Kürt Halkının Çıkmazı - II

Kongra Gel'in basın -yazılı ve görsel- organlarında Türk solunun toplumda yer edinememiş yazarları büyük bir ağırlık teşkil etmektedir.

Nizamettin Taş
29.12.2004 - 11:51
Kongra-Gel Basını Kimin Hizmetinde

Kongra Gel'in basın -yazılı ve görsel- organlarında Türk solunun toplumda yer edinememiş yazarları büyük bir ağırlık teşkil etmektedir. Türk halkının binde birinin tanımadığı bu yazarlar topluluğu Kürt özgürlük mücadelesinin kaderini tayin edecek bir konumda bulunmaktadır. Türk toplumu tarafından aforoz edilen bu kişilikleri Kürt halkı bağrına basmıştır. Hak etmedikleri saygınlığı gören bu şahısların, doğal olarak Kürt halkına ve onun değerler birikimine saygılı davranmaları gerekirdi. Bu temelde hareket eden -üstelik hiçbir karşılık beklemeden- son derece saygıdeğer yazarlar vardır. İsmail Beşikçi bunların başında gelmektedir. İsmail Beşikçi yıllardır her türlü işkenceyi çekerek Kürt halkının özgürlük mücadelesini ödün vermeden savunmaktadır. Buna benzer daha bir çok onurlu Türk aydını vardır. Bunların verdikleri desteği Kürt halkı asla unutmayacak ve hak ettikleri saygınlığı her şart altında vermeyi bir borç bilecektir.

Kongra Gel tarafından gasp edilen Kürt basını Türk solunun marjinal yazarlarının istilası altındadır. Kendilerine ve Kürt halk gerçekliğine saygısı bulunmayan, değerden yoksun, lümpen bir ekip, yazılı ve görsel basının her köşesine sızarak Kürtlerin beynini ve yüreğini işgal etmek istemektedir. Türk devletinin ekonomik, siyasal, sosyal ve kültürel her alanda gerçekleştirdiği askeri işgali entelektüel cephede tamamlamak isteyen bu kalemşor takımı tarihte akıncıların oynadığı role benzer bir işlev görmektedir.

Nerede bir gelişme emaresi varsa oraya çöreklenmekte hayli maharetli olan bu devşirme takımı; Türk egemen sınıflarının tahakküm kurmadan önce, halkları kılıçtan geçiren akıncıları gibi, Kürt özgürlük mücadelesine pervasızca saldırmaktadır.

Türk egemen sınıflarının; İran'da Farslar adına yüzyıllarca iktidarda kalmaları, Arap saraylarını -özellikle Abbasi- içten fethederek daha sonra beş yüzyıl işgal altında tutmaları ve Bizans İmparatorluğunu birçok cepheden yararak taa Viyana kapılarına kadar dayanmaları her zaman akıncıların ön saldırılarına dayanmıştır. Akıncılar sadece saldırgan bir güç değil aynı zamanda bir sızma harekatını gerçekleştirmiştir. Başarılı olmalarını sağlayan yegane güç İslam ın kılıcı olarak hareket etmeleridir. Türk hanedanları soykırım düzeyine varan askeri saldırılarını -gerçek emellerini gizlemek için- her zaman islamın savunulması ve yayılması adına yapmıştır. Geniş bir coğrafya üzerinde, onlarca ulus ve azınlığı kılıçtan geçirdikten sonra hadımlaştıran Osmanlı sultanları; yüzyıllar süren bir teslimiyet ve iktidarsızlık dönemini Ortadoğu'nun en ücra köşelerine kadar yaymıştır. Serseme çevrilen bölge halkları, Türk egemen sınıflarının uyguladığı güçten düşürme politikaları yüzünden Osmanlı imparatorluğu parçalandıktan yüzyıl sonra bile toparlanmakta zorlanmaktadır. Türk işgaline -özellikle beyinsel- uğrayan tüm halklar vurgun yemiş gibi iktidarsızlık illetinden bir daha yakalarını kurtarmadıkları gibi kendilerine ait olmayı başaran tek bir ulus yoktur.

Türkiye Cumhuriyeti; yüzyılların tecrübesine dayanan bu yönetim anlayışını, dar bir sahada, Kürt halkı üzerinde çok daha başarılı bir tarzda uygulamaktadır. Türk devletinin bu yönetim sistemini nasıl çarpıcı bir tarzda uyguladığını göstermek bakımından Kürt basını üzerinde kimlere dayanarak tekel kurduğunu açıklamakta yarar vardır.

Kongra Gel'in basın -yazılı ve görsel- organlarında Türk solunun toplumda yer edinememiş yazarları büyük bir ağırlık teşkil etmektedir. Türk halkının binde birinin tanımadığı bu yazarlar topluluğu Kürt özgürlük mücadelesinin kaderini tayin edecek bir konumda bulunmaktadır. Türk toplumu tarafından aforoz edilen bu kişilikleri Kürt halkı bağrına basmıştır. Hak etmedikleri saygınlığı gören bu şahısların, doğal olarak Kürt halkına ve onun değerler birikimine saygılı davranmaları gerekirdi. Bu temelde hareket eden -üstelik hiçbir karşılık beklemeden- son derece saygıdeğer yazarlar vardır. İsmail Beşikçi bunların başında gelmektedir. İsmail Beşikçi yıllardır her türlü işkenceyi çekerek Kürt halkının özgürlük mücadelesini ödün vermeden savunmaktadır. Buna benzer daha bir çok onurlu Türk aydını vardır. Bunların verdikleri desteği Kürt halkı asla unutmayacak ve hak ettikleri saygınlığı her şart altında vermeyi bir borç bilecektir.

Kongra Gel basınını işgal eden Türk kökenli yazarların yaklaşımları benzer bir konumu ifade etmemektedir. Solcu geçinmeleri ve sosyalizmi savunmaları kimseyi yanıltmamalıdır. İyi veya kötü niyetlerini sorgulamadan neyi savundukları ve hangi fonksiyonda olduklarına bakmak gerekir.

Türk solunun en çok tanınan yazarlarının başında Yalçın Küçük ve Mihri Belli gelmektedir. Doğu Perinçek ve Yalçın Küçük; PKK ilişkilerini, gerçek niyetlerini gizlemeye gerek görmeksizin açıkça yazmaktadır. Doğu Perinçek Türk Devletinin bir misyoneri gibi hareket etmektedir. Solculuğu Mussolini'nin sosyalistliğinden daha ileri değildir. Milliyetçilikte MHP'yi geride bırakan Doğu Perinçek; Kürt halkını enterne etme ve Türkleştirme politikasında oldukça iddialı bir söylemin sahibidir. Doğu Perinçek Kürt özgürlük mücadelesini Kemalist çizgiye çekmek ve Ankara'nın güdümüne sokmak için çalıştığını söylemektedir. Bu çabasında başarısız olduğunu hiç kimse söyleyemez. "Demokratik cumhuriyet ve özgür yurttaş hareketi" ile Doğu Perinçek'in savunduğu kemalist çizgi arasında sadece nüans farkı bulunmaktadır.

Abdullah Öcalan'ı etkileme bakımında Yalçın Küçük ve Mihri Belli'nin rolleri belirleyicidir. Abdullah Öcalan'a karşı düzenlenen komplonun Şam koordinatörü Yalçın Küçük'ün yakın bir akrabasıdır. Türk devleti; Suriye üzerinde uyguladığı operasyonu Şam büyükelçiliğine dayanarak geliştirmiştir. Türk istihbarat kurumları, Ankara'nın Şam büyükelçisinin Yalçın Küçük'ün yakın bir akrabası olduğunu ve sürekli ilişki içerisinde bulunduğunu gayet iyi bilmektedir. Yalçın Küçük'ün komplonun düzenlendiği dönemde Abdullah Öcalan ile ilişkilerini özellikle zirveye çıkardığını biliyoruz. Türk istihbarat kurumlarının Yalçın Küçük ve yakın akrabası olan büyükelçiden en ufak bir şüphesi yoktur. Türkiye'nin, kaderini belirleyen stratejik önemdeki bir operasyonu şüpheli şahıslara dayandırarak yapması mümkün değildir. Yalçın Küçük'ün Abdullah Öcalan'a karşı düzenlenen komplonun çok önemli bir ayağı olduğundan en ufak bir şüphe yoktur.

Türk devletinin; Mihri Belli, Doğu Perinçek ve Yalçın Küçük gibi şahsiyetlere verdiği asıl görev, Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesini Ankara'nın güdümüne sokmak ve kemalizm illetine bulaştırmaktır. Türk devletinin beyinsel cepheden saldırılarını uzun bir süre bu ekip sürdürmüştür. Söz konusu kişiler; PKK ile ilişkiye geçtikten sonra tüm çabalarını Kürt ulusal birliğini parçalamaya dönük yapmıştır. Türk devletinin en büyük korkusu Kürt örgütleri arasında ulusal birliğin sağlanmasıdır. Bu ittifakı önlemek için yıllardır iki cepheden yoğun bir çaba içerisindedir. Türk devleti; körfez savaşından bu yana Kürt örgütlerini kendi aralarında çatıştırmak ve ittifak yapmalarını önlemek için silah ve para desteğinde bulunmaktadır. PKK, KDP ve YNK'nin son on yıldır kendi aralarında sürekli çatışması, Türkiye ve İran devletlerinin Kürt ulusal birliğini baltalamaya dönük çabalarının bir sonucudur. KDP veYNK'nin markaja alınmasını devletin kendisi üstlenirken PKK'nin ulusal birlik esprisinden uzaklaşmasını sol örgüt ve şahsiyetlere havale etmiştir.

Körfez savaşından sonra Güney Kürdistan'da ortaya çıkan yeni yapılanma ve kuzeyde serhıldanların zirveye çıkması Kürt ulusal birliğinin sağlanması açısından tarihi önemde fırsatlar yaratmıştır. Kürt örgütlerinin kendi aralarındaki çatışmalara son vererek ittifak yapmaları halinde, Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesi, tahmin edilemeyecek düzeyde ileri kazanımlara sahip olacaktı. Türk devleti bunu çok iyi bildiği için marjinal sol örgütleri Kürt özgürlük mücadelesinin başına musallat ederek PKK'nin ulusal birlik yaklaşımını rayından çıkarmıştır. Kürdistan'ın diğer parçalarını temsil eden Kürt örgütlerinin sürekli işbirlikçilik statüsünde gösterilmesi tesadüf değildir. Bu söylemin altında Kürt ulusal birliğini parçalamaya dönük haince bir plan vardır. PKK bu sinsi planın bir sonucu olarak ulusal birlik esprisinden uzaklaşarak marjinal sol gruplar ile ittifak yapmayı esas almıştır. İzlenen yanlış ittifak politikaları yüzünde Kürt halkının iradesini parlamentoya taşıyacak bir performans sergilenemediği için, girilen her seçimde, hezimete yakın sonuçlar alınmıştır.

Doğu Perinçek ve Yalçın Küçük; devletin kendilerine verdiği görevi esas olarak yerine getirmiştir.Abdullah Öcalan üzerinde sürdürülen operasyonun birinci ayağı tamamlanmıştır. Abdullah Öcalan'ın teslim alınması ardından Kongra Gel; artık Ankara'nın güdümünde ve kemalist çizgiye yakın bir anlayışa sahiptir.

Kongra Gel Kemalist çizgiye çekildikten sonra operasyonun ikinci aşaması uygulanmaktadır. Operasyonun ikinci aşamasında Kongra Gel'in doğrudan iç işlerine müdahale edilmektedir. Özellikle yönetim ve basın organlarında etkinlik kurularak Kürt halkı, Türk devletinin politikaları doğrultusunda yönlendirilmek istenmektedir.

Türk devletinin Abdullah Öcalan üzerinde sürdürdüğü operasyonun nasıl başarılı olduğunu göstermek açısından Kongra Gel ve DEHAP'ın son yıllardaki program ve eylem hattına bakmak yeterli olacaktır.

Kürt problemini çözmek için; Kongra Gel'in demokratik uygarlık manifestosuna göre formüle ettiği program, Türk sanayicilerinin belirli aralıklarla kamuoyuna deklere ettiği taleplerden kesinlikle ileri değildir. Gerekleri yerine getirilmediği için ikide bir yayınlanan yol haritalarının ciddiye alınacak hiçbir tarafı kalmamıştır. Aslında Kürt halkının taleplerini formüle etme konusunda Kongra Gel'in legal uzantısı olan DEHAP'ın gerçekte neyi savunduğunu, devlet dahil, hiç kimse bilmemektedir. Özgür yurttaş hareketi Kürt kimliğinin silinmesidir. Özgür yurttaş adına istenen dil ve kültüre ilişkin talepleri devletin kendisi zaten karşılamaktadır. Yakında DEHAP talepsiz kaldığı için Türk işçileri gibi sadaka istemek zorunda kalırsa hiç şaşmamak gerekir. DEHAP Abdullah Öcalan'ı taklit etmektedir. Türk devleti; Abdullah Öcalan'dan kemalist çizgiye yakın durmasını istemektedir, Abdullah Öcalan ordunun gözüne girmek için en değme kemalistten daha abartılı bir yaklaşım göstermektedir. Aynı sahte yaklaşımı Kongra Gel ve uzantısı DEHAP yapmaktadır. Sözde Türkiye partisi olma adına Kürt halkının tüm taleplerinden vazgeçilmiştir. DEHAP kahya mantığı ile hareket etmektedir. Devletin gözüne girmek için kraldan daha çok kralcı kesilerek istenmediği halde her türlü ödünü peşinen vermektedir. Avrupa Birliğine ilişkin çıkarılan bildiri karşısında gösterilen kepazelik bunun açık göstergesidir. Birçok Türk gazetecisi bile gösterilen şahsiyetsiz duruş karşısında utanmıştır. DEHAP'ın sergilediği pratik Kürt halkı açısından yüz kızartıcı bir durumu ifade etmektedir. Türk devletinin yaptığı müdahale ve buna karşı Kongra Gel ve DEHAP'ın içine düştüğü sefil durum, Kürt halkının bir ayıbıdır. Halkın duygusal bağlılıktan dolayı sesiz durması, işlenen suçu daha da ağırlaştırmaktadır. Buna bir an evvel 'dur' denilmesi gerekmektedir. Yoksa DEHAP'ın utancı herkesin alnına yazılacaktır.

Türk devleti; Abdullah Öcalan üzerinden Kongra Gel ve DEHAP'ı kemalist çizgiye çekerek siyaset sahnesinden silmiştir. DEHAP'ın siyaset alanında artık hiçbir ağırlığı yoktur. Enkaz haline getirilerek Kürt halkının ulusal demokratik taleplerine karşı emniyet sibobu olarak kullanılmaktadır. Kürt halkının iradesi Kongra Gel ve DEHAP barajına takılarak büyük bir çıkmazı yaşamaktadır.

Kongra Gel ve DEHAP'ın kemalizm ve marjinal sol grupların kuyruğuna takılarak oynadığı uğursuz rol, dış politika alanında çok daha ağır tahribatlar yaratmaktadır.

Kürt halkının iradesini gasp eden Kongra Gel dünyanın hiçbir devleti tarafından tanınmayarak terör listesine alınmıştır. Bunu emperyalizmin bir oyunu ve komplonun devamı olarak izah etmek mümkün değildir. Türk devletinden daha çok güney federasyonuna saldıran Kongra Gel'in dış politika ve basın alanında verdiği görüntü marjinal sol ve radikal islami çevrelerden farklı değildir. Al Kaide, BAAS ve diğer radikal islamcı örgütler tarafından sürdürülen Felluce direnişini en çok alkışlayan kesimlerin başında Kongra Gel basını gelmektedir. Irak'ta direnişi sürdürenler Arap ve Kürt halkının düşmanlarıdır. Direnişin ne anti emperyalist ve ne de demokratik bir muhtevası vardır. BAAS rejiminin yarım milyona yakın Kürt insanını öldürdüğünü unutmamak gerekir. Bunlar her gün onlarca masum insanı öldürmektedir. Sadece Kürt oldukları için Musul ve Kerkük'te şimdiye kadar yüzden fazla insan öldürülmüştür. Radikal islamcı kesimlerin şoven yaklaşımı Saddam rejiminden kesinlikle aşağı değildir. Çarpıtılarak başka kesimlere mal edilmek istenmesine rağmen Kongra Gel'in beş yöneticisinin katledilmesi, çok övdükleri radikal islamcı örgütler tarafından yapılmıştır. Şovenlikte sınır tanımayan direnişçilerin; Kongra Gel'in beş yöneticisini, Kürt olduklarını söyledikleri için vurduklarını herkes bilmektedir. Beş Kongra Gel üyesinin vurulduğu Musul'un Arap kesiminde şimdiye kadar onlarca Kürdün başı kesilmiştir. Tek bir Kürdün bile ayak basmaya çekindiği Musul'un Arap kesimine Kongra Gel'in hangi cüretle beş yöneticisini gönderdiğini anlamak mümkün değildir. Burada sapkınca bir düşünce hüküm sürmektedir. Kongra Gel basını kendi arkadaşlarının cellatlarını her gün övmeye devam etmektedir.

Kongra Gel basını takip edildiğinde; Al Kaide, BAAS, marjinal sol ve bölge gericiliği ile aynı kulvarda at koşturduğunu rahatlıkla görmek mümkündür. Buna tepki duyan bir çok Kürt aydını ayrılmaya devam etmektedir. Kürt halkının cellatlarını öven yazarlarla aynı basın organlarında çalışmak esef verici bir durumdur. Kürt halkının katillerini savunmanın mantığı yoktur. Çeşitli gerekçelerle yazmaya ve program yapmaya devam eden bazı yurtsever demokrat aydınların tutumlarını gözden geçirmeleri ve Türk devletinin Kürt basınına çöreklenmiş akıncılarını kendi başlarına bırakmaları tarihi önemde bir tavırdır. Kürt aydınlarının onurlu duruşlarını yalnız bırakmamak gerekir. Bırakalım, Türk solunun marjinal yazarları tek başına Kongra Gel basınını kullanarak Kürt halkına küfür etmeye devam etsin. Bu Türk devletinin onlara verdiği bir görevdir.

Kongra Gel basınını kullanan Türk kökenli sol yazarların anti emperyalizm adına Irak direnişine sahip çıkmaları bir aldatmacadır. Anti emperyalizm söylemi sadece bir ciladır. Asıl amaçları; Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesini hem hedef durumuna getirmek ve hem de ittifaksız bırakmaktır.

Amerika'nın Irak müdahalesi bölge ve Kürt halkının çıkarınadır. Irak müdahalesinden sonra Kürt özgürlük mücadelesi açısından tarihi önemde fırsatlar doğmuştur. Kürt sorunu ilk defa Güney Kürdistan'da federasyon temelinde bir çözüme kavuşmuştur. Kürtler artık stratejik bir müttefik olarak görülmektedir. Kürt halkının etrafını saran tecrit çemberi tarihte ilk defa giderek yarılmaktadır.

Güney Kürdistan'da ortaya çıkan federasyona dayalı yeni yapılanma; bölge devletlerinin uykularını kaçırmaktadır. Kürt özgürlük mücadelesini boğmak için bölge devletleri kendi aralarında yeni bir ittifaka gitmektedir. Kendisi de aynı kökenden gelmesine rağmen Kürt halkının yeminli bir düşmanı olan Bülent Ecevit, Güney Kürdistan'ın işgal edilmesi gerektiğini açıkça söylemektedir. Tehlikenin büyüklüğü orta yerde dururken, Kongra Gel'in federasyona karşı düşmanca tutumunu Kürt halkının anlaması mümkün değildir.

Halkın vicdanı isyan etmesine rağmen, Kongra Gel; Türk devletinin politikaları doğrultusunda, Kürt özgürlük mücadelesinin kazanımlarına saldırmaya devam etmektedir. Kongra Gel'in yazılı ve görsel basınında Kürt halkına ve onun kazanılmış haklarına en çok saldıranlar Türk kökenli sol yazarlardır. Mustafa Yalçıner; Irak'ta sürmekte olan savaş karşısında "ya direnişçilerden ya da Amerika'dan yana tavır takınmak gerekir, bunun orta yolu yoktur" belirlemesinde bulunurken Kürt halkını temsil etmediği halde halkı El Kaide'nin saflarında göstermektedir. İrfan Cüre; "Felluce direnişi karşısında sesiz kalanlar, unutmayın ki daha sonra sıra Musul'a gelecek" diye uyarıda bulunmaktadır. Musul ve Kerkük konusunda kırmızı çizgileri bulunan Türk devletidir. Kürt halkı Musul ve Kerkük'ün Kürdistan'a ait olduğunu savunmaktadır. Şimdiye kadar her iki şehir için binlerce şehit vermiştir. İrfan Cüre, Mustafa Yalçıner ve diğer Türk kökenli sol yazarların kaygıları anti emperyalist söylemle cilalanmasına rağmen Türk devletinin büyük korkusunu yansıtmaktadır. Musul ve Kerkük'ün Kürdistan'a dahil edilmesinden duydukları derin endişenin verdiği ruh hali ile pervasızca saldırmaktadır.

Güneyli Kürtler bir milyon yedi yüz bin imzalı bir dilekçe ile Birleşmiş Milletlere başvurarak bağımsızlık talebinde bulunmuştur. Başta kuzey olmak üzere Kürdistan'ın diğer parçalarının bu talebi sonuna kadar desteklemesi gerekir. Kongra Gel olanaklarına dayanarak bir çok marjinal sol yazarın Kürt halkına ve haklı taleplerine düşmanca saldırması namuslu her Kürdün vicdanında derin yaralar açmaktadır. Enternasyonalizmin bir gereği olarak, eğer gerçekten Kürt özgürlük mücadelesine destek sunmak istiyorlarsa o zaman İsmail Beşikçi gibi saygılı davranmaları gerekir. Ancak Kongra Gel basınına tünemiş olan marjinal bir çok sol yazar, saygılı davranmak bir yana Osmanlı akıncıları gibi kimin imkanlarıyla kime saldırdıklarını dahi anlayamayacak kadar lümpence bir duruş sergilemektedir. Hiç kimse enternasyonalizm adına Kürt halkının haklı taleplerine küfür etme imtiyazına sahip değildir. Bunu başka yerde yapabilirler, ancak Kürt halkının binlerce şehit vererek kazandığı mevzilere dayanarak yapmalarına halk asla izin vermeyecektir.

Türk solunun Kongra Gel basınına sızmış yazarları ve buna imkan sunan Kongra Gel yönetiminin, Kürt halkına ve onun ulusal demokratik taleplerine saygılı davranması gerekir. Kendine saygısı olmayana Kürt halkının daha uzun bir süre saygılı davranması beklenmemelidir. Kürtler kadirşinas bir halktır. Dostlarını baş tacı
etmesini bildiği kadar yakasına bir kene gibi yapışan sülük takımından nasıl kurtulacağını gayet iyi bilmektedir.

Kürt halkına hakaret eden, onun değerlerine küfür eden yazarlar ile aynı gazete, dergi ve televizyonlarda yazı yazmak, program yapmak ve birlikte çalışmaktan vazgeçmek onurlu duruşun ve yurtseverliğin bir gereğidir.Bu temelde ses veren yürekli her kaleme sahip çıkalım ve onları yalnız bırakmayalım.


...Devam edecek

Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe