Kürt Konferansı
Şüphesiz, Kürt konferansını uluslar arası ve özelliklede bölgesel bağlantılarından soyutlayarak değerlendirmek, sağlıklı bir yaklaşım tarzı değildir. Konferans fikrinin arkasında duran esas iradi güçleri görmeden yapılacak önerilerin boşuna kürek sallamaktan başka bir anlamı olmayacaktır. Kürt örgütlerinin bu gerçekliği görerek adım atmasında büyük fayda görmekteyiz
Nizamettin Taş
29.04.2009 - 18:50
Hewler’de yapılacağı iddia edilen ulusal konferans üzerinde tartışmalar giderek yoğunlaşmaktadır. Doğrusunu isterseniz, Güney Kürdistan’da yaşamamıza rağmen, ulusal konferans hakkında elimizde herhangi bir somut bilgi yoktur. Tartışmaların şimdilik daha çok dışarıda yoğunlaştığı görülmektedir.

 

         Ulusal iradeyi temsil eden bir organın oluşumuna duyulan acil ihtiyaçtan dolayı, PKK’den ayrıldıktan hemen sonra ulusal kongre projesini güneyde bulunan tüm örgüt ve partilerin gündemine sunmuştuk. Özellikle Kani Yılmaz bu konuda yoğun bir çaba sarf etmişti. Daha sonra bu proje çerçevesinde birkaç eski KNK üyesinin öncülüğünde bazı girişimler yapıldı. Başlangıçta ulusal kongre fikrine bölgesel yönetiminin sıcak baktığı, ancak daha sonra, dıştan yapılan bir takım müdahaleler yüzünden bu girişimden vazgeçildiğini tahmin ediyoruz.

 

         Kürdistan’da ulusal iradeyi temsil eden bir organın oluşturulmasına şiddetle ihtiyaç vardır. Aslında buna karşı çıkan tek bir Kürt partisi dahi yoktur. Buna rağmen, şimdiye kadar bu temelde yapılan her girişim ya bölge devletlerin müdahaleleri sonucu veya izahı asla kabul edilemeyecek basit gerekçeler yüzünden sürekli sabote olmuştur.

 

         Hewler’de yapılması düşünülen konferansın federal Kürt yönetiminin öncülüğünde hazırlanması, başarı şansını geçmişe göre yükseltmiş olmasına rağmen, başta Türkiye olmak üzere bölge devletlerinin yoğun ilgisine mazhar olması, son anda kötü bir akıbete uğrama riskini hala bağrında taşıdığını göstermektedir.

 

         Bölge devletlerinin Kürtlerin hayrına gerçekleştirilecek hiçbir girişime sıcak bakmadığını söylemek için kahin olmaya gerek yoktur. Kürt konferansının daha gerçekleşmeden amacından önemli oranda saptırıldığını gösteren bir dizi emareyle karşılaşması bunun en açık göstergesidir. 

 

         Ortalıkta dolaşan söylentilerin doğruluk derecesini bilemiyoruz. Ancak yapılan değerlendirmelere bakılacak olursa, ulusal konferansın sanıldığı gibi Kürt sorununu tartışan ve çözüm iradesini ortaya koyan bir içerikte değil, daha çok silahlı Kürt oluşumlarını tasfiye etmeyi hedefleyen bir amaçla gerçekleştirilmek istendiği açığa çıkmaktadır.

 

         Zaten ortalıkta garip bir durum var; ulusal konferansta silah bırakmaya çağrılacağı söylenen PKK yönetiminin bile bu hazırlık çalışmalarından haberdar olmadığı anlaşılmaktadır. İşin daha vahimi sadece PKK’ye değil aynı zamanda Doğu Kürdistan’da faaliyet sürdüren tüm partilere silah bırakma çağrısında bulunacağı söylenmektedir.

 

         Kürt konferansının, amacından saptırılarak, içerikten yoksun bir tarzda, sadece PKK’nın silah bıraktırılmasına mahkum edilmesi, bölge devletlerinin daha şimdiden bu girişimi sabote etmek için yoğun bir şekilde uğraştığını göstermektedir.

 

         Şüphesiz, Kürt konferansını uluslar arası ve özelliklede bölgesel bağlantılarından soyutlayarak değerlendirmek, sağlıklı bir yaklaşım tarzı değildir. Konferans fikrinin arkasında duran esas iradi güçleri görmeden yapılacak önerilerin boşuna kürek sallamaktan başka bir anlamı olmayacaktır. Kürt örgütlerinin bu gerçekliği görerek adım atmasında büyük fayda görmekteyiz. Kürt tarafı hiç şüphesiz yapıcı ve çözümleyici davranmak zorundadır. Ancak bu yaklaşım tarzı bölge devletlerinin Kürt kazanımlarını tasfiye etme planından vazgeçtiği ve büyük bir iyi niyetle hareket ettikleri anlamına gelmemektedir. Tam tersine Kürt hareketi son derece uyanık davranmak zorundadır. Çünkü bölge devletlerinin konferansa destek vermesinin esas nedeni Kürt örgütleri arasına nifak tohumlarını serpmek ve mümkünse bir kez daha çatıştırmayı hedeflediğine dair en ufak kuşkumuz yoktur.

 

         Zaten bunun için bölge devletlerinin fazla uğraşmasına da gerek yoktur. PKK’ye yapılacak tek yanlı bir silah bırakma dayatmasının kaçınılmaz olarak Kürt grupları arasında yeni bir savaşın otaya çıkmasına yol açacağını en iyi bölge devletleri bilmektedir. Türkiye ve İran devletlerinin bu tuzağına düşülmesi halinde sadece PKK kaybetmeyecek, tam tersine Kürt halkı kazanımlarının tümünü yitirme tehlikesiyle karşılaşacaktır.  

 

         Kürt konferansını daha başından itibaren başarısızlığa mahkum edeceği apaçık olan böylesine tehlikeli bir dayatmadan, özellikle güneyli güçlerin ısrarla kaçınması gerekmektedir.

 

         Konferansı düzenleyen Kürdistan yönetiminin ısrarla kaçınması gereken ikinci bir yanlış yaklaşımdan daha söz etmek istiyoruz. Anlayabildiğimiz kadarıyla Konferansa sınırlı sayıda örgüt ve şahsiyetin katılması öngörülmektedir. Küçük, büyük ayırımı yapılmaksızın tüm Kürt örgütlerinin konferansa katılması gerektiğine inanıyoruz. Herhangi bir Kürt örgütü konferans dışında tutulursa, sadece adaletsiz davranılmayacak, aynı zamanda ulusal mücadeleye telafisi mümkün olmayan bir darbe vurulacaktır. Özellikle bu konuda KDP ve YNK’nin büyüklük taslamaktan ve PKK’nin tekelci zihniyetten vazgeçmesi gerekmektedir.

 

         PKK’nin yıllardır ulusal birlikten ısrarla kaçındığını ve bu yönlü girişimleri daha başından itibaren sabote ettiğini ilgili tüm çevreler yakından bilmektedir. KNK deneyimi bunun en canlı örneğidir. Kendisine kayırsız şartsız biat etmeyen örgütlere bırakalım ifade etme özgürlüğünü tanıması, yaşam hakkının dahi verilmediğini bizden daha fazla kim tanıklık yapabilir?

 

        PKK; yıllardır diğer örgütlere karşı uyguladığı ambargonun çok daha beterini bize karşı geliştirmektedir. KDP ve YNK ile yaptığı tüm görüşmelerde PWD’le ilişkiye geçilmemesi şartını öne sürmektedir. Devletlerin kendisine karşı izlediği tecrit politikasını bize karşı uygulamaktadır. Konferansa katılım konusunda benzer dayatmalar içerisinde bulunduğunu duyuyoruz. PKK’nin tasfiye edilmek üzere bin bir tuzağa düşülmek istendiği bir dönemde bile hala bizi birinci derecede tehlike olarak görmesinin altındaki mantığı anlamakta cidden zorlanıyoruz. 

 

         Güney yönetiminin bunca deneyimden sonra PKK’nin bu dayatmalarına artık pabuç bırakmayacağına ve tüm örgütleri ayrım yapmaksızın konferansa davet edeceğine inanmak istiyoruz.

 

         Geçerken şu gerçeğin altını bir kez daha çizmekte fayda görüyoruz. PKK’nin; izlediği yanlış stratejik, politik hattan dolayı, eninde sonunda bir tasfiye harekatıyla karşılaşacağını yıllar önce, daha dağdayken tüm çıplaklığıyla göstermiştik. PKK’nin ilerde herhangi bir tuzakla karşılaşmaması için süratle sadece stratejik açıdan değil, aynı zamanda örgüt sistemini tümden değiştirerek siyasal demokratik mücadele yöntemlerine yönelmesi gerektiğini belirtmiştik.

 

         Şayet o zaman gerekli değişiklikler yapılmış olsaydı, bu gün ne PKK kendisine silah bırakma çağrısının yağıldığı bir konferansa dahi davet edilemeyecek düzeyde hakarete maruz bırakılırdı ve nede terör listesine alındığından dolayı Kürdistan’ın kuzey parçası uluslar arası arenada bu kadar tecrit ve muhatapsız kalırdı.

 

        Sonuç itibarıyla; PKK’den, sürdürülmekte olan silahlı mücadelenin artık miadını doldurduğu ve sadece Türkiye’de şoven-militarist yapının güçlenmesine hizmet ettiğini savunduğumuz için ayrıldık. İlkesel açıdan savunduğumuz bu düşünceden dolayı, amacı ne olursa olsun silahsızlanmayı amaçlayan bir konferansa karşı çıkmamız ahlaki açıdan doğru değildir. Ancak bu yaklaşım tarzımız, bölge devletlerinin, Kürt halkının kazanımlarını ortadan kaldırmaya dönük olarak geliştirmek istediği tasfiye hareketine destek vereceğimiz anlamına gelmemektedir.

1 Nisan 2009                                                         N.TAŞ  (Botan Rojhılat)     
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe