Güney Kürdistan Bağımsızlık Yolunda
Tüm veriler Kürdistan’ın önümüzdeki dönemde tıpkı İsrail gibi batının vazgeçilmez sağlam bir stratejik müttefiki olarak rol oynayacağını göstermektedir. Kürdistan; ister savaşla, ya da barış içerisinde önümüzdeki dönemde Ortadoğu’nun yeni parlayan yıldızı olarak tarih sahnesine çıkacak ve bunu hiçbir güç durduramayacaktır.
Nizamettin Taş
11.01.2015 - 12:50
Güney Kürdistan devriminin ayırt edici iki özelliği bulunmaktadır.

Birincisi; peşmerge savaşında, taktiksel yenilgiler alınmasına rağmen devrimin kesintiye uğramadan sürmesidir. Kürdistan’ın diğer parçalarında isyanların bastırılmasından sonra uzun bir suskunluk dönemi yaşanırken, yüz yıllık geçmiş mücadele döneminin mirasını arkasına alan peşmerge savaşı 1930’lardan bu yana kesintiye uğramadan devam etmektedir. Güney Kürdistan’ın devletleşme yolunda emin adımlarla ilerlemesi, onlarca yıldır sürmekte olan peşmerge savaşının yol açtığı sağlam temeller üzerinde gerçekleşmektedir.

Güney Kürdistan’ın ikinci ayırt edici özelliği, mevcut statünün kazanılmasında dış faktörlerin çok etkin rol oynamasıdır. Şüphesiz Güney Kürdistan’daki bütün kazanımlar peşmerge savaşının yarattığı zemin üzerinde şekillenmektedir. Ancak Güney Kürdistan’ın kurtuluşunda Amerika önderliğindeki koalisyon güçlerinin 1991 Körfez savaşı ve 2003 yılında gerçekleşen Irak müdahalesi ile en son DAIŞ saldırılarına karşı verilen dış desteğinin belirleyici düzeyde rol oynadığı inkâr edilemez bir gerçektir.

*****


Tarih; 20.yy ilk çeyreğinde, Araplar açısından “yürü ya kulum” hükmünün icra edildiği bir dönem olarak kayda geçmiştir. Kendi öz dinamikleriyle tek bir devlet kurma yeteneğinde dahi bulunmayan Araplara Irak ve Ürdün’de olduğu gibi dışardan ithal krallar getirtilerek onlarca suni devlet oluşturulmuştur. O gün İngiltere ve Fransa’nın, bu gün Amerika’nın ‘olağanüstü cömert’ desteğine dayanan Araplar mevcut durumda Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da kurulan onlarca devlete ‘hükmetmektedir’.

Yüz yıl önce, 20.yy ilk çeyreğinde Arapların yüzüne gülen tarih; şimdi, yüz yıl sonra, 21.yy ilk çeyreğinde, bu sefer Kürdistan, daha doğrusu öncelikle Güney Kürdistan’ın doğuşuna tanıklık yapmaktadır.

1991 yılında gerçekleşen birinci körfez savaşı Güney Kürdistan’ın özgürlüğe kavuşmasının başlangıç adımı olurken, 2003 yılında yapılan ikinci müdahale işgal altında bulunan bir kısım Kürdistan toprağının daha kurtarılması ve 140. madde biçiminde formüle edilen ihtilaflı bölgeler üzerindeki Kürd etkinliğinin artmasına yol açmıştır.

*****


Başlangıçta Ortadoğu’daki statükoyu temellerinden sarsarak domino taşları gibi peşi sıra birçok köhnemiş rejimi yerle yeksan eden Arap baharı, mevcut durumda, radikal İslamcı örgütlerin öncülüğünden dolayı, kelimenin gerçek anlamında kara kışa dönüşmüştür. Demokrasi güçlerinin yetersizliğinden istifade eden El KAİDE türevi örgütlerin halk isyanlarında denetimi ele geçirmesi, Ortadoğu coğrafyasını sonu belirsiz, kanlı bir boğazlaşmaya götürmüş ve tarihsel tüm hesapların görüleceği yıkıcı bir girdabın içine sürüklemiştir.

Arap baharı; Arap devletlerinin ne kadar demokrasi ve özgürlükten yoksun oldukları ve geleceklerini inşa etmede hiçbir yeteneklerinin olmadığını bir kez daha gözler önüne sermiştir.

Buna karşılık sonuçları itibariyle Arap baharının olumlu etkide bulunduğu tek ülke Kürdistan’dır. Arap baharı; Kürdlerin demokrasi ve özgürlüğü özümsemeye ne kadar yatkın, laik ve İsrail’den sonra batının Ortadoğu’da müttefik olabileceği tek ulus olma gerçeğini açığa çıkarmıştır.

DAIŞ örgütünün Ortadoğu’da yarattığı tehdit ve çizdiği vahşet tablosu, Kürdistan’ın artarak devam eden stratejik önemini bir kez daha gözler önüne sermektedir. Artık Kürdlerin direnişi olmadan bırakalım Ortadoğu’nun yeniden dizayn edilmesi, Amerika ve koalisyon güçlerinin bu coğrafyada tutunması bile zor görünmektedir.

Arap baharı temelinde patlak veren halk isyanlarının gerçekleştiği hiçbir ülkede gerçek anlamda demokratik bir muhalefetten söz etmek mümkün değildir. Başlangıçta değişim amacıyla başlayan halk isyanları kısa sürede ya DAIŞ, cephe Nusra gibi El KAİDE türevi insanlık düşmanı örgütlerin denetimine girmiş ya da islam maskeli şoven, gerici Arap milliyetçilerinin etkisinde kalmıştır. İsim veya amacı ne olursa olsun savaşan bütün muhalefet güçlerinin ortak özelliği batı karşıtlığında birleşmeleridir. Ilımlı islam adına hareket eden ve batı tarafından desteklenen muhalefet güçlerinde bile demokrasi ve özgürlük namına kırıntı kabilinde bazı cevherler aransa da özünde şovenizm ve milliyetçilikten başka hiçbir numaraları yoktur. Zaten daha şimdiden mafyalaşan ve savaşı ticarete dönüştüren bu yozlaşmış örgütlerin etkinliği hızla tükenmekte ve batı açısından yük olmaktan başka bir rol oynamamaktadır.

Araplar arasında giderek mezhep savaşına dönüşen hesaplaşmanın geleceğe dönük hiçbir amacı yoktur. Ortadoğu genelinde kör döğüş biçiminde sürmekte olan savaşlar, yıllarca, üstelik çok daha yıkıcı bir hal alarak devam etmekten başka bir seçeneğe sahip değildir.

Oysa Güney Kürdistan, Ortadoğu’ya egemen olan kaos ve belirsizliğin tersine, dizginlenmesi mümkün olmadığına inanılan DAIŞ saldırılarını askeri cephede kesinkes yenilgiye uğratan ve kafa keserek yarattığı korku atmosferini yerle bir eden parlak başarılara imza atmaktadır. Kürdler; DAIŞ’ın hız kesmeyen saldırılarını ilk defa Kürdistan’da durdurarak ve yenilgiye uğratıp işgal ettikleri yerleşim birimlerinden söküp atarak, Ortadoğu gerçeğinin sadece birbirini boğazlayan mezhep savaşlarından ibaret olmadığı, bu coğrafyada aynı zamanda insani değerleri benimsemiş, demokrasi ve özgürlükten yana direniş merkezlerinin olduğunu ispatlayan bir çözüm adresini göstermiştir.

Kürdlerin tüm insanlık adına verdiği bu savaş aynı zamanda Ortadoğu’nun küllerinden kendini yeniden yaratmasının başlangıç adımlarını teşkil etmektedir. Tüm insanlık adına DAIŞ vebasına karşı savaşan Kürdler, şüphesiz sadece evrensel değerleri savunmak adına değil, aynı zamanda ulusal onurunu korumak ve işgal ve tecavüze uğrayan yurdunu kurtarmak amacıyla mücadele vermektedir.

DAIŞ’ın Kürdistan’a saldırması, özünde, tarih sahnesine yeniden çıkmak isteyen Kürdlerin 21.yy’da yakaladığı olağanüstü elverişli zemini yok etmek amacıyla gerçekleşmiştir. Bu tecavüz girişimini sadece DAIŞ örgütünün sapkınlığına bağlamak çok sığ bir düşüncedir. Kürdistan’ın yeniden doğuşuna tanıklık yapmak istemeyen tüm güçler, özellikle de bölgesel aktörler DAIŞ’ın Bağdat’a saldırmaktan vazgeçerek yönünü Kürdistan’a çevirmesinde birinci dereceden sorumludur.

Kürdistan’ın geleceğini karartmaya dönük bu tehlikeli plan Kürdlerin direnişi ve koalisyon güçlerinin anında müdahalesi ile boşa çıkartılmıştır.

Güney Kürdistan; kendisine karşı kurulan düşmanca tüm planların boşa çıktığı ve kurtuluşunu yakınlaştırmaktan başka bir sonuç vermediği bir süreçten geçmektedir.

Kürdler; Güney Kürdistan’da savaşarak ve peşmergenin kanını dökerek devlet kurma hakkını elde etmiştir. Bunu artık hiçbir güç engelleyemez.

Şimdiye kadar peşmerge tarafından yapılan tüm operasyonlar DAIŞ’ın artık hiçbir biçimde ve hiçbir cephede tutunamayacağını ve işgal altındaki bütün Kürdistan topraklarından sökülüp atılacağını göstermektedir. Savaş cephelerinde DAIŞ militanlarının iradesini kıran ve yenilgiye uğratan peşmergenin saldırıp alamayacağı hiçbir hedef kalmamıştır. Önümüzdeki dönemde daha önce Irak ordusunun denetimi altında bulunan ve şimdi DAIŞ tarafından işgal edilen ihtilaflı tüm bölgeler kurtarılarak tarihi Kürdistan sınırları çizilecektir. Binlerce yıl sonra ilk defa Kürdler tarihsel olarak kabul ettikleri Kürdistan topraklarının tümüne hakim olacak tarzda hızla ilerlemektedir. Bu toprakları DAIŞ’a karşı savaşarak ve Kürdün kanını dökerek aldıkları için başka bir güce devretmeleri asla mümkün değildir. Zaten Irak ordusu ve devleti bu toprakları tek bir kurşun atmadan DAIŞ’a kaptırdıkları ve kurtarılmasında hiçbir rol oynamadıkları için söz söyleme hakkına bile sahip değildir.

Güney Kürdistan kısa bir süre sonra artık tamamen özgür ve işgalden kurtulmuş bir ülke olarak tarih sahnesine çıkacaktır. Resmen bağımsız devlet ilanına gidip gitmeyeceği veya ne zaman gideceği Güney Kürdistan halkı ve yönetiminin inisiyatifine kalmıştır. Fakat alacağı karar ne olursa olsun artık bir daha Irak devleti ve Arapların Güney Kürdistan üzerinde bırakalım hakimiyet kurması birlikte geleceğe dönük bir tasavvurda bulunması dahi mümkün değildir.

Kuşku yok ki, Güney Kürdistan’ın DAIŞ işgalinden kurtarılması tüm problemlerin bittiği anlamına gelmeyecektir. İran devletinin Şii milislerine dayanarak ve YNK içerisindeki çelişkileri kullanarak özellikle Kerkük ve sınır bölgelerinde problem yaratma olasılığı hayli yüksek görünmektedir. Fakat uzun vadede Kürdler açısından Şiilerden çok suni Arapların pozisyonu önem taşımaktadır. Kürdistan’ın Şiilerle sınırı dar bir şeritten ibarettir. Aslında Kürdlerin hesaplaması gereken Şii Araplar değil, onların arkasındaki İran devletinin politikaları olmalıdır.

Buna karşılık şimdilik hiçbir tehlike arz etmeyen, hatta Musul’un kurtarılmasında ittifak yapılması gereken suni Arapların yaklaşımı Kürdistan’ın geleceği açısından kader belirleyici bir önem taşımaktadır. Ulusların dost ya da düşmanını belirleme şansı vardır, ancak komşularını değiştirme imkânı yoktur. Kürdler ebediyen suni Araplarla komşu yaşamak zorundadır. Suni Arapların mevcut durumda Kürdler açısından tehlike arz edecek bir güçleri yoktur. Sunilerin Şiilerle yaşadığı çelişki ve çatışmalar daha uzun bir süre toparlanmalarını imkânsız kılmaktadır. Fakat bunun ilanihaye sürüp gitmeyeceği kesindir. Suni Araplar eninde sonunda derlenip yeni bir yapılanmaya gitmek üzere harekete geçecektir. Suni Araplar sadece devlet yönetme yeteneğine sahip değil, aynı zamanda sömürgeci emelleri yüksek olan şoven bir yapıya sahiptir. Kürdlerin bu durumu göz önünde bulundurarak şimdiden savunma mekanizmalarını geliştirmesi, tedbir alması ve stratejilerini buna göre kurmaları gerekmektedir.

Kürdlerin geleceğe ilişkin tüm olasılıkları gözeterek savunma mekanizmalarını oluşturması, mutlak anlamda Araplarla veya başka herhangi bir güçle savaşacağı anlamına gelmemektedir. Ancak Ortadoğu gibi çelişki ve çatışma ortamının egemen olduğu bir bölgede Kürdistan’ı bundan muaf tutmak nerdeyse imkânsızdır. Bu risk her zaman vardır ve Kürdlerin savunma stratejilerini çatışma olasılığını dikkate alarak geliştirmesinde olmazsa olmaz kabilinde bir zorunluluk vardır.

Son DAIŞ saldırıları Kürdlerin kendi savunmalarını öz gücüne dayanarak sağlamaları gerektiğini ağır bir bedel ödeyerek hatırlatmıştır. Ortadoğu gibi halklar arasında boğazlaşmanın olduğu bir coğrafyada Kürdistan İsrail tarzında bir savunma stratejisi benimsemek zorundadır. Potansiyel açıdan çok daha elverişli pozisyonda bulunan Kürdistan’ın bir güven ve istikrar adası olarak gelişme kaydetmesi, sadece bölgenin değil, aynı zamanda batının da çıkarlarına denk gelmektedir. Radikal islama karşı laik demokratik Kürdistan seçeneği, Ortadoğu çıkmazında debelenen batı açısından giderek daha cazip ve sahiplenilerek desteklenmesi gereken bir model olarak görülmektedir. Kürdistan’ın laik demokratik bir ülke olarak ekonomik kalkınma alanında sağlayacağı her gelişme ve enerji akışını güvenceye bağlayarak daha istikrarlı bir yapı oluşturması, başta Amerika olmak üzere batı nezdindeki önemini artıracak ve geleceğini çok daha güvenceye bağlayacaktır.

Tüm veriler Kürdistan’ın önümüzdeki dönemde tıpkı İsrail gibi batının vazgeçilmez sağlam bir stratejik müttefiki olarak rol oynayacağını göstermektedir.

Kürdistan; ister savaşla, ya da barış içerisinde önümüzdeki dönemde Ortadoğu’nun yeni parlayan yıldızı olarak tarih sahnesine çıkacak ve bunu hiçbir güç durduramayacaktır.

8-1- 2015

Botan Ahmed
Etiketler: Nizamettin Taş, Güney Kürdistan, DAİŞ, Peşmerge,