Faili Meçhul Cinayetler!                                   



Bir Türk kanalında Aysel Çürükkaya’nın babasının röportajını
izledim. Aynı zamanda okul arkadaşım olan Aysel Çürükkaya’nın kız kardeşinin
JİTEM tarafından öldürüldüğünü daha önce duymuştum. Ancak detaylarını
bilmiyordum.



Hıdır Öztürk küçük kızının Yeşil tarafından nasıl vahşice
katledildiğini büyük bir acı içerisinde anlatıyordu. 



Kürtler açısından, doksanlı yıllar, binlerce faili meçhul
cinayetin işlendiği karanlık bir dönemi ifade etmektedir.



Aradan uzun bir süre geçmesine rağmen bu acılı dönemin
failleri henüz açığa çıkartılarak mahkum edilmiş değildir. Ancak geçen yıllar
zarfında, köprülerin altından çok su akmış ve artık devletin kendisi dahi bu
dönemde binlerce masum insanın ensesine kurşun sıkıldığını, işkence edilerek
asit kuyularına atıldığını ve derisi yüzülerek öldürüldüğünü itiraf etmek
zorunda kalmıştır. 



Şüphesiz hükümetin işlenen cinayetlerin bizzat devlet tarafından
gerçekleştirildiğini kabul etmesi önemli bir gelişmedir.



Ancak işlenen binlerce faili meçhul cinayeti gerçekleştiren
ve buna azmettiren güç odaklarını açığa çıkartmaktan kaçınması veya suçları
sadece deşifre olmuş bazı tetikçilere havale ederek durumu kurtarmaya çalışması
kabul edilecek bir tutum değildir.



Hakkını yememek gerekir; aslında yetersizde olsa hükümetin
giderek bu cinayetlerin üzerine gideceği anlaşılmaktadır. Aysel Çürükkaya’nın
babasının televizyonlara çıkartılması ve mecliste dinlenmesi bu yönde atılmış
önemli adımdır. 



Lakin, faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması ve bu
cinayetleri işleyen güç odaklarının açığa çıkartılarak mahkum edilmeni sadece
devletten beklemek doğru bir yaklaşım tarzı değildir.



Cinayet şebekeleri açığa çıkartılarak mahkum edilmek
isteniyorsa, bunun Kürtlerin takınacağı tavra bağlı olduğunu bilmek zorundayız.



Ergenekon tutuklamaları karşısında BDP’nin güya tarafsızlık
adına takındığı köstekleyici tavır, operasyonların kendi deyimleriyle Fırat’ın
ötesine taşmadan yarıda kalmasına neden olmuş ve Kürtler adına çok önemli bir
tarihi fırsat kaçırılmıştır.



BDP’nin; derin devletin esas olarak hükümeti hedef aldığı ve
bunun Kürtleri ilgilendirmediğini ileri sürerek Kürtleri hareketsiz bir konuma
sürüklemesi son derece sığ ve sadece Ergenekon örgütüne yarayan oldukça hatalı
bir tutum olmuştur.



Türkiye’de derin devlet yapılanması deşifre edilerek
işlevsiz bırakılmadan ne demokratik sistemin kurumlaşması ve nede Kürt
probleminin çözümü mümkündür.



Kürt cephesi; hükümeti, Ergenekon davasında daha fazla adım
atmaya zorlayacak tarzda desteklemiş olsaydı, bu gün Türk derin devletinin
deşifre edilerek bertaraf edilmesi konusunda alınan mesafenin apayrı bir
mecrada olacağı kesindi.



Gelinen aşamada; Türkiye’de, faili meçhul cinayetlerin
aydınlatılması dahil, artık hiçbir sorunu Kürtlerin desteği olmadan çözüme
kavuşturmak mümkün değildir.



Türkiye’de demokrasinin yerleşmesi nasıl geçmişiyle
yüzleşmeden mümkün değilse, aynı biçimde Kürt sorununun çözüme kavuşturulması
için öncelikle faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması ve cinayet
şebekelerinin dağıtılması büyük bir önem taşımaktadır. Bundan dolayı BDP
Ergenekon konusunda içine girdiği hatalı tutumu tekrarlamadan Susurluk
sürecinin aydınlatılmasında üzerine düşen tarihi sorumluluğu mutlaka layıkıyla
yerine getirmek zorundadır.  



Susurluk sürecinin aydınlatılması Kürtler açısından
Ergenekon davasından çok daha önem taşımaktadır.



Doksanlı yıllarda işlenen faili meçhul cinayetlerin tümü
Susurluk çeteleri tarafından işlenmiştir. Ergenekon davasında yargılanan pek
çok generalin Kürtlere karşı işlenen cinayetlerde elbette parmağı vardır. Ancak
Kürtlerin kanına girenler sadece Ergenekon davasında yargılanan kişilerle
sınırlı değildir. Davanın Ergenekon tutuklularına takılıp kalması halinde doksanlı
yıllara hakim olan karanlık dönemin aydınlatılması asla mümkün olmayacaktır.
Kürtlere karşı işlenen binlerce cinayetin asıl sorumlusu olan Susurluk
çetesinin beyin takımı, yani Süleyman Demirel, Tansu Çiller, Doğan Güreş ve
Mehmet Ağar gibi o dönemin siyaset ve ordu yönetimini teşkil eden hiçbir şahıs
Ergenekon davasında bu gün yargılanmamaktadır.  



Derin devletin doksanlı yıllara damgasını vuran yapılanması
ve onun cinayet şebekelerinin açığa çıkartılarak mahkum edilmesi önemli oranda
Kürt halkı ve onun parti ve sivil toplum kuruluşlarının alacağı tavra bağlıdır.



BDP’nin; Ergenekon sürecinde iyi bir sınav vermeyen ve
tarafsızlık adı altında aslında darbe yapmaya kalkışan derin devletin saflarına
sürükleyen bu akıl almaz tutumundan hiç olmazsa bundan sonra vazgeçeceğini ve
Susurluk konusunda aynı hataları tekrarlanmayacağını umuyoruz.



Doksanlı yıllarda işkence görmeyen, tutuklanmayan, yakını
vurulmayan, evi- barkı  asker,
polis,JİTEM, Hizbullah vb tarafından yıkılmayan tek bir Kürt ailesi yoktur.



Susurluk konusunda, Kürtler adına hareket ettiğini söyleyen
hiçbir örgüt ve kuruluşun söz konusu yapılanmaları hangi ad ve gerekçeye
sığınırsa sığınsın bırakalım savunmaya cesaret etmeleri, tam tersine tavırsız
kalmaları dahi mümkün değildir. Bundan dolayı Ergenekon sürecinin tersine
Susurluk davasında Kürtlerin çok daha yapıcı ve belirleyici bir rol oynaması
kaçınılmaz görünmektedir.   



Yedi kocalı Hürmüz gibi her taraftan müdahaleye maruz kalan
BDP’nin Susurluk sürecinin aydınlatılmasında üzerine düşen tarihi rolü
oynamaktan hayli zorlanacağı açıktır.



Ancak bu fırsatın onların rüştünü ispatlamaları açısından
bir daha ellerine geçemeyeceği son bir şans olduğunu bilmek zorundadır.



Doksanlı yıllara damgasını vuran derin devlet yapılanması ve
onun suç şebekelerinin açığa çıkartılarak yargılanması, artık tüm Kürt halkı ve
onun siyası parti ve sivil toplum kuruluşlarının sadece bir görevi değil, aynı
zamanda bir namus borcudur. Bu görev başarılmadan Kürt halkının vicdanının
rahatlaması mümkün değildir.



BDP; Ergenekon konusunda izlenen yanlış politikadan dolayı
Kürt halkının duygularını telafi edilmeyecek düzeyde rencide etmiştir. BDP
Kürtlerin zedelenen onur ve haysiyetlerini tedavi etmek istiyorsa, ikide bir
‘biz faili meçhul cinayetleri unutmaya hazırız’ gibi kendilerini tüm dava
sahiplerinin yerine haksız bir şekilde koyan saçma tutumdan vazgeçmek
zorundadır.



Onlara düşen Susurluk çetelerini aklamak değil, derin devlet
yapılanmasının açığa çıkartılması konusunda atıla her adıma destek sunmak
olmalıdır. Şayet böyle davranırlarsa hem geçmiş hatalarını telafi ederek halen
yaşadıkları büyük siyasi tıkanıklığı aşmak ve hem de Türkiye’nin
demokratikleştirilmesi ve Kürt sorununun çözümü konusunda sürece altın
değerinde katkı sunmuş olacaklardır.



Tüm Kürt parti ve sivil toplum kuruluşları; hiçbir komplekse
girmeden Susurluk ve Ergenekon yapılanmalarının açığa çıkartılması konusunda
yapılan her girişime destek sunmalı, ancak bununla yetinmeyerek, ayrıca Kürt
halkının büyük mücadele dinamizmini demokratik yollardan harekete geçirerek
doksanlı yılların o karanlık dönemi mutlaka aydınlatılmalıdır.



23.12.2011                                                                Nizamettin TAŞ (Botan Rojhılat)
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe