Cenevre 2 ve Kürtler
Suriye gibi, çetrefilli ve çözülmesi oldukça zor sorunların gündeme geleceği Cenevre-2 görüşmelerine, Kürtlerin bir taraf olarak katılmayacağı anlaşılmaktadır.

Cenevre-2 görüşmelerine; başta BAAS rejimi olmak üzere Suriye’ye komşu.
Nizamettin Taş
23.01.2014 - 13:27
Suriye gibi, çetrefilli ve çözülmesi oldukça zor sorunların gündeme geleceği Cenevre-2 görüşmelerine, Kürtlerin bir taraf olarak katılmayacağı anlaşılmaktadır.

Cenevre-2 görüşmelerine; başta BAAS rejimi olmak üzere Suriye’ye komşu devletler, ilgili-ilgisiz onlarca Arap devleti, Amerika, Avrupa ve İslam birliği, Rusya ve Suriye muhalefeti adına pek çok örgüt katılırken, Kürtlerin bağımsız bir güç olarak çağrılması engellenmiştir.

Kürtlerin katılmadığı Cenevre görüşmelerinde, kalıcı çözüm anlamında, somut herhangi bir gelişmenin sağlanması zor görünmektedir.

Başlangıçta, BAAS rejimini devirmek veya geçici yönetim oluşturmak amacıyla gerçekleştirilmek istenen Cenevre görüşmelerine; mevcut durumda, Suriye devleti muhalefet karşısında elde ettiği askeri üstünlük temelinde katılmaktadır. Buna karşılık, batının desteklediği ve iktidarı devretmek istediği muhalefet kesimi, bölünüp parçalandığı ve El Kaide unsurları karşısında askeri hezimete uğradığından dolayı en zayıf konumda temsil edilmektedir. Bırakalım rejim karşısında, IŞİD saldırıları karşısında dahi hiçbir varlık gösteremeyen Suriye- SUK- muhalefetine batının ve özellikle de İsrail’in güvenerek iktidarı devretmesi- en azından yakın dönemde- mümkün görünmemektedir. BAAS rejiminin devrilmesi, iktidarın El Kaideye teslim edilmesinden başka bir anlama gelmeyecektir. Buna Amerika, İsrail ve Rusya gibi karar verici konumda olan devletlerin izin vermesinin düşünülmesi bile abesle iştigaldir.

Cenevre görüşmelerinde, Suriye muhalefetinin zayıf konumundan dolayı BAAS rejiminin alternatifi bulunmamaktadır. Mevcut durumda BAAS rejimine karşı nispeten denge oluşturacak tek güç Kürtlerdir. Ancak Güney batı Kürdistan’ın resmi statü kazanacağından korkan Türkiye, İran ve Arapların engellemeleri ve batının çıkarcı ve oportünist yaklaşımları yüzünden, Kürtler ayrı bir taraf olarak konferansa çağrılmayınca, bu fırsat önemli oranda kaçırılmıştır. Oysa Kürtlerin bağımsız bir güç olarak görüşmelerde yer alması, Suriye muhalefeti açısından sağlam bir geri cephe, batı ve İsrail açısından ise istikrarlı, dost ve güvenli bir bölgenin resmiyet kazanmasına yol açacaktı.

Suriye muhalefetinin birlikten yoksun ve zayıf konumundan dolayı, Cenevre görüşmelerinden kalıcı çözüm anlamında abartılı beklentilerde bulunmak yanlıştır. Bu temelde daha pek çok konferansın düzenlenmesine ihtiyaç duyulacaktır. Fakat bu Cenevre konferansının tamamen önemsiz olduğu ve Kürtler açısından hiçbir değer taşımadığı anlamına gelmemelidir.

Kürtlerin bağımsız bir heyet olarak Cenevre görüşmelerine katılması, Güney batı Kürdistan’ın uluslararası arenada resmen tanınması bakımından kapıların ardına dek açılmasına neden olacaktı. Bu fırsatın kaçırılmasında Suriye muhalefeti, Türkiye ve Arap devletlerinin belirgin bir payı vardır. Fakat tüm suçu bu güçlere yığarak aradan sıyrılmak, Kürt tarafından kaynaklanan yetersizliklerin ve diplomasi sahasındaki başarısızlıkların örtbas edilmesinden başka bir sonuca götürmeyecektir.

Kürt tarafının bağımsız bir heyet olarak Cenevre görüşmelerine katılmamasının esas nedeni Kürtlerin birlikten yoksun ve ihtilaflı duruşu, daha açık bir ifade ile PYD’nin rejimle bağını koparmaması ve diğer Kürt örgütlerini dışlamasından kaynaklanmaktadır.

PYD ittifaklar politikası tamamen yanlıştır ve Güney batı Kürdistan’ı tehlikeli bir biçimde uluslararası sistemden tecrit etmektedir. Söylem düzeyinde ret edilmesine karşın, PYD, inkar edilemez bir şekilde BAAS rejimi ile ilişkileri devam ettirmekte ve konumlanmasını kesinlikle Amerika ve İsrail karşıtlığı üzerinden geliştirmektedir. Batının ve uluslararası camianın Güney batı Kürdistan’ı desteklemesi ve resmen tanıması için elverişli tüm koşullar hazır olmasına rağmen, PYD’nin BAAS rejimi ile bağını bir türlü koparmaması ve diğer Kürt örgütlerine hayat hakkı tanımayarak askeri ittifaka yanaşmaması, mevcut fırsatların akıl almaz bir şekilde harcanmasına neden olmaktadır.

Şu gerçeğin bilinmesinde fayda vardır; PYD, ENSK bünyesinde yer alan partilerle ittifak yapmadığı ve özellikle peşmerge gücünün örgütlemesine izin vermediği müddetçe, batının Güney batı Kürdistan konusunda güvensiz ve mesafeli davranması kaçınılmaz olarak devam edecektir. Hewler mutabakatına bağlı kalınmadığı ve peşmerge gücünün varlığına tahammül gösterilmediği için, batının PYD’yi muhatap almayan ve Güney batı Kürdistan’ı üzerinde uygulanan tecrit politikasını kaldırmakta isteksiz davranmasından daha doğal ne olabilir?

Batının ve İsrail’in terör listesinde yer alan KCK ve onun bir kolunu teşkil eden PYD’yi muhatap alması ve gücünü tek başına dikkate değer bulması akıl karı değildir. Kürdistan Yönetimi Başkanı Mesut Barzani’nin aracılığı olmadan hiçbir batılı devletin ve Rusya’nın bırakalım PYD’yi muhatap alması, ilişkiye geçmesinin dahi mümkün olmadığını tespit etmek için diplomat olmaya gerek yoktur. PYD’nin bünyesinde yer aldığı KCK’nin terörizm yaftası altında dünyadan tamamen tecrit olan vahim pratiğine bakarak bunu rahatlıkla tespit edebiliriz.

Diplomatik alanda olduğu gibi şayet Güney batı Kürdistan’da tüm Kürt örgütleri ortak bir yönetim oluşturmuş ve gerillanın yanında peşmerge gücü örgütlendirilmiş olsaydı, bugün ne El Kaide unsurları bu kadar saldırgan bir tavır içerisinde bulunacak ve ne de batılı devletler bu düzeyde Güney batı Kürdistan’a mesafeli davranacaktı. Güney Kürdistan yönetiminin ve özellikle de Barzanilerin gücünü Ortadoğu ve dünyada dikkate almayan tek bir karar verici devlet ve örgüt bulunmamaktadır. KDP yanlısı partilerin ortağı bulunduğu ve peşmerge gücünün mevzilendiği bir Güney batı Kürdistan gerçeğinin, uluslararası arenada resmen tanınmak açısından çok daha elverişli pozisyon yakalayacağını tartışmaya dahi gerek yoktur.

Temsil kabiliyetine sahip ortak bir yönetimin varlığı, Kürtlerin statü kazanmasını istemeyen Arap, Türk ve İran devletlerinin karşı hamlelerini daha kolay boşa çıkaracak ve Amerika, Avrupa, Rusya ve İsrail’in Güney batı Kürdistan’ı resmen tanımasına zemin hazırlayacaktı. Fakat PYD’nin sekter, birlik ruhundan yoksun ve diğer Partilerin askeri temelde örgütlenmesine mani olması yüzünden, bir taraftan Kürtler Cenevre Konferansı dışında kalırken, diğer yandan Rojava resmen tanınmadan ve her türlü saldırıya açık halde tecrit bir konumda yaşamak zorunda kalmaktadır.

PYD; peşmerge gücünün örgütlenmesine izin vermemektedir; bunu kardeş kavgasına yol açmamak gerekçesine sığınarak savunmaktadır. Peşmergenin Güney batı Kürdistan’da örgütlendirilmesinin kardeş kavgasına yol açacağı tezi, şayet art niyetli bir düşünce değilse, tamamen saptırmaya dönük bir girişimdir. Peşmerge; Güney batı Kürdistan’ı savunmak gayesiyle ve BAAS rejimi ve El Kaide saldırılarına karşı YPG güçleri ile birlikte karşı koymak amacıyla mevzilenmek istemektedir. Kaldı ki ve bildiğimiz kadarıyla peşmerge karşıt temelde değil, tam tersine tüm partilerin bünyesinde yer alması düşünülen Yüksek Konseye bağlı bir güç olarak hareket etmeyi taahhüt etmektedir.

PYD’nin tek başına El Kaide’ye karşı savaşması ve BAAS rejimi ile bağlarını bir türlü koparmaması, Cenevre görüşmelerinde olduğu gibi Güney batı Kürdistan’ın dışlanmasına ve YPG gerillalarının tuzağa düşürülerek ağır kayıpların verilmesine neden olmaktadır. En son BAAS rejiminin dayatması ve tuzağa düşürmesi yüzünden YPG güçlerinin yüzlerce kayıp verdiği iddia edilmektedir. Tıl Temıs Kürdistan’a bağlı bir yerleşim birimi değildir. PYD; Tıl Temıs’te,BAAS rejiminin dayatması ve istemi üzerine, kendisine ihanet eden Arap aşiretleri ile ittifak yapmaktan herhangi bir sakınca görmezken, söz konusu Peşmerge gücü ve diğer Kürt örgütleri olduğunda ilişkileri düşmanlığa vardırmakta pek hevesli görünmektedir. PYD’nin verdiği ağır kayıplardan ve uluslararası camiadan tecrit olmasından dolayı diğer Kürt partilerini suçlamasının haklı ve anlaşılabilir hiçbir tarafı yoktur. Elbette diğer partilerin eleştirilecek hata ve yetersizlikleri vardır; fakat Güney batı Kürdistan’ın dünyadan tecrit olması ve YPG’nin verdiği ağır kayıplardan dolayı sadece PYD sorumludur ve bu konuda hesap vermek zorundadır.

Kürtler arasında birlik sağlanmadan ve gerillanın yanında peşmerge gücü mevzilenmeden, Güney batı Kürdistan’ın Cenevre konferansında olduğu gibi, uluslararası camiadan dışlanması ve YPG güçlerinin tuzağa düşürülerek Kürt gençlerinin kanının döküldüğüne ne yazık ki daha çok tanıklık edeceğiz.

Nizamettin Taş ( Botan Ahmet)
Etiketler: kürdistan, kürt, kürtçe, nerina, azad