KRİTİK AŞAMA
Birincisi; gerillanın silah bırakması açısından belirleyici güç hala Abdullah Öcalan’ın elinde bulunmaktadır. Ancak PKK yönetimini dışında tutan herhangi bir çözüm planının da her koşul altında boşa çıkartılacağı net bir biçimde açığa çıkmış bulunmaktadır. PKK yönetimi silah bıraktırma yetki ve kabiliyetine sahip değildir, ancak kendisini çözümün dışında bırakan her kararı bozacak güç ve iradeye sahiptir.
Nizamettin Taş
04.08.2011 - 18:40
KRİTİK AŞAMA
Başbakan Erdoğan Silvan çatışmasını kırılma noktası olarak değerlendirmektedir. Erdoğan şayet bu tespiti, Türkiye’nin yeniden askeri tedbirlere yöneleceği anlamında belirtiyorsa, geçmiş mücadele döneminden hiç ders çıkartmadığı ve çözümsüzlük girdabının bir süre daha devam edeceği anlamına gelmektedir.
Riskli bir aşamadan geçiyoruz. 
Kötü gidişata son verilmek ve makasın ağzı daha fazla açılmak istenmiyorsa öncelikle içinden geçilen sürecin ana özellikleri kavranmak zorundadır. Çünkü son günlerde tırmandırılan eylemlerin mahiyeti anlaşılmadan alınacak hiçbir tedbir ve kararın çözüme katkı sunmayacağı, bilakis çözümsüzlük ve karmaşanın daha içinden çıkılmaz bir hal alacağı kesindir.
Seçimden sonra tırmandırılan eylemlerin özgün nedenlerini şöyle özetlemek mümkündür.
PKK yönetimi; hükümetin çözüm için attığı her adımı kendilerini tasfiye etmeye ve çözüm sürecinin dışında bırakmaya dönük bir girişim olarak algılamaktadır.
Hasan Cemal’e; PKK’yi çözüm sürecinin dışında bırakmanın doğru olmadığını, aksi halde her türlü yöntemi devreye sokarak buna izin vermeyeceklerini söylemiştim.
Aslında bu tespiti şayet barış görüşmelerinden sonuç alınmak isteniyorsa PKK yöneticileri dahil tüm Kürt çevrelerinin bu sürece dahil edilmesi gerektiğini, yoksa sağlıklı ve adil bir gelişmenin olamayacağını belirtmek için yapmıştım.
Sonuçta ölüm, tasfiye, sürgün, veya siyasetin dışında bırakılmayı öngören herhangi bir çözümün bütün ömrünü bu mücadeleye veren PKK yönetimi tarafından kabul edilmeyeceğini söylemek için kahin olmaya gerek yoktur. Kandil; devletin İmralı’da yürüttüğü görüşmeleri, ağırlıklı olarak PKK’nın tasfiye edilmesine dönük bir girişim biçiminde algılamaktadır. PKK, tasfiye planlarını boşa çıkarmak için her türlü yönteme başvurmaktan çekinmeyeceklerini zaten daha önceden defalarca açıklamış bulunmaktaydı.
Daha önce başlatılan ve en son Silvan’da gerçekleştirilen eylem bunun söz düzeyinde kalmayacağını ispatlamak için yapılmış küçük bir girişimdir.
 

Şüphesiz son günlerde yapılan eylemler, her şeyden önce kendilerinin çözüm sürecinin dışında tutulmaları halinde buna kesinlikle izin vermeyeceklerini kanıtlamak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Ancak eylemlerin amacını sadece buna indirgemek hem sığ bir değerlendirme ve hem de Türkiye’nin kaderine yön veren güç odaklarındaki değişimi yeterince görmemek anlamına gelir.
Silvan çatışmasından sonra Kürt sorununun çözümü ve Türkiye’nin geleceği açısından iki yeni aktör devreye girmiştir.
Birincisi; gerillanın silah bırakması açısından belirleyici güç hala Abdullah Öcalan’ın elinde bulunmaktadır. Ancak PKK yönetimini dışında tutan herhangi bir çözüm planının da her koşul altında boşa çıkartılacağı net bir biçimde açığa çıkmış bulunmaktadır. PKK yönetimi silah bıraktırma yetki ve kabiliyetine sahip değildir, ancak kendisini çözümün dışında bırakan her kararı bozacak güç ve iradeye sahiptir.
 

 

 

 

İkincisi; Kürtler, Türkiye’de yeni bir dinamik güç olarak hızla belirleyici karar mekanizmasının aktif bir çarklısı olmak istemektedir. Şüphesiz henüz karar belirleyici bir güce sahip değildir, ancak kendilerine rağmen atılacak her adımı boşa çıkartabilecek iradeye sahip olduğunu göstermenin peşindedir. Gelinen aşamada Kürtlerin belirleyici bir konumda bulunduğunu söylemek abartılı bir yaklaşımdır. Ancak bu aşamadan sonra Kürtlere rağmen Türkiye’de karar almak artık mümkün değildir.
Kürtlerin; Türkiye’nin geleceğini belirlemede, yapıcı değil, daha çok yıkıcı bir güç olarak devreye girmesi şüphesiz talihsiz bir gelişmedir. Ancak bu Türkiye’nin geleceğinin çizilmesinde Kürtlerin sürekli oyun bozucu bir aktör olarak devrede kalacağı anlamına gelmemektedir. Şimdilik ve bir süre daha zorunlu nedenlerden dolayı Kürtler kırıp dökerek yol almaktan başka bir seçeneğe sahip değildir. Kürtlerin oyun kuran değil, sadece kendi iradeleri dışında alınan kararları boşa çıkartacak güçte olması ve PKK gibi soğuk savaş döneminden kalan ve şiddete mahkum bir hareketin demokrasi ve siyasal mücadele yöntemlerine gelemeyen dogmatik öncülüğünden dolayı –en azından mevcut mentalite aşılıncaya kadar -bir dönem daha yıkıcı bir rol oynaması kaçınılmaz görünmektedir.
Kürtlerin kötü adam rolünde oynaması, kuşku yok ki, mutlak anlamda yaşanması gereken bir sürecin doğal bir sonucu değildir.
Soğuk savaş döneminin bitmesi aynı zamanda gerilla savaşının artık tali plana düştüğü ve siyasal demokratik mücadele yönteminin esas alınması gerektiği anlamına gelmekteydi. 93’te alınan ateşkes kararı taktik değil, stratejik bir mantığın gereği olarak alınmış olsaydı, mücadelenin seyrinin bambaşka bir mecraya kayacağı kesindi. Şüphesiz o dönemde Türkiye’nin henüz Kürt sorununun çözümüne hazır olmadığını ve süreci esas olarak şoven militarist yaklaşımın bozduğunu biliyoruz. Ancak buna rağmen gerillaya savunmanın ötesinde herhangi bir rol atfedilmeyerek esas enerjinin siyasal demokratik mücadele araçlarına verilmesi halinde, şimdi yakıcı hale gelen çözüm ihtiyacının, binlerce militan şehit düştükten, bunca tahribat yaşandıktan ve neredeyse yirmi yıl geçtikten sonra değil, belki yıllar önce yakalanma şansı vardı.
Kürtler aleyhine işleyen ve çok ağır tahribat ve darbelere neden olan kötü gidişata rağmen, siyasal demokratik mücadeleye yüklenme şansı, daha doğrusu zemini, iki binli yılların başında bir kez daha gündeme geldi.
 

 

 PKK; Amerika’nın Irak müdahalesinden hemen önce ortaya çıkan bu son derece elverişli şartları, ne yazık ki, bırakalım değerlendirmeyi, tam tersine geçmişten çok daha beter bir tarzda kullanmaktan geri kalmadı. PKK’yi bölünmenin eşiğine getiren ve ayrılmamıza yol açan bu süreç, layıkıyla değerlendirilmiş olsaydı, bugün yaşanan büyük çıkmaz, belki yıllar önce aşılmış ve Kürt sorununun çözümüne yol açan kapılar ardına dek açılmış olacaktı. O dönemde öngördüğümüz biçimde örgüt içerisinde demokratik reformları gerçekleştirerek ve gerillayı daha çok savunmada bırakarak tüm gücümüzle siyasal mücadeleye sarılmış olsaydık, bugün ne PKK bu kadar dünyadan izole edilerek tecrit edilmiş olacak ve ne de Kürt sorunu bunca ağır kayıp ve tahribatla karşılaşarak çözümsüz kalacaktı.
Sanılanın aksine Kürt sorununu çözümsüz bırakan AK Parti değil, PKK’nın içinden geçilen sürecin ana özellikleriyle hiçbir biçimde uyuşmayan yanlış mücadele tarzıdır. Elbette AKP elinden gelse PKK’yi tasfiye etmek istemektedir. Bunda şaşılacak hiçbir durum yoktur ve bu Türk devletinin asli görevidir. Geçmişte de bunu yapmaya çalışıyordu ve bundan sonra da bu amacından vazgeçecek değildir. PKK’nin bundan yakınmaya hakkı yoktur, çünkü kendisi de aynı hedefi gütmeye devam etmektedir. Gerçeğin ilanından başka bir anlama gelmeyen bu tespite sarılarak Kürt sorununu çözmek mümkün değildir. Burada önemli olan bu tespitin dışına çıkmak ve Kürt sorununun çözümüne odaklanmaktır.
PKK akıl almaz bir tarzda bir taraftan AKP’nin kendisini tasfiye etmeye çalıştığını söylerken diğer yandan kendini dünyadan tecrit etmek ve bitirmenin eşiğine getirmek için adeta her yol ve yöntemi denemekten geri kalmamaktadır. Aslında bu tarzda devam ederse hiç kimsenin kendisini tasfiye etmesine gerek yoktur. Çünkü PKK intihar etmek amacıyla kendi ipini çekmekten başka neredeyse  hiçbir pratik yapmamaktadır. Son birkaç ayın kısa pratiği bile bunu  izah etmeye yetmektedir.
Seçimde alınan kısmi başarıdan sonra PKK’nin eline ana muhalefet partisinden bile daha çok demokratik reformlara katkı sunmak, yeni anayasa çalışmalarına katılmak ve Kürt sorununu çözmek konusunda imkan geçmişti. Fakat ağır subjektif düşüncelerin etkisi altında kalarak bırakalım bu fırsatları değerlendirmek, tam tersine, deli danalar gibi ortalığa salınarak meydana gelen tüm bu elverişli zemini önemli oranda tahrip etmiştir.  Sıradan herhangi bir vatandaşın dahi görmekte zorlanmadığı bu şansın boykot adına heba edilmesinin izah edilecek hiçbir tarafı yoktur. Güya en etkili bir mücadele aracı olarak hayata geçirilmeye çalışılan boykot kararının netice itibariyle ve kendini rezil ettikten sonra kaldırılması, Türkiye’de haber konusu dahi yapılmamıştır. Bu mücadele tarzının, ağa ve uşağının iddiaya girdikten ve her ikisinin pislik yedikten sonra aynı konumda kalması hikayesinden hiçbir farkı yoktur.
Kürt sorununu çıkmaza sokan PKK’nin bu mücadele tarzıdır. Kürtlerin henüz kazanmadığı ancak kaybetmediği ve artık Kürtlere rağmen hiçbir kararın alınamadığı bir dönemden geçiyoruz.  Bu mücadele döneminin ana özelliği çatışma değil, siyasal demokratik yöntemlere sarılmayı zorunlu kılmaktadır. 
Bunun için PKK’nin anlamsız şiddete derhal son vermesi ve hükümetin de operasyonlara kesinlikle kalkışmaması gerekir. Bu ortam sağlanmadan Kürt sorununun çözülmesi mümkün değildir.
Kürt sorununu çözümsüz bırakan bir başka faktör de, Kürtler arasında birliğin bir türlü sağlanamamasıdır.  Bu konuda problem yine PKK’den kaynaklanmaktadır. PKK; AKP hükümetinin kendisini tasfiye etmek istediğini söylemesine ve İran devletinin ağır saldırıları altında bulunmasına rağmen, en çok desteğe ihtiyaç duyduğu bir dönemde dahi en başta örgütten ayrılanlar olmak üzere diğer tüm Kürt parti ve şahsiyetlerine hala düşmanlık etmekten vazgeçmiş değildir.  Oysa ağır baskı koşullarında ve Kürtlerin mutlak anlamda birlik olması gereken bir dönemde yapılması gereken en doğru tutum derhal düşmanlık politikasından vazgeçmek olmalıdır. 
Bunca yılın tecrübesine dayanarak söylüyorum;  bazı marjinal kişilik ve düşüncelerin dışında PKK’ye özel olarak düşmanlık yapan hiçbir Kürt yoktur. Ancak buna karşılık PKK; başta kendisine olmak üzere tüm Kürtlere düşmanlık yapmaktan ve zarar vermekten bir an olsun geri durmamaktadır. Dünyada bu kadar kör ve kendisine düşman üreten başka bir hareket göstermek mümkün değildir. Hergün güneyli güçlere kendilerine destek versinler diye yalvaracağına kendisinden ayrılan ve diğer kuzey Kürt örgütleri ve şahsiyetlerine karşı düşmanlık yapmaktan vazgeçseydi, belki siyasal mücadele platformlarında çok daha iyi sonuç elde etmek mümkün olacaktı. PKK yönetiminin hiç olmazsa bundan sonra ısrarla devam ettirmek istediği düşmanlık politikasından vazgeçerek yeni bir sayfa açacağını umut etmekteyiz.
PKK bu basireti mutlaka göstermek zorundadır. Çünkü kaybeden sadece PKK olmayacak kendisiyle birlikte Kürt hareketi telafisi mümkün olmayan ağır bir darbe alacak ve sorunun çözümü açısında ortaya çıkan altın değerindeki tüm fırsatlar önemli oranda kaçırılacaktır.
  

                                                                                                          4 Ağustos 2011                                                             Nizamettin TAŞ (Botan Rojhılat)
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe