‘ Alır Biri, Vermez Üçü, Yer topuzu, Verir Dokuzu’
Kürtlere karşı daima Irak devletinden yana olan Türkiye’nin önümüzdeki dönemde İran, Suriye ve Irak’a egemen olan Şii bloğuna karşı kaçınılmaz olarak Kürtlere ihtiyaç duyacağı kesindir. Nitekim daha şimdiden geçmişte düşman bildiği Federal Kürdistan yönetimin
Nizamettin Taş
05.08.2012 - 02:12
? Alır Biri, Vermez Üçü, Yer topuzu, Verir Dokuzu?

Yukarıdaki sözler aslında Kürtler için Türk vergi tahsildarları tarafından uydurulmuş bir tekerlemedir.
Dağda yaptığımız tartışmalarda yanlışlığı ve bize zarar vereceği bilinmesine rağmen önerilerinde ısrar eden yöneticilerin anlamsız diretmeleri karşısında daha fazla dayanamayan bir arkadaşımız, vergi tahsildarlarına ait olduğu söylenen bu tekerlemeyi örnek vererek ideaları çürütmeye çalışırdı.

Bu arkadaşımız, vergi tahsildarlarının Kürtler için ? alır biri, vermez üçü, yer topuzu, verir dokuzu? tespitinde bulunduğunu belirterek bilebile lades demenin zarar vermekten başka bir anlama gelmediğini söylüyordu.
Batı Kürdistan üzerine yapılan tartışmalara bakıldığında, tahsildarlara ait olduğu söylenen bu tekerlemenin mevcut durumda Kürtlerden daha çok Türkler, daha doğrusu Türk yönetim anlayışı ve kimi bazı yorumcular için belirtilmesi gerektiğine inanıyorum.

Türkiye?nin 1991 yılından bu yana Güney Kürdistan?a ilişkin olarak yaptığı değerlendirme ve savaş nedeni saydığı onlarca kırmızıçizgiden sonra şimdi izlediği ve tükürdüğünü yalamaktan başka bir anlama gelmeyen politikasına bakıldığında söz konusu tekerlemenin çok ilginç bir tarzda birebir örtüştüğünü görmekteyiz.

Irak ve İran devletleri resmen tanımasına rağmen Türkler otuz yıldır Güney Kürdistan?a Kuzey Irak, hatta bunu bile riskli gören kimi çevreler Irak?ın kuzeyi demekten asla vazgeçmek niyetinde görünmüyorlardı.

Aradan yirmi yıl geçtikten sonra inadım inat diyen Türk devletinin, netice itibariyle sadece pes etmekle yetinmediği, ayrıca Hewler?de başkonsolosluk açan ilk devletlerden biri olmakla övünmeye başladığına tanık olmaktayız.
Yine aşiret reisi diye küçümseyerek baktığı Güney Kürdistan yönetimi, kendilerini ? PKK belasından? kurtarmak amacıyla başvurdukları tek çözüm kapısı haline gelmiş bulunmaktadır.

Geçmişte Kürtlerin ekonomik açıdan Türkiye?ye bağımlı olması Türk devletinin en büyük kozunu oluşturuyordu. İçecek suyunu dahi temin edemeyen Güney Kürdistan?ın içinde bulunduğu sıkışık durumdan istifade eden en sıradan Türk yöneticilerinin dahi, sanki sıradan bir davranışmış gibi ve aşağılamaktan büyük bir zevk alarak Kürt yönetimini ekonomik ambargo ve Habur gümrük kapısını kapatmakla tehdit ettiğini görüyorduk.

Oysa şimdi işler tersine dönmüş ve Güney Kürdistan pazarı Türk ekonomisini krizden kurtaracak kadar kendisine bağımlı hale getirmiştir. Mevcut durumda, Kürdistan pazarı, elli milyarı aşan ticaret ve iş hacminin cazibesine dayanamayan Türk firmalarının istilasına uğramış gibidir. Birbirleriyle kıyasıya rekabet ederek adeta tüm iş sahalarını parselleyen Türk firmalarının Güney Kürdistan?dan kazandıkları kar marjı Türk ekonomisini dünya çapında yaşanan krizden kurtaracak kadar yüksektir.

Türk ekonomisinin bağımlı hali dünya çapında yaşanan ekonomik kriz ve Arap baharının Ortadoğu?da yarattığı istikrarsızlık devam ettiği müddetçe daha uzun bir süre artarak devam edecektir.
Ortadoğu?nun yeniden dizayn edildiği günümüz koşullarında, Türk devleti aslında sadece ekonomik alanda değil, aynı zamanda siyasal ve askeri açıdan da geçmişte izlediği stratejinin tam tersine bir politika izlemek zorunda kalmaktadır.

Kürtlere karşı daima Irak devletinden yana olan Türkiye?nin önümüzdeki dönemde İran, Suriye ve Irak?a egemen olan Şii bloğuna karşı kaçınılmaz olarak Kürtlere ihtiyaç duyacağı kesindir. Nitekim daha şimdiden geçmişte düşman bildiği Federal Kürdistan yönetimini Irak devletinin saldırılarından korumak zorunda kalmaktadır.
Benzer biçimde daha önce Kerkük sorununu savaş nedeni sayan Türk devleti günümüz koşullarında hassasiyetini devam ettirmekle birlikte çoktan kırmızı çizgilerini bir tarafa bırakmış ve problemli bölgelerin Kürdistan?a dahil edilmesine rıza gösterecek kadar yumuşak bir politika izlemek zorunda kalmıştır.
Velhasıl, Türk devleti şimdiye kadar kırmızıçizgi olarak belirlediği ne varsa hepsinden ağırlıklı olarak vazgeçmek ve suyun eninde sonunda yatağını bulması gibi daha gerçekçi ve ayağı yere basan bir politika izlemek zorunda kalmış veya kalmaktadır.

Türkiye?nin Suriye ve Batı Kürdistan politikasına bakıldığında tıpkı başlangıçta Irak ve Güney Kürdistan için söylenen söz ve davranışların olduğu gibi tekrarlandığını görmekteyiz. Şoven milliyetçi histerinin kör ettiği Türk yönetim erki ve bunlara danışmanlık yapan kimi bazı çevrelerin Irak ve Güney Kürdistan deneyimlerinden hiç ders çıkarmadıkları anlaşılmaktadır.

Irak?ta çizdikleri kırmızıçizgilerin buharlaşıp uçtuğuna bakmadan Batı Kürdistan hakkında yine yüksek perdeden konuşan Türkiye?nin tıpkı Irak?ta olduğu gibi bir gün şimdi söylediklerinin tam tersini yapmak zorunda kalmayacağını kim garanti edebilir?

Türkiye geçmişte olduğu gibi yaptığı yanlış hesabın tekrar Bağdat?tan dönmesini istemiyorsa, yaşanan deneyimlerden ders çıkartarak sadece Suriye muhalefetiyle değil, aynı zamanda Kürt ittifakı ile dostane ilişki içerisinde olmalıdır. Ancak bunun için öncelikle kullandığı küçümseyici ve düşmanlık üretmekten başka bir sonuç vermeyeceği kesin olan üslup ve yaklaşım tarzından derhal vazgeçmelidir.

Türkiye?nin Suriye?de Kürtlere düşmanlık yapmaktan hiçbir çıkarı yoktur. Türkiye?nin Suriye?de Kürt oluşumuna izin vermeyeceğiz demesi, buz üzerine çizik atmaktan başka hiçbir anlam taşımamaktadır.

Türkiye?nin yirminci yüzyılda olduğu gibi Kürtlerin yine statüsüz kalacağını hesaplayarak düşmanlıkta ısrar etmesi, Osmanlı imparatorluğunun dağılmasından sonra sömürgeci böl- yönet politikasına göre şekillenen suni sınırların ve oluşan mevcut statükonun sonsuza dek yaşayacağı yanılgısına dayanmaktadır. Oysa Ortadoğu?nun yeniden şekillendiği 21. Yüzyıl koşullarında mevcut rejimlerin ayakta kalma şansları ve çizilen suni sınırların olduğu gibi devam etmesinin tarihi, toplumsal tüm dayanakları olduğu gibi çökmüştür. Kürtler gibi en dinamik ve bu sürece öncülük yapan bir halkın Orta doğu?da meydana gelen bu muazzam değişimden herhangi bir statü kazanmadan çıkacağına inanılıyorsa, bu başını kuma gömmekten ve tarihi, toplumsal gerçeklikten tamamen kopuk ve bihaber olduğu anlamına gelmektedir.

Uzun uzadıya gerekçeleri sıralamaya hiç gerek yoktur: yirminci yüzyılda kaybeden Kürtler 21. Yüzyıla Ortadoğu?nun bütün uluslarından daha avantajlı girmektedir. Önce Güney, şimdi batı ve daha sonra doğu Kürdistan bir biçimiyle mutlaka özgürlüğüne kavuşacaktır. Kürtlerin bu temelde yeni bir oluşuma gitmesini hiçbir güç engelleyemez. Türkiye ve bölge halklarına düşen buna karşı çıkmak değil, tam tersine saygı göstererek dostane ilişkiler içerisinde bulunmaktır.

Tarihi, toplumsal ve güncel tüm veriler Ortadoğu?daki değişimden en fazla Kürtlerin yararlanacağını göstermektedir. Türkiye geç gelecek bir pişmanlık göstereceğine öngörülü davranarak daha şimdiden Kürtlerle dostane ilişki içerisine girmenin bir yolunu mutlaka bulmalıdır. Yoksa bundan sadece Kürtlerin değil, esas olarak Türkiye?nin zarar göreceğini bilmek zorundadır.

İşin doğrusu Türkiye?nin batı Kürdistan?dan korkmasını gerektirecek hiçbir özel neden yoktur. Zaten Türk devletinin Suriye?de gelişecek bir Kürt oluşumundan korkarak hareket ettiğini hiç sanmıyoruz. Onun asıl korkusu Kürtlerin Suriye?de herhangi bir statü kazanmasının kuzey Kürdistan üzerinde yaratacağı psikolojik etkinin farkına varmasıdır.

İki, üç milyonu zor bulan Suriye Kürtlerinin her hangi biçimde resmi bir statü kazanması, Kürdistan?ın en büyük parçasında tahminlerin çok ötesinde olağanüstü bir psikolojik baskı yaratacağını görmek için kahin olmaya gerek yoktur. PKK yıllarca ve yanlış bir biçimde batı Kürdistan?ın kaderinin Kuzey Kürdistan?ın elinde bulunduğunu ileri sürüyordu. Kaderini kendisine bağladığı Batı Kürdistan?ın kendisinden önce özgürleştiğini ve yeni bir oluşuma gittiğini gören hangi namuslu Kürt mevcut konumunu kabullenebilir. Yanı başında iki, üç milyonluk küçük bir azınlığın resmi bir statü elde ederken, büyük parça olmakla övünen ve yirmi, otuz milyonu aşan bir kitlenin hala seçmeli dersin bile kerhen kabul edildiği bir rezaleti daha uzun bir süre onuruna yedirmesi mümkün değildir.
Türkiye; Kürt sorununun çözümünü oyalayarak ve yıllara yayarak asıl tehlikeyi Suriye ve batı Kürdistan?da değil, bizzat kendi coğrafyasında yaratmıştır. Bu aşamadan sonra Kürtlerin Türkiye?nin öngördüğü ve aslında neyi hedeflediği anlaşılamayan belirsiz çözüm önerilerini kabul etmesi artık çok zordur. Türkiye gerçekten Arap baharının Kürt serhıldanı olarak kendisine sirayet etmesini istemiyorsa Kürt sorununu bir an evvel ve oyalamadan çözmek zorundadır. Şayet geçmişte olduğu gibi yine alavere dalavere yöntemlere başvurarak çözmeyi planlıyorsa, şunun çok iyi anlaşılmasından fayda vardır. Batı Kürdistan?ın özgürlüğünden sonra, Kuzey Kürdistan?da en ufak bir kıvılcım dahi bir daha hiçbir gücün kesinlikle söndürmeye gücünün yetmeyeceği muazzam bir yangının başlamasına yol açacaktır.

Türkiye bu aşamadan sonra artık her an Kürtlerin başkaldıracağı ve Alevi- Sünni çekişmesinin patlak vereceği bir zeminin giderek olgunlaştığını bilerek hareket etmek zorundadır.

Türkiye çözüm fırsatı önemli ölçüde kaçırmış bulunmaktadır. Ancak tüm yollar henüz tamamen tükenmiş değildir.
Türkiye demokratik sistemi tüm kurum ve kurallarıyla hayata geçirir ve Kürtlerin ulus olmaktan kaynaklanan temel haklarını asgari ölçülerde dahi olsa vermeyi kabul ederse, bırakalım Ortadoğu?daki gelişmelerden olumsuz yönden etkilenmesi, tam tersine çokça sözü edilen model bir ülke olarak rol oynaması önünde beliren tüm engeller önemli oranda silinecektir.

Türkiye; Kürtlerin vergi tahsildarları karşısında içine girdikleri zor durumda kalmak, yani ?yer ?, verir dokuzu ? benzeri bir konuma düşmek istemiyorsa, hiçbir gerekçe ve bahaneye sığınmadan bir an evvel Kürt sorunun çözmek zorundadır. Bu süreci başka biçimde aşmanın imkanı yoktur ve Kürt sorununu demokratik yollardan çözmek en fazla Türkiye?nin çıkarınadır.

05.08.2012 Nizamettin TAŞ ( Botan Rojhelat)
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe