Kürt Özgürlük Mücadelesinin En Büyük Zaafı Ulusal Stratejiden Yoksun Olmasıdır
          Siyaset; genel anlamda ulusal çıkarları savunma stratejisidir. Kürt halkının tarihine bakıldığında-istisna kabilinde, kısa süreli bazı dönemler bir tarafa bırakılırsa-genel olarak ulusal stratejiden yoksun ve neredeyse tarihimizin tümünü kapsayacak tarzda Kürdistan’a egemen olan ülkelerin çıkarlarına göre hareket edildiği görülmektedir.
Nizamettin Taş
30.05.2005 - 14:12
  Kürt özgürlük mücadelesinin en büyük zaafı ulusal stratejiden yoksun olmasıdır.
       Siyaset; genel anlamda ulusal çıkarları savunma stratejisidir. Kürt halkının tarihine bakıldığında-istisna kabilinde, kısa süreli bazı dönemler bir tarafa bırakılırsa-genel olarak ulusal stratejiden yoksun ve neredeyse tarihimizin tümünü kapsayacak tarzda Kürdistan’a egemen olan ülkelerin çıkarlarına göre hareket edildiği görülmektedir. Bunu kanıtlamak için tarihin derinliklerine gitmeye gerek yoktur, son iki yüzyıllık Kürt isyan geleneğine bakıldığında bile bunun çok çarpıcı ve sayısız örneğini vermek mümkündür.

       Osmanlı desteğine güvenen Şex Mahmut Berzenci’nin oyuna gelerek İngilizlere karşı cephe açması ve Mustafa Barzani’nin İran Şahına dayanarak peşmerge savaşına başlaması bunun en trajik örneklerinden sadece ikisidir. Güney Kürdistan’ın yıkımına yol açan söz konusu iki ayaklanmanın yarattığı tahribatlar, Körfez savaşından bu yana geliştirilen doğru ittifak politikaları sonucu nispeten telafi olma yoluna girmiştir. Güneyli güçlerin Körfez savaşından bu yana geliştirdikleri ittifak politikaları Kürt halkının stratejik çıkarlarını ifade etmektedir. Tarihte ilk defa doğru temelde geliştirilen ittifak anlayışı neticede Güney Kürdistan’ın özgürlüğüne yol açmış ve Kürt halkının düşmana hizmet etmekten ibaret olan makus talihi binlerce yıl sonra tersine dönmüştür.

       Güney Kürdistan’ın; koalisyon güçleri ile ittifak yaparak Irak rejimine karşı cephe açması, ulusal birlik stratejisinden yoksun olmasına rağmen Kürt özgürlük mücadelesine tarihi önemde mevziler kazandırmıştır.

       özgür Kürdistan’ın kazanımları; PKK’nin ulusal çizgiden sapması ve izlediği yanlış ittifak politikası yüzünden Kürdistan’ın diğer parçalarında baş aşağı giden ve tasfiye olma ile yüz yüze gelen olumsuz süreci durdurma ve kendini toparlama fırsatı sunmaktadır. Fakat bunu değerlendirmek için Kuzey Kürdistan’daki siyasal arenanın PKK ve onun legal uzantısı olan Demokratik Toplum Hareketi’nin ulusal stratejiden yoksun ve yanlış ittifak anlayışından kurtulması gerekir. çünkü PKK’nin özellikle sosyalist sistemin parçalanmasından sonra izlediği politika artık sadece iflas etmekle kalmamakta, aynı zamanda Ortadoğu’nun geçirmekte olduğu değişim sürecinin tam karşısında yer alarak Kürdistan’a her geçen gün daha fazla felaket getirmektedir.

       Kongra Gel ve Demokratik Toplum Hareketi; özgür yurttaşlık adına Kürt sorununun çözümünü belirsizleştirmekte, ulusal dinamikleri parçalamakta ve Güney Kürdistan’a karşı Türk devleti ile aynı saflarda yer alarak Kürt özgürlük mücadelesinin stratejik tüm kazanımlarını baltalamaktadır. Konra Gel ve Demokratik Toplum Hareketi; Kürt ve Kürdistan’ın birliğini geliştirmek yerine Türk solu, Kemalizm ve Kürt-Arap ittifakını savunarak hem ulusal kazanımların altına dinamit sokmakta ve hem de bölge devletleri ve El Kaide ile aynı saflarda görünerek Kürt özgürlük mücadelesini hedef durumuna getirmektedir. İmralı’dan çıkan tüm talimatlarda özgür Kürdistan’ın ikinci İsrail olarak nitelendirilmesi, PKK’nin Türkiye, İran ve Suriye’den farkını ortadan kaldırmakta ve aynı saflarda görünmesine yol açmaktadır. Aşılması gereken devletlerin safında yer alan Kongra Gel’in Kürt sorununun çözümünde muhatap alınması mümkün değildir. Nitekim Avrupa Birliği’nin Ankara büyük elçileri, bunu açıkça Diyarbakır belediye başkanına iletmiş bulunmaktadır. Demokratik Toplum Hareketi’nin Avrupa Birliği’nden yana görünmesi tüm inandırıcılığını yitirmiştir. Avrupa Birliğinin; şiddeti reddetmeyen, uzaktan kumandalı, Amerika’nın Ortadoğu’ya müdahalesine karşı çıkan, bölge gericiliğini destekleyen, El Kaide’nin eylemlerine alkış tutan Kongra Gel ve onun legal uzantılarını muhatap alması için hiçbir neden yoktur.

       Kongra Gel ve Demokratik Toplum Hareketi’nin  ulusal birlik stratejisinden yoksun ve yanlış ittifak politikası yüzünden Kuzey Kürdistan dünyadan tamamen tecrit olmuştur. Siyasal mücadele alanı;  Kürt halkının yaratıcı dinamizmine hiç yakışmayacak tarzda dibe vurarak büyük bir keşmekeşliği yaşamaktadır. Kürt halkı Kongra Gel’in Güney Kürdistan’a karşı izlediği düşmanca tutumu ve Türk solu ve Kemalistler ile geliştirmek istediği ittifak politikasını kesinlikle onaylamamaktadır. Bu tutumunu seçimlerde DEHAP’a oy vermeyerek kanıtlamasına rağmen, Demokratik Toplum Hareketinin yaşanan hezimetten yeterince ders çıkarmadığı anlaşılmaktadır. Demokratik Toplum hareketi; ulusal çizgiyi esas almak yerine hala Türkiye partisi olma iddiasında  ısrar etmekte ve bunun için Türk solu ve Kemalistlerle ittifak yapmaya çalışmaktadır. Demokratik Toplum Hareketinin Kürt halkının çıkarlarından çok Türk devletine yaranmak için gösterdiği bu çabaların sonuç vermeyeceği, destek bulmayacağı ve özgürlük mücadelesinin içinde bulunduğu kaosu daha çok derinleştireceği kesindir.

       Amerika’nın Irak müdahalesinden sonra Ortadoğu’da meydana gelen değişim süreci, Kürdistan’ın diğer parçalarına olumlu yönde etkide bulunarak özgürlük mücadelesine ivme kazandırırken, buna karşılık Kongra Gel’in ulusal çizgiden saparak Türk devletinin yörüngesine girmesi ve siyasal çalışmaya yönelmek yerine anlamsız ve sadece militarizm ve şovenizmin güçlenmesine yol açan eylemlerde ısrar etmesi, Kuzey Kürdistan’ı büyük bir girdabın içine sokmuştur.

       Kuzey Kürdistan’da büyük bir kaosu yaşayan Kürt özgürlük mücadelesinin  yeniden ayakları üzerinde doğrularak çözüm sürecine girmesi için Kürt aydınlarına ve yurtsever tüm parti ve gruplara önemli görevler düşmektedir. Kürt siyasetinin içinde bulunduğu belirsizliğe ve giderek marjinal hale gelen tehlikeli gidişatına son vermek için hiçbir dar anlayışa sapmadan ve parti çıkarlarını bir tarafa bırakarak, ulusal birlik stratejisi etrafında kenetlenmek gerekir.

      Bunun için;

-         Demokratik Toplum Hareketinin iddia ettiği gibi bir özgür yurttaş partisine değil, yurtsever demokratik bir Kürt partisine ihtiyaç vardır.

-         Kurulacak partinin Türk solu ve Kemalistler ile ittifakı değil öncelikle bütün Kürt örgüt ve şahsiyetleri kapsaması gerekir.

-         Partinin uzaktan kumanda ile idare edilmesine son verilmeli, iç işlerine müdahale edilmemeli ve tekelci zihniyetten vazgeçilerek her görüş ve düşünceye yaşam ve kendi iradesini temsil etme hakkı tanınmalıdır.

-         Demokratik işleyiş parti ve siyasal mücadelenin bütün alanlarında eksiksiz uygulanmalıdır. Daha parti kurulmadan başkan ve yardımcıları belirlenen Demokratik Toplum Hareketi’nin demokratik işleyişe sahip olduğunu hiç kimse iddia edemez. Bir partinin demokratik rüştünü ispat etmesi için sadece delegelerinin seçim ile belirlenmesi yetmez. Dıştan hiçbir müdahale yapılmadan, halkın kendi iradesini- partinin bütün organları için- doğrudan yansıtması gerekir.

-         Kürt oluşumu; Avrupa Birliği’nin temsil ettiği değerler birikimini benimsemelidir. Türk devleti gibi “benim özgün şartlarım var” diye çiftte standart bir tutumun sahibi olamaz. Avrupa Birliği’nin en önemli kriteri şiddeti kesin olarak reddetmesidir. Kürt oluşumunun demokratik değerleri içselleştirmesi için her şeyden önce kimden gelirse gelsin şiddetin her biçimine ve terörizme karşı kesin tavır alması gerekir.

-         Kürt özgürlük mücadelesi; “özgür yurttaş, demokratik konfederalizm” gibi içi boş kavramlar ile tam bir belirsizlik girdabına sokulmuştur. Kürt halkının somut bir çözüm projesine sahip olması gerekir. Her ulusun bağımsız yaşama hakkı vardır ve bu hak tartışılamaz. Ulusun nasıl yaşayacağını, başkaları değil kendisi belirler.Bu hak saklı kalmak kaydıyla mevcut şartlarda Kürt sorununun en gerçekçi çözüm modeli federasyon tezinin kabul edilmesidir.

-         Kuzey Kürdistan’daki bütün siyasal oluşum ve kurumların Güney’de şekillenmekte olan federal sisteme ve Kürt halkının kazanımlarına sahip çıkması ve her koşul altında savunması gerekir. Güneyli partilerin ilkel milliyetçi, Amerikalıların uşağı ve federasyonun ikinci İsrail olarak suçlanması doğru değildir. Bu suçlama Kürt halkının çıkarlarına değil, Türk devleti ve bölge gericiliğine hizmet etmektedir. Güneydeki kazanımlara sahip çıkmak herhangi bir partiyi savunmak değildir. Tam tersine Kürt halkının kazanımlarına ve yüz binlerce şehidin kanına sahip çıkmak anlamına gelmektedir.

-         Kürt halkının, kendi ulusal çıkarları gereği Amerika Birleşik Devletleri’nin Büyük Ortadoğu Projesine bütün güçleri ile destek sunması gerekir. Anti-emperyalizm adına bu müdahaleye karşı çıkılması Kürt halkı açısından tam bir tuzaktır. Bölge devletlerinin yönlendirmesi ve Türk solunun etkilemesi yüzünden bu tuzağa çoğu yerde düşülmektedir. Türkiye’de geliştirilmek istenen anti-amerikancı tutum kimden gelirse gelsin Türk ordusunun bakış açısını yansıtmaktadır. En çok İmralı’dan yapılan bu tür değerlendirmeler hiç kimseyi şaşırtmamalı, çünkü buradan geliştirilen tezlerin ağırlıklı bölümü bizzat Türk devlet yetkilileri tarafından dikte ettirilmektedir. Kürt halkının anti Amerikancı tezlerin esas kaynağını görerek bir an evvel bu saptırmadan kurtulması ve Avrupa Birliği kadar Amerika Birleşik Devletleri ile stratejik ilişkilere girmesi gerekir.

-         Kürt halkının içine düşürülmek istendiği bir başka tuzak demokratik konfederalizm tezidir. Bu tez halklar arası boğazlaşmanın panzehiri olarak sunulmak istenmektedir. Bu düşüncenin bilimsel hiçbir mantığı olmadığı gibi Kürt halkına karşı işlenen soykırım ve cinayetleri örtbas etmeye dönük bir içerik taşımaktadır. Kürt halkı tarih boyunca hiçbir ulusa kendi iradesi ile baskı uygulamamış -Ermenilere karşı işlenen cinayetlerden Kürt halkını sorumlu tutmak mümkün değildir,çünkü katliamlara katılan çete alayları Osmanlı imparatorluğuna bağlı ve devletin talimatlarına göre hareket eden  askeri birliklerdi- ve sadece Kürdistan’ı işgal eden güçlerin katliamlarına maruz kalmıştır.  Hala katliam tehdidi altında bulunan bir ulusun bölge halkları ile boğazlaşacağının bilimsel hiçbir kanıtı yoktur.

Konfederalizm tezi; devlet sınırlarına dokunulmadan bölge halkları arasında birlik yaratmaya dönük bir proje olarak lanse edilmek istenmektedir. Doğruluğu veya yanlışlığı bir tarafa, mevcut Ortadoğu koşullarında bu tezi teorik olarak tartışmak bile erkendir. çünkü pratik olarak bu projeyi uygulamanın hiçbir koşulu yoktur. Bu tez; Kürt halkının bütün güçleri ile desteklemesi gereken Büyük Ortadoğu projesine karşı Türk ordusu ve bölge devletlerinin geliştirmek istediği bir saptırma girişimidir. Bölge sınırlarının değiştirilmesinde Kürt halkının hiçbir korkusu yoktur, tam tersine statükonun parçalanması ve Ortadoğu’nun yeniden yapılanmasında büyük bir çıkarı vardır. Ortadoğu’nun yeniden yapılanması için sadece Amerikan müdahalesine destek vermek yetmez, bunun için ayrıca Amerika; Avrupa Birliği ve en önemlisi İsrail ile stratejik ittifaka gitmek gerekir. Ortadoğu’daki mevcut statükonun parçalanarak değiştirilmesi için böyle bir stratejik ittifaka şiddetle ihtiyaç vardır. Büyük Ortadoğu Projesi desteklenmeden ve İsrail ile ittifak yapılmadan ne Kürt halkının özgürlüğü ve ne de bölgenin değişim sürecine girmesi mümkündür. Bu Kürt halkının gücüne güvensizliği değil, tam tersine Ortadoğu’yu değiştirmenin en aktif ve stratejik kuvveti durumuna getirmeyi ifade etmektedir. Ortadoğu’nun birliğini savunmak mevcut koşullarda Kürt halkının kazanımlarını tehlikeye soktuğu gibi-çünkü statükonun devamı anlamına gelir- yüz yıllar sonra ilk defa yakalanan büyük özgürlük şansının yitirilmesine yol açar. Kürtler Ortadoğu’da başlayan değişim sürecinin motor gücüdür. Kürt halkı kim değişimden yanaysa onun stratejik ortağıdır. Bu ittifakı zedeleyen hiçbir tartışmaya itibar etmeden bütün güçleri ile değişimin yanında yer almalı ve eski sol söylemlere takılmadan Amerika ve İsrail ile ittifak yapmak için uygun bir pozisyon yakalamalıdır.
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe