Kürt Açılımı
Kürt halkının bir takım anlamsız hayallere kapılarak demokratik açılım sürecinin başarısını sadece Türk devletinden beklemesi doğru bir tutum değildir. Kendi iradesinin yansımayacağı herhangi bir projenin başarıya ulaşma şansının olmayacağını bilmek zorundadır. Mevcut durumda kendi iradesine bir tarikat zihniyeti tarafından ipotek konulmuş ve demokratik açılım sürecinin dışında bırakılarak adeta siyaset sahnesinden silinmiştir.
Nizamettin Taş
14.09.2009 - 13:41
 

         Türkiye’de Kürt probleminin kapsamlı bir tarzda tartışılmaya başlanması, sorunun çözümünden çok daha zor ve kanlı bir sürecin sonunda gerçekleşmektedir. Kürt halkı açısından önemli olan bu sürecin yakalanmasıdır. Türk devletinin kendi inisiyatifinde geliştirdiği ‘ demokrasi açılımı’nın Kürt problemini çözüp çözmeyeceği tartışmalı bir konudur. Ancak ‘Kürt açılımı’nın niyet düzeyinde dahi tartışılmaya açılması Türkiye’yi geri dönüşü mümkün olmayan yeni bir tarihi sürecin içine sokmuş bulunmaktadır.

 

         ‘Kürt açılımı’ etrafında sürdürülen tartışmalar ve atılan bazı mütevazi adımlar Türk devletini kaçınılmaz olarak imha ve inkar politikasına dayanan kuruluş felsefesinden vazgeçmek zorunda bırakacaktır. Türk devletine karşı elde silah yıllarca dağda savaşmış olanlar açısından demokratik açılımın bizi ilgilendiren en önemli boyutu, sömürgeci imha ve inkar politikasının iflas etmesi ve Kürt sorununun siyasal demokratik yöntemlerle çözüme kavuşturulması veya bunun en azından zemininin güçlü bir tarzda yakalanmış olmasıdır.

 

         Kürt sorununda Türk devletinin açılım yapmak zorunda bırakılması, en azından çözüm kadar stratejik değer ifade etmektedir. Çünkü bu sürecin devamında, Kürt sorununun çözümü önünde engel teşkil eden zihniyetlerin bizatihi kendisinin tasfiye olma ihtimali belirmektedir. Sadece şoven, sömürgeci zihniyetin aşılmasından söz etmiyoruz, aynı zamanda otuz- kırk yıldan beri Kürt örgütlerinin tümüne damgasını vuran ve ağırlıklı olarak soğuk savaş döneminin argümanlarını kullanan ne kadar parti ve hareket varsa hepsinin ya değişime uğrama, ya da ayak diretmeleri halinde tasfiye olma sürecine girmeleri kaçınılmaz görünmektedir.

 

         Kürt açılımının Türkiye kamuoyunda tartışılmaya başlanması, sömürgeci zihniyetin parçalanmaya başlandığı ve aşılmakta olduğunun en büyük göstergesidir. Sömürgeci imha ve inkar politikasının artık Kürdistan’da zafer kazanma koşulları kesinlikle kalmamıştır. Kürt halkının geçmişte yapıldığı gibi bundan sonra asimilasyona tabi tutulması veya bu yönlü dayatmalara boyun eğmesi asla mümkün değildir.

 

         Sömürgeci boyunduruk dönemi artık geride kalmış ve Kürt halkı bu başarıyı kesintisiz süren iki yüz yıllık direnişinin sonucunda elde etmiştir. Şüphesiz büyük bedeller ödenerek elde edilen bu kazanımların anlam bulması için sürdürülen direnişin mutlaka başarıya kavuşturulması gerekmektedir. Bu Kürt sorununun nihai olarak çözüme kavuşturulduğu anlamına gelmektedir.

 

         Kürt sorununun nihai çözümü, Kürtlerin ulus olmaktan kaynaklanan tüm haklarının verilmesine bağlıdır. Türk devletinin kendi inisiyatifinde geliştirdiği ve henüz Kürt iradesinin fazla yansımadığı demokratik açılım projesinin tek başına Kürt sorununu çözmesi mümkün değildir. Bu tarz aşırı beklentili ruh halinin sorunun çözümüne yetmeyeceğini bilmekte fayda vardır. Çünkü hükümetin demokratik açılım projesinin Kürt sorununu nihai olarak çözüme kavuşturacak bir içeriğe sahip olması Türk devletinin tabiatı gereği zaten mümkün değildir. Demokratik açılım projesinin başarısı; Türk devletinin inisiyatifinden çok Kürt halkının kendi iradesini ortaya koymasına bağlıdır.

 

         Kürt probleminin çözümü konusunda yapılan tartışma ve elde edilen mevzilerin önemini yadsımak anlamında belirtmiyorum, ancak Kürt iradesinin yansımayacağı herhangi bir projenin başarıya ulaşma şansının olmayacağını belirtmek için kahin olmaya gerek yoktur. Kürt sorunun çözümü için her iki tarafın, sadece Türk devletinin değil, ondan daha çok Kürt halkının irade göstermesine ihtiyaç vardır. Bu konuda bir konsensüs sağlanmadan Kürt sorununun nihai olarak çözüme kavuşturulamayacağını belirtmeye dahi gerek yoktur. Nitekim bundan yirmi yıl önce, bu günkü ortama benzer elverişli koşullar ortaya çıkmasına rağmen, uzlaşı kültürü ve gerekli iradi güç gösterilemediği için sadece ateşkes süreci sabote edilmemiş, aynı zamanda savaş çok daha kanlı ve gereksiz bir biçimde büyük tahribatlar yaratarak devam etmişti.

 

         1993 yılında, sosyalist sistemin yıkılmasından hemen sonra, Turgut Özal döneminde, bu günkü koşullara benzer tarihi bir fırsat yakalanmıştı. Sosyalist sistemin yıkılması, Amerikanın Irak müdahalesi ve akabinde Güney Kürdistan’da ortaya çıkan yarı bağımsızlığa benzer bir yapının ortaya çıkması, PKK’nın strateji değişikliğine giderek siyasal demokratik mücadeleye ağırlık vermesinin elverişli tüm koşullarını yaratmıştı. Aynı dönemde değişime oldukça yatkın olan Turgut Özal gibi vizyon sahibi bir liderin iktidarda olması, aslında başarı şansını artıran ve ilgili tarafların umut bağladığı olumlu bir sürecin yaşanmasına neden olmuştu. Ancak o dönemde şoven, militarist yapının çok güçlü olması ve Abdullah Öcalan’ın- daha sonra itiraf ettiği gibi- kendini aşırı abartan sübjektif yaklaşımı, sadece Kürt sorununun çözümünü baltalamamış, aynı zamanda silahlı mücadelenin anlamsız bir tarzda neredeyse yirmi yıl daha sürmesine neden olmuştur. PKK, kaçırılan bu tarihi fırsatın sonunda terör listesine alınmış ve Türk devleti tarafından dünyadan tamamen tecrit edilerek önemli oranda etkisiz hale getirilmiştir. Bu anlamsız savaş yılları arasında ayrıca binlerce gerilla şehit düşmüş ve Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesinin çözüm dinamikleri önemli oranda tahrip edilmiştir.

 

         PKK; çözüm konusunda, ikinci bir şansı, 21. yüzyılın başlangıç yıllarında, aslında yeniden çok güçlü bir tarzda yakalamıştı. Ancak yapılan tüm değişim, dönüşüm girişimlerine rağmen yönetimin eski dogmatik, muhafazakar çizgide çakılıp kalması yüzünden tıpkı 1993 ateşkes sürecinde olduğu gibi başarısız bir pratik sergilemekten başka bir yetenek gösterilememiştir.

 

         Kürt sorununun çözümü konusunda, önüne çıkan altın değerindeki tarihi fırsatları kaçıran PKK; bu gün, ne yazık ki, artık tüm inisiyatifi AKP hükümetine kaptırmış görünmektedir. Kürt halkı; ortaya çıkan tarihi fırsatları değerlendirmeyen, inisiyatifi tamamen Türk devletine kaptıran ve durmadan çözümsüzlük üreten bu tekelci zihniyet yüzünden kendi kaderinin tayin edildiği en kritik koşullarda bile üzerine ölüm toprağı serpilmiş gibi sessiz, çaresiz ve adeta süreci dışardan seyreden siyaset dışı bir konumda bulunmaktadır.

 

         21. yüzyıl koşullarına kesinlikle uymayan bu tekelci ve dogmatik zihniyet aşılmadan Kürt halkının gerekli iradi gücü göstermesi hayli zor görünmektedir. İlgili tüm çevreler demokratik açılımın Kürt sorununu çözüp çözmeyeceği konusunda tartışma sürdürmektedir. Kürt halkının tartışmaları sadece sonuçlar üzerinde devam ettirmesi doğru bir yaklaşım tarzı değildir. Çünkü Kürtlerin ulus olmaktan kaynaklanan tüm hakları verilmedikçe bu problemin çözülmesi mümkün değildir. Ulusal hakların elde edilmesi esas itibariyle ulusların kendi kaderini tayin etmesi ile ilgili bir sorundur ve bu haklar dışardan bahşedilerek elde edilemez. Ulusal sorunun çözümü ulusların kendi kaderini kendilerinin tayin etmesi ve bu konuda irade göstermeleriyle mümkündür. Oysa Türk devletinin inisiyatifinde gelişen demokratik açılım sürecinde, iradesine ipotek konulan Kürt halkının gerçekte herhangi bir ağırlığına rastlamak mümkün değildir. 

 

         Kürt halkının bir takım anlamsız hayallere kapılarak demokratik açılım sürecinin başarısını sadece Türk devletinden beklemesi doğru bir tutum değildir. Kendi iradesinin yansımayacağı herhangi bir projenin başarıya ulaşma şansının olmayacağını bilmek zorundadır. Mevcut durumda kendi iradesine bir tarikat zihniyeti tarafından ipotek konulmuş ve demokratik açılım sürecinin dışında bırakılarak adeta siyaset sahnesinden silinmiştir. Kürt halkının çözümden önce ve kendi kaderini tayin etmek üzere, öncelikle kendi iradesini gasp eden bu tekelci zihniyetten kurtulması gerekmektedir. Zaten demokratik açılım sürecini desteklemesinin esas nedeni bu olmalıdır. Çünkü demokratik açılım sürecinin sonunda esas itibariyle Kürt sorunu değil, sorun önünde engel teşkil eden Türk devletinin sömürgeci imha ve inkar politikası ile Kürt halkının başına musallat olan Stalin’ist-tarikat karışımı tekçi zihniyetin aşılma ve çözülme ihtimali belirmektedir. Kürdistan’da demokratik kültürün gelişmesi en azından çözümün kendisi kadar değerlidir. Demokratik açılım sürecinin başarısı esas itibariyle bu alanda görülecektir. Türkiye’de tek başına tartışmaların başlaması bile şoven- militarist yapının önemli oranda çatırdamasına neden olmaktadır. Türkiye gibi değişimin asla mümkün olmayacağına inanılan bir ülkede eğer kısa bir sürede bu denli inanılmaz gelişmeler oluyorsa demokrasiye ekmek-su kadara ihtiyacı olan Kürdistan’da çağdışı kalmış, demode bir tek şef ve tarikat karışımı bir parti zihniyetinin uzun süre ayakta kalması mümkün değildir.

 

         Kürt halkının; demokratik açılım sürecinin sonunda, iradesine ipotek konulan prangalarından kurtularak inisiyatif sahibi, çözüm gücünü ortaya koyan ve demokrasi bilincini sadece özümseyen değil, aynı zamanda buna öncülük yapan çağdaş bir ulus olarak tarih sahnesine çıkması hiç kimseyi şaşırtmamalıdır. 

Demokratik açılım sürecinin asıl bunun için desteklenmesine şiddetle ihtiyaç vardır! 

Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe