıldı. Bir kısmı çantalara doldurulurken diğer belgeler ateşe verildi.

Türk devletinin askeri işgalini sembolize eden jandarma karakolunun ele geçirilmesi ve silahsızlandırılarak belgelerinin yakılması; sömürgeciliğe karşı bir isyanın başladığı ve Kürdistan?a zor kullanarak giren ordunun yine aynı yöntemlere başvurularak çıkarılacağı anlamına geliyordu.

1928 yılında, Eruh?ta, Yakup ağa isyanından bu yana ilk defa bir başkaldırı oluyordu. Yakup ağa isyanı şehre taşmadan, kırsal kesimde, sınırlı ve çok kısa bir süreyi kapsamış ve anında bastırılmıştı. Oysa 1984 yılının 15 Ağustos?unda gerçekleşen baskın hiçbir kayıp verilmeden askeri açıdan tam başarılı ve uzun süreli halk savaşının sadece başlangıç adımlarını teşkil ediyordu. Tüm isyanların kanla bastırıldığı ve büyük bir korkunun egemen olduğu Kürdistan?da önemli olan Türk işgal kurumlarına ilk kurşunun sıkılması ve bir isyanın başladığının ilan edilmesiydi. İşte 15 Ağustos 1984 yılının bu yaz akşamında gerçekleştirilen tarihsel baskının esas anlamı buydu.

15 Ağustos 2013 Botan Ahmed-N.TAŞ
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe