Kürt Sorununun Çözümüne Dair

Irak müdahalesinden sonra üzerinde en çok tartışma yapılan konuların başında Kürt sorunu gelmektedir. Kürt sorunu; Güney Kürdistan'da federasyona dayalı bir çözümün gerçekleşmesinden sonra yeni platforma taşınmıştır.

Nizamettin Taş
17.09.2004 - 00:10

- Bölge devletlerinin kırmızı çizgilere dayanan politikaları;Irak devletinin parçalanmaması ve federasyon temelinde yeniden yapılanması karşısında tamamen geçersiz hale gelmiştir.

- Kürdistan'da mevcut durum ve Ortadoğu'nun içine girdiği değişim süreci; Kürt özgürlük mücadelesine bambaşka bir perspektif kazandırmış ve yeni stratejik yaklaşımları zorunlu hale getirmiştir.

Sorun çözülmelidir

Bölge devletlerinin seksen yıllık politikaları Kürt halkının imha ve inkarına dayanmaktaydı. Kırmızı çizgiler biçiminde formüle edilen bu politika otuz yıllık mücadele sonucunda parçalanarak tarihin çöp sepetine atılmıştır.

Türkiye'de anayasal güvenceye bağlanmamasına rağmen, Kürt kimliği ve dili artık resmen kabul görmektedir. Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde gerçekleştirilen reformlar sonucu bu alanda kaydedilen gelişmeler, önümüzdeki dönemde daha belirgin hale gelecektir. Türkiye Cumhuriyeti'nin seksen yıllık imha ve inkar politikası tamamen işlevsiz kalırken, Kürt sorununun çözümü önünde engel teşkil eden tüm unsurlar giderek ortadan kalkmaktadır.

Suriye ve İran'da Kürt kimliği resmen inkar edilmemesine rağmen ulusal ve demokratik hakların verilmesine dönük kayda değer bir çaba görülmemektedir. Her iki devlet; "Büyük Ortadoğu Projesi" çerçevesinde hedeflenen ülkelerin başında gelmektedir. Her iki ülkenin geleceği Kürt halkı tarafından belirlenecektir. Ya kendilerini reforma tabi tutarak Kürt problemini çözmek zorunda kalırlar, ya da müdahale temelinde bir çözüm gerçekleşir. Her halükarda eski yaklaşımı devam ettirmeleri mümkün değildir. Kürt sorunu, bir biçimi ile uzun yıllara yayılmadan hemen çözülmek zorundadır.

Irak müdahalesinden sonra Güney Kürdistan'da ortaya çıkan federasyon çözümü; Kürt sorununa yeni bir boyut kazandırmıştır. Ulusal sorun tarihte ilk defa bu parçada çözüme kavuşmuş ve federasyona dayalı yeni yapılanmanın demokratik bir içeriğe kavuşturulması sorunu ön plana geçmiştir. Güney Kürdistan'da temel sorun artık ulusal değil, demokratik sistemin geliştirilmesi sorunudur.

Bölge devletlerinin çözümsüzlüğe dayanan kırmızı çizgileri, Güney Kürdistan'da ortaya çıkan federasyon çözümü karşısında tamamen geçersiz hale gelmiştir. Artık seksen yıllık asimilasyon ve inkara dayalı politika geride kalmış ve imha tehditlerinin yerini büyük bir korku ve savunma psikolojisi almıştır.

Bölge rejimleri aşılmalıdır

Afganistan ve Irak müdahalelerinden sonra Ortadoğu düzleminde eski dostlar düşman, eski düşmanlar dost haline gelmiştir. Bölgenin egemen güçleri; Ortadoğu'nun ilerici ve demokratik hareketlerini ezmek için on yıllardır Amerika ve Avrupa tarafından desteklenmekteydi. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra, başta ABD olmak üzere bir çok batılı ülke, artık geçmişte olduğu gibi, Ortadoğu'nun mevcut sistemini kendi çıkarları açısından yararlı görmemektedir. Her bakımdan artık bir yük durumuna gelen mevcut çağdışı sistemi "geliştirilmiş Ortadoğu projesi" çerçevesinde aşmayı hedeflemektedir. Bölgenin birçok despotik devleti orta yerde bırakılarak hedef durumuna gelmiştir. Kaderleri ile baş başa bırakılan bu ülkeler; eski stratejik dostları tarafından aşılmaya çalışıldıklarını dehşet içinde izlemektedir. Devrimlerin kendi çocuklarını yemesine benzer tarzda Amerika Birleşik Devletleri kendi stratejik çıkarları için eski dostlarını hedeflemeye başlamıştır.

Amerika Birleşik Devletlerinin "Büyük Ortadoğu projesi" kapsamında müdahale ettiği rejimler; sosyalist ya da halkların çıkarlarını temsil eden demokratik hükümetler değil, stratejik çıkar ve amaçlarına denk düşmeyen, bölgenin en gerici despotik yönetimleridir.

"Geliştirilmiş Ortadoğu projesi" çerçevesinde müdahale edilen mevcut bölge sisteminin anti-emperyalizm adına savunulması bir insanlık suçudur. Sistemin kendisi İngiliz emperyalizmi tarafından böl-yönet politikasına göre şekillenmiş sömürgeci bir düzendir. Mevcut devletlerin neredeyse tamamına yakını işbirlikçi ve kukla yönetimler tarafından idare edilmektedir. Suni bir şekilde oluşturulan rejimlerin hiçbirisinde halkların iradesi temsil edilmemektedir.

Tek kelime ile Ortadoğu; mevcut sistem içerisinde, insanlık düşmanı rejimler tarafından bir mezbahaya çevrilmiş ve ihanet geçerli tek akçe durumuna getirilmiştir. Mevcut sistem her bakımdan dibe vurmuş ve tamamen gereksizleşmiştir. Son yıllarda gelişen demokratik kırıntılar iç dinamikler sonucu değil, ya dışardan empoze edilmiş ya da taşırılmıştır.

Bir avuç işbirlikçinin çıkarlarını ifade etmekten başka bir anlama gelmeyen bölge devletlerinin anti-emperyalizm adına savunulması devrim ve demokrasi adına utanç verici bir durumdur. Halkları ve ulusları birbirine düşüren ve iradesizleştiren bölge devletlerinin kendisidir. Yönetimlerin çoğu işbirlikçilik ve kukla sıfatlarını bile hak etmekten uzaktır. Dini fanatizm ve şoven milliyetçiliği yoğun bir tarzda körükleyen bölgenin egemen güçleri aynı zamanda halkları durmadan zehirleyerek nefes alamaz duruma getirmiştir. Bundan dolayı mevcut sistemin savunulmasında Ortadoğu halklarının hiçbir çıkarı yoktur. Tersine özgürlük ve demokrasi adına yapılması gereken en acil görev: bu çağdışı, insanlık düşmanı rejimlerin hızla aşılarak bölge halklarının çıkarlarına uygun yeni bir demokratik sistemin kurulmasıdır.

Kürtlerin özgürlüğü Ortadoğu'nun değişimiyle mümkündür

Kürt özgürlük hareketi; otuz yıl boyunca özelde Kürdistan, genelde Ortadoğu'da mevcut statükonun parçalanması için destansı nitelikte bir mücadele vermiştir. On binlerce şehidin kanı pahasına gerçekleştirilen bu mücadele sadece Kürdistan'ın değil, giderek birlikte yaşadığı tüm halkların çehresini değiştirmeye başlamıştır. Kürt özgürlük mücadelesi; gerek baskıcı, despot rejimlerin aşılması ve gerekse toplumların demokratikleştirilmesinde belirleyici, öncü bir role sahiptir. Bu rolü Irak müdahalesinden sonra çok daha belirgin bir tarzda ortaya çıkmıştır. Çağ dışı rejimlerin aşılmasında Kürt halkının desteği alınmadan başarıya ulaşmak mümkün değildir. Kürt halkı demokratik mücadelenin öncü gücüdür. Sadece Kürdistan'ın değil, bölge halklarının kaderini etkileyecek bir konumda bulunmaktadır. Ortadoğu'nun geleceği önemli oranda bu coğrafya üzerinde gerçekleşecek mücadeleye bağlıdır. Tıpkı Sellahatin Eyübi döneminde olduğu gibi bölge halklarının özgürlük ve bağımsızlıklarına kavuşmasında Kürt halkının tarihi bir sorumluluğu vardır.

Kürt halkının özgürlüğü sağlanmadan bölge ülkelerinin demokratik değişim yönünde herhangi bir mesafe alamayacağı açıktır. Ya da tersinden belirtirsek Ortadoğu'da baskıcı rejimler aşılmadan Kürt halkının özgürlüğüne kavuşması mümkün değildir. Kürtlerin özgürlüğü ile Ortadoğu'nun kurtuluşu etle-tırnak gibi iç- içe geçmiştir. Kürt problemini bu gerçeklikten soyutlayarak çözmenin imkanı yoktur.

Kürdistan özgürlük mücadelesinin en belirgin özelliği; ulusal sorunu demokratik çözüm temelinde ele alması ve bunu Ortadoğu'nun değişim stratejisine bağlı olarak gerçekleştirmeye çalışmasıdır. Kürt partilerinin ve entelektüel çevrelerin öne çıkarmaları gereken temel stratejik yaklaşım budur.

Kürt probleminin çözümünde aydınların döne dolaşa üzerinde durmaları gereken temel iki konu vardır.

- Ortadoğu'da demokrasinin sıklet merkezi Kürdistan'a kaymıştır

- Kürt halkı buna öncülük yapmaktadır.

Her iki konunun çok somut ve bilimsel açıdan izah edilmesi gerekir. Bunun tersinden bazı değerlendirmelerin yapılması hem doğru değildir ve Kürt halkını moral değerlerden tamamen yoksun bırakır.

Yeni İsrail tezi saptırmadır

Kürt halkının demokrasi mücadelesine öncülük yapmasını tehlikeli bulan bölgenin egemen güçleridir. Mevcut statükonun değişmesini istemeyen bölgenin hakim güçleri Kürt özgürlük mücadelesini gözden düşürmek için her türlü yönteme başvurmaktadır. Buna Kürt yurtsever ve aydınlarının alet olması yurtseverlik ile bağdaşmadığı gibi aynı zamanda ulusal kurtuluş mücadelesine zarar vermektedir.

Irak müdahalesinden sonra yapılan bazı değerlendirmeler Kürt özgürlük mücadelesini çok tehlikeli bir tartışmanın içine çekmektedir. Bunların bir çoğu objektif olmaktan uzaktır. "Görüşme notlarında" yapılan son değerlendirmeler hayli ilginç tespitlerde bulunmaktadır. Görüşme notlarının bir çoğunda Kürtlerin mevcut pozisyonu işbirlikçilik statüsünde ele alınmaktadır. Kürt halkının Ortadoğu'daki konumu; demokratik değişim ve dönüşümün öncü gücü olarak değil, Amerika ve İsrail tarafından bölge ülkelerine karşı truva atı gibi kullanılan tehlikeli bir oluşum olarak gösterilmektedir. Bu aslında yeni yapılan bir tespit değildir. Bölgenin hakim güçleri 1950'lerden bu yana benzer teraneleri defalarca tekrarlamaktadır.

Kürdistan'ın, önümüzdeki dönemde kukla bir devlet haline getirilerek, İsrail gibi bölge halklarına karşı kullanılacağını ileri süren görüş, Ortadoğu'da mevcut statükonun değişmesini istemeyen egemen sınıfların yaklaşımıdır. Bölge devletleri, dogmatik sol ve radikal İslami kesimlerin, anti-emperyalizm adına bu düşünceye sahip çıkmaları bir saptırmadır ve Kürtler açısından tuzağı ifade etmektedir. Değişim karşıtlarının, Kürt özgürlük mücadelesinden duydukları korku yüzünden sorunu saptırmalarının anlaşılır nedenleri vardır. Anlaşılmayan; kendisini Kürt özgürlük mücadelesinin önderi sayan bir hareketin, Ortadoğu'daki statükonun parçalanmasından duyduğu korkudur.

Kürtlerin, Ortadoğu'nun yeni İsrail'i olacağı tezi bir saptırmadır ve bunun ne tarihi-toplumsal koşulları vardır, nede güncel durum buna el vermektedir. Amaç ve hedefleri bakımından bunun tam tersi bir konuma sahiptir. En son Irak somutunda görüldüğü gibi Ortadoğu'nun değişim stratejisinde öncülük rolüne soyunan Kürdistan özgürlük mücadelesi; aynı zamanda Türkiye, İran ve Suriye'nin demokratik değişim ve dönüşümünde katalizör rolü oynamaktadır.

Körfez savaşından bu yana ve özellikle son birkaç yıl içerisinde Kürdistan'da devrimsel nitelikte bazı gelişmeler yaşanmaktadır. Meydana gelen değişim atmosferi sadece Kuzey Kürdistan ve halkın bir bölümü ile sınırlı değildir. Kürdistan'ın diğer parçalarında bilinen tüm parti ve kurumlarda demokratikleşme yönünde önemli adımlar atılmaktadır. KDP ve YNK'nin hala ilkel milliyetçi örgütler olarak görülmesi büyük bir hatadır.

Güney Kürdistan'da ekonomik, sosyal, siyasal vb. her alanda hızlı değişimler yaşanmaktadır. Eski aşiretçi-feodal yapılanma daha şimdiden önemli oranda parçalanmıştır. Toplum iç ve dış gelişmelerin yoğun etkisi altında hızla kabuk değiştirmektedir. Ulusal bilinç ve demokratik aydınlanma giderek eski aşiret bağlarının yerini almaktadır. Güneyli tüm örgütler bundan olumlu yönde etkilenmekte ve gittikçe daha çok değişime zorlanmaktadır. Meydana gelen değişim bağnaz milliyetçilik tarzında değil, sınırlı da olsa demokratikleşme yönündedir. Güney Kürdistan'da faşizan eğilimin güçlenme temeli zayıftır. Dini fanatizm darbe almış ve halk tarafından fazla rağbet görmemektedir. Buna karşılık halk seçeneği önemli bir potansiyele sahiptir ve Güney Kürdistan'da demokratik bir sistemin kurulma şansı hayli yüksektir.

Önümüzdeki dönemde benzer açılımların Kürdistan'ın diğer parçalarını kapsayarak gelişeceği açıktır. Suriye ve İran'a herhangi bir müdahalenin yapılması halinde Kürt halkının oynayacağı rol stratejik düzeyde olacaktır. Çağ dışı rejimlerin aşılması ve toplumların demokratikleştirilmesinde Kürt halkının destek ve öncülüğü sağlanmadan başarıya ulaşmak mümkün değildir. Suriye'de gerici Arap şovenizmini dengeleyecek olan Kürt halkının ulusal-demokratik bilinç ve örgütlü düzeyidir.

Nereden bakılırsa bakılsın önümüzdeki dönemde İran'da İslami rejimin aşılması kaçınılmaz görünmektedir. İran büyük bir coğrafya ve direnişçi bir topluma sahiptir. Denetimi imkansız gibi görünmektedir. Parçalanarak denetime alınması daha yüksek bir ihtimaldir. Doğu halkının daha şimdiden buna hazırlıklı olması gerekir. Kürtler İran'ın parçalanmasına taraftar değildir. Fakat olası her duruma göre kendisini hazırlamak zorundadır. Hazırlıksız yakalanırsa, asıl o zaman halklar arasında bir boğazlaşmaya kurban gidebilir. Buna yol vermemek açısından; bir taraftan İslami rejimin aşılarak yerine demokratik bir sistemin kurulması için Fars ve Azeri vb. halkları ile ilişki ve ittifak içerisinde hareket ederken, diğer taraftan olası her duruma göre kendisini daha şimdiden örgütlemek zorundadır.

Ulusal sorunun çözümü konusunda Kuzey Kürdistan daha özgün bir konuma sahiptir. Türkiye'nin parçalanma ihtimali, şoven kesimlerin paranoyakça saplantılarına rağmen, mümkün görünmemektedir. Buna Kürt halkının zaten ihtiyacı yoktur. Kürtlerin esas tercihi her dört parçada demokratik-siyasal çözümden yanadır. Federasyon veya daha değişik çözüm imkanlarını ortaya çıkaran Kürtlerin kendisi değil, dıştan yapılan müdahaledir. Türkiye'nin dışardan herhangi bir müdahaleye maruz kalması mevcut şartlarda mümkün değildir. Türkiye Avrupa Birliğine girmek için hızla demokratik açılımlar yapmaktadır. Bundan dolayı Kürt probleminin çözümü diğer parçalarda olduğu gibi federasyon veya bağımsız devlet kurma tarzında değil, demokratik sistem içerisinde olacaktır.

Ancak ulusal sorunun çözüm yöntemi hangi biçimde olursa olsun, mevcut baskıcı rejimlerin aşılması ve demokratik değişimin sağlanmasında Kürt özgürlük mücadelesinin rolü her zaman belirleyici olacaktır. Kürt halkı demokratik mücadelenin öncü gücüdür. Ona ikinci bir İsrail rolünün atfedilmesi ve bunun halklar arası boğazlaşmaya yol açacağı tarzındaki tespitler gerçeklerin saptırılması ve Doğu Perinçek gibi paranoyak tiplerin saplantısından başka bir anlam ifade etmemektedir.

Kürt halkını katliam yapacak veya katliama uğrayacak diye suçlamanın herhangi bir nedeni yoktur. Kürt halkının tarihi zaten katliamlarla doludur. Bu soykırımı gerçekleştiren Türk, Fars ve Arap devletleridir. Bir yerlere yaranmak için tarihi gerçeklerin bu tarzda çarpıtılması yurtsever bir tutum değildir. Günün birinde halklar arasında mutlaka bir boğazlaşma yaşanacaksa bunun tek kurbanının Kürt halkı olacağı kesindir. Cellatlara yaranmak için "Kürtler sizi katliamdan geçirecek" diye korkutmanın ahlaki hiçbir değeri olmadığı gibi gerçeklerle de en ufak ilişkisi yoktur.

Kürt özgürlük hareketi; başından itibaren halklar arasında katliam ve boğazlaşmalara son vermek için mücadele vermiştir. Bölge ülkeleri arasında barış ve kardeşlik duyguları en ön planda olan ulusların başında Kürt halkı gelmektedir. Kürt halkının tarihinde katliam geleneği yoktur. Newroz ve Sellahatin Eyyubi örneğinde görüldüğü gibi Kürtlerin eline fırsat ve inisiyatif geçtiğinde kendisinden çok bölge halklarının özgürlük ve kurtuluşu için çalışmaktadır. Aynı ruh bugün çok daha ileri düzeyde temsil edilmektedir. Otuz yıllık gerilla savaşı döneminde Türkler ve Kürtler arasında herhangi bir çatışmanın meydana gelmemesi bunun açık göstergesidir. Benzer yaklaşımlar Kürdistan'ın her dört parçasına egemendir. Bunun tersini söylemek gerçekleri yadsımak ve PKK'nin bu parçalar üzerindeki etkisini inkar etmek anlamına gelmektedir. Otuz yıllık mücadele ve onun yarattığı değişim rüzgarı her dört parçayı çok yoğun tarzda etkisine almıştır. Bunun aşılması artık mümkün değildir. KDP ve YNK'nin katliam ihtimaline gerekçe gösterilmesi bir saptırmadır ve ulusal kurtuluş mücadelesinin ulaştığı düzeyi ifade etmemektedir.

Fırsatın kaçırılması tarihi hata olur

Kürdistan özgürlük mücadelesi; 21. yüzyılın koşullarına göre yeniden mevzilenmek zorundadır. Çağın temel özellikleri tamamen değişmiştir. Buna göre kendini değiştirip dönüştürmeyen hiçbir hareketin başarı şansı yoktur. İçerikten yoksun anti-emperyalist söylemlerle çağın temel özelliklerinin yakalanamayacağı açıktır. Bu konuda dogmatik sol ve radikal İslami kesimlerin geliştirdikleri itirazlar dayanaktan yoksun ve statükodan yana olan egemen sınıfların bakış açısını yansıtmaktadır.

Kürt özgürlük mücadelesinin yeniden mevziilenmesi çağın temel özellikleri ve bölge koşullarının somut tahliline dayanmaktadır. İlişki ve ittifak anlayışını amaç ve hedeflerine göre yeniden şekillendirecektir. Buna göre saf tutacağı ve öncülük yapacağı cephe; statükodan yana olan gerici hareket ve despotik devletler değil, demokratik kuruluştan yana tavır alan özgürlük güçleridir.

20. yüzyılın sömürgeci böl-yönet politikasına göre şekillenen Ortadoğu rejimlerinin savunulmasında Kürt halkının hiçbir çıkarı yoktur. Çünkü

mevcut sistemde; Kürdistan'ın dört parçaya bölünmesi, ulusal asimilasyon ve soykırımdan başka bir statü tanınmamıştır. Bu sistem parçalanmadan Kürt halkının özgürlüğüne kavuşması mümkün değildir. Bundan dolayı Ortadoğu'da mevcut sistemin aşılmasına dönük yapılan her müdahale Kürt halkının çıkarınadır. Amerikan karşıtlığı adına bunun ters yüz edilmesi bir saptırmadır ve Kürt halkını El Kaide ile aynı saflara sokarak dünyadan tamamen tecrit edecektir. Kürt halkının bir kez daha dünyadan tecrit edilmeye tahammülü yoktur.

Anti-emperyalizm adına Kürt halkının Amerikan müdahalesine karşı tavır alması, niyet ne olursa olsun bölge gericiliği ve El Kaide'nin yedeğine düşürür. Müdahaleye karşı savaş sürdüren güçlerin öncülüğünü El Kaide ve bölge gericiliği çekmektedir. Irak'ta direnişin sembol şehirleri olan Necef ve Felluce'de savaşan kesimler radikal İslami güçler ve Arap milliyetçileridir. Kürt halkı bunlarla aynı safta yer alamaz ve bu tuzağa asla düşmemelidir.

Özgürlük mücadelesinin ilişki ve ittifak halinde hareket edeceği kesimler; her şeyden önce değişimden yana olan demokrasi güçleri olacaktır. Ortadoğu'da demokratik mücadelenin potansiyel gücü hayli yüksek olmasına rağmen, bu henüz örgütlü ve değişimi sağlayacak düzeyde, kesinleşmiş bir iradeyi yakalamaktan uzaktır. Dış müdahale devreye girmeden mevcut statükonun parçalanması mümkün değildir. Halkların nefes alarak kendi seçeneklerini ortaya koymaları için dış müdahale muazzam bir zemin sunmaktadır. Bölge halkları; dış müdahalenin yarattığı elverişli ortamdan yararlanarak, tarihe çok çarpıcı bir giriş yapmanın eşsiz fırsatını yakalamıştır. Demokrasi güçlerinin buna öncülük yapması gerekir. Anlamsız tartışma ve içi boş söylemlerle bu fırsatın kaçırılması tarihi bir hata olur. Demokrasi güçlerinin bölük-pörçük ve zayıf konumları ile halk seçeneğini ortaya koymaları mümkün değildir. Ortadoğu halklarının ekmek su kadar demokrasi ve özgürlüğe ihtiyaçları vardır. Dış müdahale 20. yüzyıl koşullarının tersine buna çok güçlü bir zemin sunmaktadır. Müdahaleye karşı koyma yerine, onun yarattığı elverişli ortamdan yararlanarak halkların çözüm seçeneğini geliştirmek gerekir. En doğru yöntem dış müdahale ile halk seçeneğinin diyalektik bağını kurmaktır. Demokrasi güçleri ancak bu temelde güçlü bir çıkış yapabilir. Bunun için bölge halklarının birlik halinde hareket etmeleri tarihi bir zorunluluktur.

"Geliştirilmiş Ortadoğu projesi" bölge halklarına despotik yönetimlerden kurtulup demokratik sistemin yerleşmesi için tarihi bir fırsat vermektedir. Ancak buna subjektif planda eşlik eden bir halk seçeneği sunulmazsa, demokratik mücadelenin güdük kalacağı ve yeniden şekillenen bölge coğrafyasının kozmopolit ve başka güçlerin çıkarlarına göre yapılanacağı kesindir. Buna meydan vermemek için demokrasi güçlerinin hata ve yetersizliklerinden hızla arınarak birlik halinde hareket etmeleri kaçınılmaz görünmektedir. Demokratik güçlerin birlik halinde hareket etmeleri için ortak bir platformun yaratılması zorunludur. Önümüzdeki dönemde olmazsa olmaz kabilinde kendisini dayatacak olan temel problem budur. Bunun bir biçimi ile mutlaka gündeme getirilmesi ve uygun çıkış zemininin yakalanması gerekir. Mevcut şartlarda bunun en uygun zemini Kürdistan'da yakalanmıştır. Kürdistan özgürlük hareketi Ortadoğu demokrasi mücadelesine öncülük yapmak zorundadır. Bu derinliği ancak Kürdistan coğrafyasında yakalayabiliriz. Tarihi ve güncel bakımdan en elverişli şartlar Kürdistan'da yoğunlaşmıştır.

Demokrasi mücadelesine öncülük yapmak açısından Kürdistan coğrafyası son derece elverişli olmasına rağmen özgürlük hareketinin sahip olduğu vasıflar bunu karşılamaktan hayli uzaktır. Kürt özgürlük hareketi devrimci karakterine rağmen demokratik içerikten yoksundur. İdeolojik-felsefik bakış açısı 20. yüzyıldan kalma ve reel sosyalizmin etkilerini taşımaktadır. Sınıf bakış açısını yansıtan bu yaklaşım ile demokrasi mücadelesine öncülük yapılamayacağı açıktır. Bunun hızla aşılması gerekir.

Kürt özgürlük hareketi; aynı zamanda mevcut duruşu ile kapsayıcı olmaktan hayli uzaktır. Tüm dünyayı ve kendisinden başka herkesi düşman görmekte ve tüm dünya kendisine düşmanca yaklaşmaktadır. Bu yaklaşım ile yol alınamayacağı açıktır. Ortadoğu ve Kürdistan bir halklar ve düşünceler mozaiğidir. Kapsayıcı olmak için son derece yaratıcı ve zengin bir yaklaşıma sahip olmak gerekir. Burada devrimci kriterler değil, demokratik yaklaşım geçerlidir. Farklı tutum ve davranışa tahammül göstermek demokrat olmanın ölçüsüdür. Geçmiş mücadele sürecinde bu konuda son derece kötü bir imtihan verilmiştir. Kürt hareketlerinin birbirlerine düşman kesilerek güven ortamının tamamen yitirildiğini biliyoruz. PKK'nin düşmanca yaklaşımına diğer hareketlerin küfür temelinde karşılık vermesi mevcut güvensizliği daha derinleştirmiş ve içinden çıkılmaz bir tablo yaratmıştır. Çözümleyici olmaktan uzak bu yaklaşımların devrimci ahlak ve demokrasi kültürü ile bağdaşmadığı ve bunda ısrarın birlik önünde en büyük engeli çıkardığını unutmamak gerekir. Ne düşmanca yaklaşım ve ne de küfür edebiyatında ısrar etmek çözümleyici değildir. Bu ahlakın terk edilmesi gerekir, çünkü herkes zarar görmektedir.

Hem Kürt probleminin çözüme kavuşması, hem demokrasi mücadelesine öncülük yapılması ve hem de parti ve örgütler arasında süregiden sorunların aşılması için yeni bir birlik platformuna ihtiyaç vardır. Şu anda sağlıklı bir tartışma sürdürmenin koşulları bile bulunmamaktadır. Kuşku ve güvensizlik siyasal mücadele ortamını tamamen bulandırmıştır. Kafalar karışık ve demokratik-ulusal dinamizm harekete geçirilememektedir. Bu temelde bir çok değer heba olmaktadır. Buna son verilmeden demokratik geleneklerin yaratılamayacağı açıktır. Bunun için öncelikle küfür edebiyatının aşılması gerekir. Bir çok gücün tepkisel temelde geliştirdikleri eleştiri veya küfür üslubu en çok yakındıkları PKK'nin baskıcı ve tecrit yöntemlerinin daha da sertleşmesine yol açmaktadır. Bu bir kısır döngüdür. ve en çok sözde yakındıkları PKK'nin güçlenmesine neden olmaktadır. Bazı güçlerin yıllardır varlıklarını sürdürmelerine rağmen, hiçbir varlık göstermemeleri ve marjinal düzeyde kalmalarının esas nedeni budur. PKK'nin aşırı güçlenmesi ve diğer örgütlerin marjinal düzeyde kalması müthiş bir dengesizlik yaratmaktadır. Demokrasi bir dengeler sistemidir. PKK'nin aşırı büyüdüğü, diğer örgütlerin nefes alamaz durumda yaşadığı bir ortamda sağlıklı bir demokratik kültürün gelişmesi mümkün değildir. PKK'nin anti-demokratik yaklaşımı aşılmak isteniyorsa o zaman öncelikle yapılması gereken küfür edebiyatından vazgeçip pozitif eleştiri yöntemine başvurmaktır. PKK'nin aşırı otoriter, baskıcı sistemini aşmanın tek yolu onu demokrasi platformuna çekmektir. Otoriter sistemleri aşmanın panzehiri demokratik sistemin yerleşmesi ve bu temelde çok güçlü geleneklerin yaratılmasıdır.

Kürt halkı henüz çok güçlü bir demokratik gelenekler sistematiği yaratmamıştır. Demokratik bilinç ve kültürel düzey gelişme aşamasındadır. Bu temelde ortaya çıkan bazı sorun ve yetersizlikleri abartarak ön plana çıkarmak ve bütün değerler birikimini buna hapsederek çözümsüz bırakmak yurtsever, demokrat bir tutum değildir. Hatalı tutum ve davranışa karşı tavır almak demokrat olmanın ölçüsüdür. Kürt özgürlük mücadelesinin mutlaka demokratik bir içerik kazanması gerekir. Ancak bu toptan bir mahkumiyete götürmemelidir. Tümden mahkum etmek PKK'nin bir yaklaşımıdır. Kısasa kısas yaklaşımı yanlıştır. Aynı tonda cevap verme aradaki farkı ortadan kaldırır. Demokrat olduğunu ileri süren kişi veya örgütler PKK'nin ters yüz edilmiş üslubunu savunamazlar. Doğru yurtsever-demokrat tutum; Kürt halkının tüm kazanımlarına sahip çıkarak, var olan hata ve eksikliklere karşı pozitif eleştiri temelinde çözüm getirmektir. Kürt halkının her parçada geliştirdiği moral değerlerin ve sahip olunan tüm mevzilerin kendisine "yurtseverim" diyen herkes tarafından savunulması gerekir. Bunun için düşmanca yaklaşımlara son verilerek Kürtleri temsil eden tüm yurtsever-demokrat kesimlerin ortak bir platformda buluşmaları tarihi bir zorunluluktur. Kazanımların savunularak daha ileri mevzilere taşırmanın tek yolu yurtsever güçlerin ortak bir platformda birleşmeleridir. Bunun için öncelikle güven artırıcı adımlara ihtiyaç vardır. Tepki yaratan, önyargı oluşturan yaklaşımlardan uzak durulmalıdır. Kürt aydınlarının yeni bir ahlak ve kültürel geleneğe ihtiyacı vardır. Birbirlerini inkara kalkışmadan, farklı düşünce ve yaklaşımlara tahammül gücünü göstererek demokrasi sınavından başarı ile çıkılmasının tek yolu budur.

Demokratik birlik platformu bir süreç meselesidir. Ortak bir ulusal stratejinin geliştirilmesi için tartışma zemini yaratır. Ortak paydalarda buluşmanın, ben merkezci yaklaşım ve dayatmaların aşılmasının, tüm örgüt ve şahısların rahatlıkla kendilerini ifade edebilecekleri en uygun zemin demokrasi platformudur. Birlikteliklerin nasıl olacağı, ortak bir iradenin nasıl şekilleneceği, amaç ve hedeflerinin ne olacağı vb. , yapılacak tartışmalar tarafından belirlenecektir. Bu zemin üzerinde daha büyük birlikteliklere gitmenin imkanı olduğu gibi ayrı bir örgüt veya kişi olarak hareket etmenin de koşulları vardır. Ortak bir ulusal demokratik strateji etrafında birleşmenin ötesinde herhangi bir dayatmada bulunulamaz.

Kürt halkını ortak temsil edecek bir iradeye ihtiyaç vardır. Bunun yaratılması geçmiş deneyimlere bakıldığında oldukça zordur. Ancak tüm örgüt ve şahsiyetler ortak paydalarda buluşmanın sorumluluğu içerisinde hareket eder ve hassasiyet yaratan konularda daha duyarlı bir yaklaşım sahibi olurlarsa zorlukların aşılması mümkündür. Kuzey Kürdistan'da, Türkiye zemininde yurtsever demokratik çizgide buluşmak; genel olarak ulusal birliği yaratmak çözüm açısından zorunludur.

Kürdistan ve Ortadoğu büyük değişimlere gebedir. Geçmiş deneyimlere bakıldığında, ortaya çıkan tarihi fırsatların Kürt halkı tarafından yeterince değerlendirilmediği bilinmektedir. 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkan koşullar değerlendirilmediği için Kürt ulusu neredeyse tarihten silinmekle yüz yüze geldi. 21. yüzyılın başlarında benzer bir tarihi fırsat bu kez çok daha elverişli koşullarda doğmaktadır. Bu fırsatın kaçırılması artık telafisi mümkün olmayan tahribatlara yol açacaktır. Özgürlük ve demokrasi gibi kutsallık değerlerine öncülük yapma şansı yakalanmıştır. Bunun dar örgüt çıkarlarına feda edilmesi Kürt halkına yapılacak en büyük kötülüktür. PKK'nin bencil ve diğer bir çok parti ve grubun dar çıkarlara göre hareket etmesi birlik önünde bir handikap yaratmaktadır. Bunun mutlaka aşılması gerekir. Geçmiş isyanların tümü aralarında birlik yaratmadıkları için ezildiler. Başta PKK olmak üzere bir çok parti; ulusal birlik esprisinde hayli uzak davranışlar göstermektedir. PKK herkesi düşman görerek Kürt özgürlük mücadelesini hak etmediği tarzda dünyanın hedefi durumuna getirmiştir. Şu anda neredeyse Kürt halkının tek bir dostu kalmamıştır. Büyük bir tehlike arz eden bu durumun aşılması için top yekun bir diplomasi atağına ihtiyaç vardır. Kürt halkını temsil edecek ortak bir irade yaratılmadan tecritten tamamen kurtulmak mümkün değildir.

Hem yaşanan sorunların aşılması ve hem de Kürt halkını demokrasi mücadelesinin öncü gücü olarak 21. yüzyıla taşımanın sorumluluğunu üslenmek üzere tüm yurtsever- demokrat parti ve şahsiyetleri demokratik birlik platformu etrafında buluşmaya çağırıyoruz.

Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe