Fidan Cinayeti ve Aydın Onuru
         Hikmet Fidan şehit düşmeden bir hafta önce Güney Kürdistan’a gelmişti. Türkiye’den gelen on beş kişilik bir grubun katıldığı toplantıda kendisi bütün çalışmaların sorumluluğunu üslenmişti. Bunu açıklamayacaktık. Ancak PKK’nin Hikmet Fidan’ı vurduktan sonra sahiplenecek kadar alçaldığını görünce açıklamak zorunda kaldık.
Nizamettin Taş
19.07.2005 - 20:31
Hikmet Fidan; PKK tarafından vuruldu. İşlenen bu cinayet karşısında Kürt aydınlarının büyük bir çoğunluğu susmayı tercih etti.

Son yıllarda akan kanın durması için durmadan çağrı yapan Kürt aydınlarının; Hikmet Fidan cinayeti karşısında aynı duyarlı tavrı göstermemesinin esas nedeni PKK’den duyulan korku ve yurtseverlik duygularının giderek körelmesidir.

Hikmet Fidan’ın PKK tarafından vurulduğunu siyasetle ilgilenen tüm çevreler bilmektedir. Ancak Kongra Gel, DEHAP ve Demokratik Toplum Hareketi yöneticileri işlenen cinayetten sorumlu olmadıklarını söylemektedir. Bir cinayetin işlenmesi sadece tetik çekme ile sınırlı tutulacaksa elbette yapılan savunmanın mantıklı bir tarafı vardır. Oysa DEHAP ve Demokratik Toplum Hareketinin Hikmet Fidan cinayeti karşısında sergilediği tutum onun öldürülmesinden çok daha ağır bir suç durumunu ifade etmektedir.

DEHAP ve DTH; kendi eski partilerinin il başkanlığı ve genel başkan yardımcılığı görevini yapmış bir yöneticinin cenaze törenine katılmayarak ve baş sağlığına gitmek isteyen yüzlerce-binlerce insanı tehdit ederek işlenen cinayetten çok daha ağır bir suç işlemiştir. öldürülen bekçi ve askerlerin ailelerini ziyaret etmekte büyük bir gayretkeşlik gösteren DEHAP yöneticilerinin; Kürt özgürlük mücadelesine otuz beş yıl emek veren Hikmet Fidan’ın cenaze törenine katılmamaları ve  ailesini ziyaret etmek isteyen insanları tehdit ederek bundan alıkoymaları, işlenen cinayetin PKK tarafından yapıldığını açıkça göstermektedir. DEHAP yöneticilerinin ‘Hikmet Fidan’ın vurulmasından biz sorumlu değiliz’ demelerinin geçerli hiçbir tarafı yoktur. Cinayet karşısında sergiledikleri tavır öldürülmesinden çok daha iğrenç bir tutumu ifade etmektedir. ‘Benzin deposu delik’ gerekçesine sığınarak ambulans vermeyen belediye başkanını tek bir DEHAP yöneticisi dahi kınama zahmetinde  bulunmamıştır. Bağlar belediye başkanı DEHAP üyesidir. Kürt halkı; şehitlerine duyduğu saygının bir gereği olarak Türk olan bu bayanı Bağlar belediye başkanı seçmiştir. Herkesten çok, bir şehit eşi olan Bağlar belediye başkanının Kürt halkı ve şehitlerine saygılı davranması gerekirdi. Diyarbakır halkı; Kürdistan özgürlük mücadelesine otuz beş yıl emek veren bir devrimcinin cenazesine ambargo koysun diye onu ve diğer belediye başkanlarını seçmemiştir. İşlenen cinayet karşısında sergilenen bu saygısızca tavır, Hikmet Fidan’ın öldürülmesinden çok daha ağır bir suç anlamına gelmektedir.

Kongra Gel ve yandaşlarının işlediği suçlar Hikmet Fidan cinayeti ile sınırlı değildir. Daha önce yurtsever insanlar defalarca telefon ve sözlü tehdit edilmiş ve son on gün içerisinde bir çok kişi dövülmüştür. Hikmet Fidan’ın öldürüldüğü günün sabahı silahlı üç kişi yurtseverlere ait bir iş yerini basarak tehditler savurmuş ve aralarında Hikmet Fidan da bulunduğu on beş devrimcinin vurulacağı söylenmiştir. Bu bilgi üzerine kendisine Diyarbakır’ı terk etmesi söylenmiş ve Hikmet Fidan Av. Mahmut Vefa ile görüştükten sonra Urfa’ya gideceğini söylemişti. Hikmet Fidan’ın bir gün önce Av. Mahmut Vefa ve yanında bulunan dört arkadaşı ile görüştüğünü biliyoruz. “Kendisi ile görüştün ikinci defa görüşmene gerek yok, ayrılırsan daha iyi olur ”denilmesine rağmen, randevusunun olduğunu ve kısa kesip ayrılacağını söylemişti. Cinayetten sonra Mahmut Vefa yaptığı açıklamada olay günü Viranşehir’de olduğunu söylemektedir. Mahmut Vefa doğru konuşmamaktadır. Eğer yalan söylemiyorsa ve gerçekten olay günü Viranşehir’e gitmişse: o zaman Hikmet Fidan’ı tuzağa düşürmüştür ve cinayet boynunda kalmasın diye bu tarz bir yönteme baş vurmuştur. Mahmut Vefa’yı tanımıyoruz. Şayet gerçekten iddia ettiği gibi cinayet ile ilgisi yoksa o zaman kendisiyle ilişkide olan insanlar ismini kullanarak bu tuzağı kurmuşlardır. Gerçeğin açıklanması Mahmut Vefa’ya düşmektedir. Yoksa cinayet boynunda kalır. Mahmut Vefa Abdullah öcalan’ın avukatıdır. Aynı zamanda DEHAP yandaşıdır. Cinayet ile şu veya bu şekilde ilgili bir insandır. Cinayetin kimler tarafından planlandığını ve kimlerin emir verdiğini biliyoruz. Tetikçilerin açığa çıkartılması Mahmut Vefa ve DEHAP yönetimine düşmektedir. örtbas etmeye kalkışmaları halinde Hikmet Fidan’ın kanı ellerine bulaşmış demektir.

Hikmet Fidan cinayeti karşısında Kürt aydınlarının sergilediği tavır çok daha içler acısı bir durum ortaya çıkarmaktadır. Son yıllarda Kürt aydınlarının stratejik hiçbir konuda inisiyatif sahibi olduğunu söylemek mümkün değildir. Kürt aydını; iradesi ipotek altına alındığı için bağımsızlığını yitirmiş durumdadır. Kürt aydınlarının siyaset sahnesinde herhangi bir ağırlığının olduğunu söylemek büyük bir abartıdır. Kürt aydınlarının mevcut duruşu ne yazık ki en kritik anda her zaman geriye çark eden Türk aydınlarından bile daha geri bir durumu ifade etmektedir.
Devlet fideliğinde yetişen Türk aydınlarının belkemiksiz bir duruşa sahip olmasının anlaşılır nedenleri vardır. Türk aydını devlet gübreliğinden beslenmektedir. Göbekten bağlı olduğu egemen sisteme karşı halkın çıkarlarını savunması mümkün değildir. Türk halkı; her defasında kendisini yüz üstü bırakarak egemen sınıflara sığınan bu oportünist zümreye karşı daima güvensiz bir tutum içerisinde olmuştur.

Halkın güvenmediği ve devlet tarafından tamamen iktidarsızlaştırılarak güçten düşürülen Türk aydınlarının dayandığı tarihi-toplumsal zemin son derece kısır ve aşılması hayli zor bir durumu ihtiva etmektedir. Buna rağmen Türk aydınlarından bazen herkesi şaşırtan son derece onurlu çıkışları olmaktadır. Buna karşılık Kürt aydınları; ezilen bir ulusun mensupları oldukları, sert ve bedel ödeyen bir direniş geleneğinden doğdukları ve halkın tam desteğine sahip oldukları halde tam bir ölüm sessizliği içerisinde bulunmaktadır.

Kürdistan, Türkiye ve bölge koşulları aydınları yurtseverliği çok güçlü ve son derece radikal bir tutumun sahibi kılması gerekirken, Kürt aydınlarının bu kadar iradesiz ve inisiyatiften yoksun bir pratikte çakılıp kalmalarını haklı gösterecek en ufak bir neden yoktur. ölüm sessizliğinin tek bir nedeni vardır. Kürdistan’da ne yazık ki onurunu çıkarlarına meze yapacak kadar güçlü bir arpalık sistemi gelişmekte ve siyasal, ekonomik rantçılık bulaşıcı bir hastalık gibi bir çok çevreyi zehirlemeye devam etmektedir.

Sayısal açıdan küçük bir azınlığı teşkil etmelerine rağmen, son yıllarda legal parti ve diğer Kürt kurumları içerisinde siyasal rant peşinde koşan ve belediyelerden beslenen dar bir kesimden söz etmek mümkündür. Giderek palazlanan bu rantçı grup; Kürt aydınları içerisinde marjinal bir kesimi temsil etmesine  karşın siyaset üzerinde oldukça etkili bir konuma gelmiş bulunmaktadır. PKK’ye dayanarak siyaset üzerinde tekel kuran bu rantçı kesimin oynadığı en uğursuz rol Kürt aydınlarını ve halkımızı manipüle ederek ölüm sessizliğine gömmesidir. Legal planda yurtsever demokratik bir Kürt oluşumuna şiddetle ihtiyaç duyulmasına rağmen bu rantçı kesim özgürlük mücadelesinin bütün kazanımlarını Abdullah öcalan’ın talimatları doğrultusunda kemalizme peşkeş çekmektedir. Halkın duygusal bağlılığını istismar ederek kötü bir tarzda kullanan bu rantçı zümre; mevcut durumda Kürdistan özgürlük mücadelesini tarihinin en bunalımlı dönemine sürüklemiş bulunmaktadır.

Demokratik cumhuriyet eksenli siyaset son yedi yıl içerisinde Kürt halkının tüm kazanımlarını yerle bir etmesine rağmen aydınlardan buna karşı kayda değer tek bir itiraz yükselmemiştir. Bunda halkımızın duygusal bağlılığı ve Kürt kurumlarına çöreklenen rantçı kesimlerin aydınları manipüle etmesi önemli rol oynamaktadır. Ancak tek neden bu değildir. Kürt halkının ulusal onuru ayaklar altına alınmasına karşın aydınlardan  herhangi bir itirazın gerçekleşmemesinin diğer bir nedeni PKK’den duyulan korkudur. Kürt kurumlarına çöreklenen cinayet şebekesinin  yandaşları bir taraftan kaba kuvvet kullanarak korku salmakta, diğer taraftan terbiye edilen pavlovun köpekleri gibi bir çok insanı siyasal ve ekonomik çıkarlara bulaştırarak etkisiz duruma getirmektedir. Yetki peşinde koşanların kraldan daha kralcı geçinmeleri  ve korkutularak sindirilen aydınların yaptıkları teskinlerin yurtsever insanları daha çok olumsuz yönde etkilemesinin esas nedeni budur.

Hikmet Fidan’ın vurulmasından sonra Demokratik Toplum Hareketinin inandırıcı hiçbir tarafı kalmamıştır. İşlenen cinayet karşısında takınılan çirkin tavrın sahiplerinin halkımız ve uluslararası demokrasi güçleri tarafından muhatap alınması mümkün değildir. Siyaseti cinayetlerle besleyen bir şebekeye karşı kınama gücünü gösteremeyen iradesiz bir yapının içerisinde kalmanın izah edilecek hiçbir tarafı yoktur. Kürt halkının yurtsever demokratik bir oluşuma gitmekten başka bir seçeneği yoktur. Kürt halkının kazanımlarının kemalizme peşkeş çekilmesine daha ne kadar izin verilecektir. Kürt aydınlarının rolü buna çalak yalayıcılığı yapmak değildir. Kürt aydınları bu uğursuz role son vermek zorundadır. Bunun için güçleri ve yetenekleri vardır. Devlet terörüne dayanmasını bilen bir kuşak uşaklarına karşı sessiz duramaz. İnisiyatifsiz kalmasının nedeni cesaretsizliğinden çok kafa karışıklığından kaynaklanmaktadır. Fakat işlenen cinayet kafa karışıklığını tamamen ortadan kaldırmış ve her yurtseveri kendi vicdanı ile baş başa bırakmıştır. Gerisi ulusal onurun konuşturulmasına kalmıştır.
Hikmet Fidan şehit düşmeden bir hafta önce Güney Kürdistan’a gelmişti. Türkiye’den gelen on beş kişilik bir grubun katıldığı toplantıda kendisi bütün çalışmaların sorumluluğunu üslenmişti. Bunu açıklamayacaktık. Ancak PKK’nin Hikmet Fidan’ı vurduktan sonra sahiplenecek kadar alçaldığını görünce açıklamak zorunda kaldık. DEHAP çevrelerinin sahiplenmesi Hikmet Fidan’ın PKK tarafından değil, faili meçhul bir cinayete kurban gittiği yorumuna yol açacaktı. Hikmet Fidan’ın ikinci kez öldürülmesine yol açacak bu oyuna gelemezdik.

Ailesine ve halkımıza bir kez daha baş sağlığı diliyorum.
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe