Gençliği Bekleyen Tehlike!
Bu aralar, kuzeyden gelenlerle sıklıkla görüşüyor, sohbet ediyoruz.
Nizamettin Taş
16.12.2013 - 09:08
Bu aralar, kuzeyden gelenlerle sıklıkla görüşüyor, sohbet ediyoruz. Geniş bir kesimin aynı kaygıları taşıdığına inandığım bir konuya değinmek istiyorum.
Anlatımlara bakılırsa, başta Diyarbakır olmak üzere, Kürdistan’ın hemen tüm yerleşim birimlerinde gençliğin bilinçli bir tarzda ve yaygın olarak uyuşturucuya bağımlı hale getirildiği anlaşılmaktadır.

Türkiye’de; hükümetin sigara içimine bile izin vermediği günümüz koşullarında, uyuşturucu gibi zararlı pek çok maddenin Kürdistan’da yaygın olarak gençlere bulaştırılmasının izaha muhtaç birçok nedeni bulunmaktadır.

Normal koşullarda, dini duyguları yüksek bir yönetimden beklenen, doğal olarak, ilk icraatının uyuşturucu türü bağımlılık yaratan maddelere karşı savaş açmasıdır.

Anlaşılan söz konusu Kürdistan gençliği olunca, inançlı yaşam konusunda gösterilen hassasiyet teferruata dönüşmüş ve bildiğimiz klasik devlet politikası geçerli akçe haline getirilmiştir.

Türk devletinin yıllardan beri Kürt gençliğinin gerillaya katılımını önlemek amacıyla her türlü yozlaştırıcı önleme başvurduğunu biliyoruz. Aynı geleneksel yaklaşımın devlet politikası olarak geliştirilmeye devam edildiği görülmektedir. Hükümetin sigara içimine bile tahammül göstermediği bir ortamda, Kürt gençleri arasında bağımlı madde kullanımının yaygınlaştırılması, bilinçli devlet politikasından başka ne anlama gelmektedir?

İktidarın; uyuşturucu bağımlılığına karşı tedbir almayıp yaygınlaştırılmasını sağlayacak tarzda ortam sunması, AKP’nin diğer tüm hükümetler gibi sömürgeci devlet politikasını olduğu gibi hayata geçirdiğini kanıtlamaktadır. Her türlü devlet yetkisini elinde bulunduran hükümetin, uyuşturucu madde bağımlılığını farklı neden ve gerekçelere bağlamasının kabul edilebilir hiçbir tarafı yoktur.

Aslında tuhaf olan, başta BDP olmak üzere tüm Kürt örgüt ve partilerinin gençlik içerisinde baş gösteren tahribata sessiz kalması ve önlemleri devletten beklemesidir. Gençliğin bu duruma düşmesinde tüm Kürt parti, grup, sivil toplum örgütleri ve özellikle de gençlik sorumludur. Örgütsüz ve eğitimsiz kalan gençliğin her türlü kirli tasarrufa açık hale geleceğini bilmek için kahin olmaya gerek yoktur. Bilinçsiz ve örgütsüz gençliğin, siyaseti rant kapısı olarak gören çevreler tarafından daha kolay idare edileceği, yönlendirileceği ve olur olmaz her alanda kullanılacağını en iyi devlet ve parti yönetimleri bilmektedir. Eğitimden yoksun ve adeta serseri bir mayın gibi ortalığa salınmış bir gençlik devlet için asla tehlike oluşturmaz. Tersine yakıp yıktıkça ve sadece tepkileriyle hareket ettikçe bundan yararlanan sadece devlet ve siyaset bezirganları olmaktadır.

Gençliğin geleceğini tehdit eden sadece uyuşturucu madde bağımlılığı değildir. Bundan daha vahim olan, özellikle bu ortama bulaştırılmış olan gençliğin eğitilip örgütlendirilmeden toplumsal olaylara, korsan eylemlere ham, işlenmemiş haliyle seferber edilmesidir. Şüphesiz tüm gençlik hareketini bu temelde değerlendirmek, kahramanca sürdürülen bir mücadeleyi töhmet altında bırakmak anlamına gelecektir. Genel gençlik hareketini eleştirmek, değerlendirmek gibi bir niyetimiz yoktur, ancak, bir biçimiyle mücadeleye mutlaka dahil edilmesi gereken bu kesimin eğitimsiz ve disiplinden yoksun olarak eylemlerde kullanılmasının doğru olmadığına inanıyorum.

Bu gün, mücadelenin öncü gücü olarak gençliğin gösterdiği çaba ve fedakarlığın tartışılacak hiçbir tarafı yoktur. Kürt gençliği, dünyada örnek gösterilecek bir mücadele performansına sahiptir. Lakin bu mücadele ruhu ve disiplininin hayatın tüm alanlarına ve özelikle de genel gençlik kitlesine taşırıldığını, kapsayıcı bir sonuca götürüldüğünü söyleyecek durumda değiliz.

Ne yazık ki, gençlik içerisinde hala oranı küçümsenmeyecek düzeyde bir kesim, eğitimsiz, terbiyeden yoksun, yaşam disiplininden uzak ve adeta ve köklerinden kopmuş bir şekilde mücadelenin adeta tüm değerlerine saldıracak kadar kendinden vazgeçmiş bir duruş sergilemektedir. Hiçbir sorumluluk taşımadan her değere küfür etmeyi mücadele sanan çarpıtılmış bir gençlik gerçeğini görmekteyiz. Özellikle korsan eylemlerde rastgele her tarafın yakılıp yıkılması, sanılanın tam tersine Türk devletine değil, Kürt cephesine zarar vermektedir.

‘Keskin sirke küpüne zarar verir!’ Gençlik mücadele anlayışını tepki ve öfke patlamaları üzerine inşa edemez. Eğitilerek örgütlendirilmeyen gençliğin eylemlere sokulması kaçınılmaz olarak disiplinin ortadan kaldırılmasına, taşkınlıkların boy göstermesine ve bundan rahatsız olan kesimlerin giderek mücadeleden uzaklaşmasına neden olmaktadır. Kitlesel boyut kazanması gereken bir çok gösterinin marjinal düzeyde kalmasının esas nedeni budur.
Mutlak anlamda düzeltilmesi gereken bu yıkıcı tarzın, yıllarca, adeta hiç değiştirilmeden olduğu gibi tekrarlanmasının tek bir izahı vardır. Gençlik hareketini, kendi tekelci zihniyeti doğrultusunda egemenlik kurmanın ve öteki kesimleri sindirmenin bir aracı olarak kullanmak isteyen anlayışın gençliğin bilinçli, disipline olmuş örgütlü mücadelesinden hiçbir çıkarı yoktur. Tersine yakıp yıktıkça, sindirilen kesimleri idare etmek, toplum üzerinde otorite olmak daha kolay ve kestirme yollardan gerçekleşmektedir.

Gençliğin öfke patlamalarını istismar ederek otorite kuran zihniyetin yarattığı tahribatlar sadece yıkıcı eylem biçimleriyle sınırlı değildir. Gençlik bu gün adeta mücadele geçmişinden koparılmış ve yaratılan tüm değerlere küfür edecek hale getirilmiştir.

Geçmişi olmayan, değerlerine küfür eden gençlik hareketinin geleceği olamaz.

Küfür; asla bir gençlik vasfı değildir. Şıvan Perwer gibi bu ulusun büyük bir değerine düşüncesizce saldıran bu gençliğin yakında söz konusu istismarcı kesime yönelmeyeceğinin hiçbir garantisi yoktur.

Gençliği felakete götüren bu duruma tüm kesimlerin seferberlik halinde müdahale etmesinde büyük bir zorunluluk vardır. Başta gençliğin kendisini eğitmesi ve kendisini bataklığa sürükleyen tüm etmenlere karşı mücadele vermesi gerekmektedir. Beklenti içerisinde hareket etmenin hiçbir anlamı yoktur. Ulusal demokratik mücadelenin öncü gücü olarak gençliğin stratejik düzeyde başarması gereken birincil görevi budur. Gençlik örgütlerinin varlık gerekçesi, öncelikle kendilerini eğiterek örgütlemekten ileri gelmektedir. Eğitimini ihmal eden gençliğin başarılı olması mümkün değildir.

Gençlik; enerji ve mücadele gücünü tepki ve öfke girdabında boşa harcayan marjinal eylem biçiminden vazgeçmek zorundadır. Tepkiye dayalı korsan gösterilerin ulusal demokratik mücadeleye hiçbir katkısının olmadığı yeterince açığa çıkmıştır. Yakıp yıkmanın, tepki ile hareket etmenin, yurtsever gençlik hareketini tuzağa düşürmekten başka bir sonuç yaratmadığı artık görülmeli ve Kürt sorununun siyasal demokratik yollardan çözümünü sağlayacak eylem türlerine öncülük yapılmalıdır. Gençlik ulusal demokratik mücadeleye öncülük yapmaktan sorumludur. Bundan dolayı tüm toplumu kucaklayıcı, kimseyi dışlamayan ve her Kürdün rahatlıkla kendisini ifade ettiği, talep ve amaçlarına cevap bulduğu daha yaratıcı eylem türlerine yönelmelidir. Yakıp yıkmaya dayalı korsan eylemlerin, mücadeleye bir biçimiyle katılmak isteyen tüm kesimleri kapsaması, buna zemin oluşturması mümkün değildir. Amaç Kürdistan halkını mücadeleye seferber ederek örgütlemekse, o zaman her kesimin rahatlıkla içinde yer alabileceği, kişilik bulduğu, iradesini, emeğini ve gücünü gördüğü daha demokratik, siyasal eylem biçimlerine yönelmek zorundayız. Marjinal eylem türlerinde, belki gençliğin bir kesimini, çocukları harekete geçirmek daha kolaydır, fakat toplumun tüm kesimlerini bu temelde seferber edemeyeceğimizi bilmek zorundayız.

Geçmiş mücadele sürecine eleştirisel yaklaşan, ancak yaratılan değerlere sahip çıkan, kendini eğiten, örgütleyen, siyasal demokratik mücadele yöntemlerini benimseyen, kişilikli bir Kürd ve Kürdistani gençlik hareketine her zamankinden daha çok bu gün ihtiyaç vardır.

15 Aralık 2013
Botan Ahmed N.TAŞ
Etiketler: kürdistan, kürt, kürtçe, nerina, azad