Devşirme Siyaseti
          Derin devletin çetecilik yöntemlerini dünyada en iyi uygulayan ülkelerin başında Türkiye cumhuriyeti gelmektedir. Bunu kanıtlamak için derin tahlillere gerek yoktur. Türkiye cumhuriyetinin yönetim kademelerinde yer alan asker, sivil bürokrasi ve siyaset mekanizmasını işgal eden kadroların şeceresine kısa bir bakış atıldığında bile elit kesimin büyük bir çoğunluğunun kesinlikle Türk olmadığı ve tıpkı Osmanlı imparatorluğunda olduğu gibi başka din ve azınlıklardan devşirilen bu mekanizmanın mükemmel bir şekilde işlediğine tanık olmaktayız.
Nizamettin Taş
16.07.2008 - 11:28
                                                                    Devşirme Siyaseti -1

Uzun yıllar önce ‘ Yol Ayrımı’ isminde bir roman okumuştum. Zorla Müslümanlaştırıldıktan sonra, Osmanlı imparatorluğu tarafından devşirilen Bulgarların kendi soydaşlarına uyguladıkları mezalimi anlatıyordu.

Son yıllarda, sıklıkla, Türk devlet yetkilileri ve özellikle aydınları tarafından Osmanlı imparatorluğunun yönetim sistemi, Ortadoğu halklarına çözüm modeli olarak önerilmektedir. Amerika Birleşik Devletlerinin geliştirmek istediği ‘ Büyük Ortadoğu Projesi’nin ağır sorunlarla karşılaşması, Türkiye’nin önerdiği Osmanlı modelinin birçok çevre tarafından tartışılmasına ve giderek daha çok ciddiye alınmasına neden olmaktadır.

İlk etapta uygulanması mümkün olmayan deli saçması bir proje gibi görünse de, Türkiye’nin önerdiği Osmanlı modelinin özellikle Amerika ve Avrupa’da giderek daha çok benimsenmesi, planın hiç de küçümsenmediğini ve önümüzdeki dönemde, tehlikeli bir biçimde Ortadoğu halklarının gündemine sokulacağını göstermektedir.

Türkiye bu stratejiyi tek başına hayata geçirme şansına sahip değildir. Osmanlı modelini uygulanmak üzere, dış ihaleye çıkarması gerektiğini gayet iyi bilmektedir. İsrail, İngiltere ve özelikle Amerika Birleşik Devletlerinin gündemine ısrarla sokmasının esas nedeni budur.

Türkiye kendi çözüm projesini Amerika ve Avrupa’ya sunduğuna göre, asıl önemli olan batılı ülkelerin Osmanlı imparatorluğu hakkında ne düşündüğüdür.

Osmanlı imparatorluğunun yüzyıllarca Avrupa’nın ırzına geçerek dehşet saçtığını bilmeyen yoktur. özellikle Doğu Avrupa ve Balkan halklarının Osmanlı imparatorluğunun geliştirdiği devşirme politikasının yol açtığı travmanın ağır sonuçlarından hala kurtulmadığını tahmin ediyoruz.

Devşirme siyasetinin anavatanı Osmanlı imparatorluğudur. Soykırımın tipik bir uygulama biçimi olan devşirme politikasını yüzyıllarca sürdüren Osmanlı imparatorluğunun pratiğine damgasını vuran en belirgin özellik; binlerce insanın derisinin yüzülerek kazığa oturtulması ve ırzına geçilerek kazanlarda kaynatılması olmuştur. Osmanlı imparatorluğunun Balkanlarda akıl almaz cinayetler işlediğini, en çok çocukları devşirilen ve kadınları ile kızlarının ırzına geçilen Avrupa halkları bilmektedir.

ölülerin arkasında ‘ mevtayı nasıl bulurdunuz’ diye sorulduğunda, Avrupa halklarının, Osmanlı imparatorluğu hakkında, insanlık suçu işlemekten başka bir marifeti olmayan barbar ve soykırımcı bir devlet cevabını vermekten başka bir duygularının olduğunu hiç sanmıyorum.

Ortadoğu halklarının, başına örülmek istenen yeni Osmanlı modeline bakış açısının Avrupa uluslarının duygularından çok daha olumsuz olduğuna dair en ufak bir kuşkumuz yoktur.

çünkü Ortadoğu halkları açısından, Osmanlı yönetim modeli, en geri sömürgecilik uygulamasından başka bir anlam ifade etmemektedir.

---- Son yıllarda Osmanlı yönetim modelini durmadan öven Türk aydınları ikiyüzlü bir tavır sergilemektedir. Halklara karşı işlenen cinayetler ve somut olarak Ermeni soykırımı gündeme geldiğinde, aydın ve demokrat geçinen birçok çevre Türkiye cumhuriyetini kurtarmak için tüm suçu bir çırpıda Osmanlı yöneticilerine yığmaktadır.

Oysa Türkiye cumhuriyetinin seksen yıllık pratiğini, Osmanlı imparatorluğunun sekiz yüzyıl süren insanlık dışı uygulamalarından ayırt etmek mümkün değildir. Her iki Türk yönetiminin ortak özelliği, dış ve özellikle iç siyasetini devşirme geleneğine dayandırmasıdır.

Devşirme siyaseti bir soykırım geleneğidir.

Bundan dolayı, ister monarşi ve isterse cumhuriyet adına olsun, devşirme siyasetine dayanan hiçbir Türk yönetim modelinin Avrupa ve Ortadoğu halkları tarafından kabul edilmesi mümkün değildir. Yüzyıllarca kendisinin ırzına geçen Osmanlıların devşirme siyasetini, Amerika ve bu arada Avrupa’nın, demokrasiyi en iyi uygulayan islam devleti adına Ortadoğu halklarına önermesi kadar ahlaksız ve insanlık dışı bir dayatma olamaz. Avrupa’nın bu iğrenç siyasete alet olmasının, Türklere ‘bir kez daha gel ırzıma geç’ demekten başka bir anlamı yoktur.

Türkiye cumhuriyetinin doksan yıla yaklaşan pratiğine bakıldığında, Osmanlı devlet geleneğini nerdeyse aynı biçimde takip ettikleri görülmektedir. Osmanlı imparatorluğunun devşirme politikasını farklı koşul ve mekanda çok başarılı bir şekilde hayata geçiren Türk devletinin ne denli başarılı olduğunu göstermek açısından cumhuriyet yönetiminin stratejik üç büyük korkusundan söz etmek yeterli olacaktır.

Türkiye cumhuriyetinin komünizm, islami tehlike ve Kürt sorunundan duyduğu korku ve bu korkuya karşı verdiği büyük mücadele sonucu şekillendiği ve neticede kendisini belirli bir sisteme kavuşturduğunu rahatlıkla ileri sürebiliriz.

Baştan sona ömrü iç savaş içerisinde geçen Türk devletinin yönetim sanatında derin devletin mücadele biçimi olan çeteciliği zirveye çıkartması, Osmanlı imparatorluğunun devşirme siyasetini mükemmel bir tarzda uyguladığını göstermektedir.

Derin devletin çetecilik yöntemlerini dünyada en iyi uygulayan ülkelerin başında Türkiye cumhuriyeti gelmektedir. Bunu kanıtlamak için derin tahlillere gerek yoktur. Türkiye cumhuriyetinin yönetim kademelerinde yer alan asker, sivil bürokrasi ve siyaset mekanizmasını işgal eden kadroların şeceresine kısa bir bakış atıldığında bile elit kesimin büyük bir çoğunluğunun kesinlikle Türk olmadığı ve tıpkı Osmanlı imparatorluğunda olduğu gibi başka din ve azınlıklardan devşirilen bu mekanizmanın mükemmel bir şekilde işlediğine tanık olmaktayız.

Fakat Türk devletinin devşirme politikasında kazandığı esas başarı, genel anlamda sol cenahta ve özel olarak komünizme karşı elde ettiği inanılmaz zaferdir. Dünyada Türklerden daha fazla komünizmden nefret eden başka bir ülke ve devlet yoktur. Ancak Türkiye kadar solu iğdiş edip iktidarsızlaştırdıktan sonra devletin hizmetine koşan başka bir ülke göstermek de mümkün değildir.

Türkiye cumhuriyetinin tarihi komünizme karşı elde edilen inanılmaz başarılarla doludur. Komünist partisine karşı izlenen politika, tüm dünyada izlenmesi gereken bir şaheser gibi durmaktadır.

Türkiye cumhuriyetinin resmi ideolojisi olan Kemalizm komünist partisine karşı geliştirilen devşirme politikasının bir sonucu olarak şekillenmiştir. Kemalizm; Mustafa Kemal’in yakın çalışma arkadaşları tarafından değil, tam tersine bizzat Atatürk’ün emri ile Karadeniz’de boğdurulan Mustafa Suphi’nin sekreteri olduğu Komünist Partisine karşı başlatılan tutuklama furyasından sonra teslim alınan Vedat Nedim Tör ve Şevket Süreyya Aydemir ile solcu geçinen Kadro dergisinin yazarları tarafından geliştirilmiştir.

Türkiye cumhuriyeti ağırlıklı olarak sağ yönetimler tarafından idare edilmesine rağmen devletin temellerini oturtan ve belli bir sisteme kavuşturan kesinlikle sol kökenli kadrolardır. Bugün devletin hemen her kademesini işgal eden eski sol kökenli kadrolardan başkası değildir. özellikle medya, eğitim, kültür ve daha önemli pek çok sahada sol kökenli unsurların belirleyici bir ağırlığı bulunmaktadır.

Türk devleti toplumu kontrol altında tutma ve Kemalist kanala akıtma görevini sağa göre daha entelektüel ve demagoji sanatında artık uzmanlaşmış bulunan sol aydınlara yüklemektedir. Günümüz koşullarında toplumun beynine şoven milliyetçi düşünceleri durmadan şırınga eden kesim, geçmişte iktidarı yıkmaya çalışan ve bunu başaramadığı için devlet tarafından tövbeden geçirildikten sonra iğdiş edilen eski sol aydınlar olmaktadır.

Türkiye’de Kemalizm ve aynı anlama gelmek üzere devleti savunma görevini eski sol cenah üslenmiş bulunmaktadır.

Devrim yapmak için yola çıkan Türk solu, Kemalistler tarafından avlandıktan sonra, devleti savunma misyonunu şerefle taşıdıklarını iddia edecek kadar gerici bir rol üslenmiş bulunmaktadır.

Türk solu; mevcut durumda, celladını kutsayan ve tanrı katına çıkartan kurbanlık İsmail pozisyonundan farklı bir konum içerisinde değildir.
4 -6- 2008

Botan Rojhılat - N.TAŞ
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe