Kürtler; Çatışmanın Nedeni, Çözümün Temel Belirleyici Gücüdür!
Türkiye’de yaşanan gelişmeleri ve Türk, Kürt ilişkilerini zıtların birliği yasasından daha iyi ifade edebilecek başka bir formül bulmak mümkün değildir.
Soğuk savaş döneminin bitmesinden sonra, ama özellikle günümüz koşullarında dost, düşman kavra.
Nizamettin Taş
27.12.2013 - 13:27
Türkiye’de yaşanan gelişmeleri ve Türk, Kürt ilişkilerini zıtların birliği yasasından daha iyi ifade edebilecek başka bir formül bulmak mümkün değildir.
Soğuk savaş döneminin bitmesinden sonra, ama özellikle günümüz koşullarında dost, düşman kavramının yerini giderek çıkar ilişkilerine bıraktığını görmekteyiz. Devletlerarası ilişkilerde; dostların düşman, düşmanların dost olduğu yığınca olay yaşanmaktadır.

Türkiye-Suriye ilişkilerinin önce düşman, akabinde ortak kabine toplantıları yapacak düzeyde dost ve mevcut durumda kanlı bıçaklı olmaları günümüz dünyasının ilişki mantığını çok çarpıcı bir şekilde özetlemektedir.

Şüphesiz, ittifak sisteminde meydana gelen bu radikal değişim süreci, sadece devletlerarası ilişkiler ile sınırlı değildir. İlişki ve çelişki sistematiğindeki bu değişim, başta iktidar mücadelesi olmak üzere hayatın tüm alanlarında, çok daha şiddetli bir tarzda pratiğe geçirilmektedir. Geçmişte zıt iki cephede yer alan parti ve örgütlerin, mesela, sosyalist bilinen çevrelerin faşist diye nitelendirdikleri kesimlerle hiç çekinmeden ittifaka girmeleri veya askeri vesayete karşı ortak hareket eden AKP ve Cemaatin iktidar kavgasına tutuşmalar artık sıradan ve olağan bir gelişme gibi görülmektedir.
Benzer bir tablo aslında çok daha çarpıcı bir tarzda Kemalizm, Kürt ve İslami gelenek arasındaki ilişki ve çelişkilerde gözlenmektedir.

Kemalist iktidarın cumhuriyetin kuruluş aşamasında tasfiye ettiği üç kesim vardır: Güncel tehlike oluşturduklarından dolayı Karadeniz sularında boğdurularak tasfiye edilen komünistler, isyan bahanesine sığınılarak imha, inkar ve soykırıma tabi tutulan Kürtler ve yobaz yaftası takılarak sindirilen islami kesimler.

Komünistlerin geride kalan kılıç artıkları, daha sonra iğdiş edilerek sisteme dahil edilmiş ve kemalizm esas itibariyle bu kadrolara dayanılarak topluma empoze edilmiştir. Önderlerini imha ederek hizmetine koşmak; komünistlerin yaşadığı bu feci trajedi, kemalizmin kendine has en başarılı zaferlerinden biri olarak görülmelidir. Katledilerek iktidarsızlaştırılan komünistler, daha sonra, cumhuriyet tarihi boyunca, daima korku yaratmanın basit, ancak etkili bir aracı olarak kullanılmıştır.

İslami kesim ve Kürtlerin cumhuriyet serüveni daha farklı boyutlarda seyretmiştir.

Komünistlerin işkence tezgahlarına çekilerek teslim alınması ve özellikle de Kürtlerin katliamdan geçirilmesi, aynı zamanda İslami kesimler açısında gözdağı olmuş; kan dökülerek verilen bu mesajdan dolayı, cemaatler sinerek yer altına çekilmek ve daha oportunist bir mücadele biçimini benimsemek zorunda kalmıştır.

Oportunizm; sinerek biçilmekten kurtulan islami kesimlerin sığındığı bir liman olurken, Kürtlerin, ülkelerini işgal etmek isteyen Türk devletine karşı eşitsiz koşullarda direnmekten başka bir seçenekleri kalmamıştır.

Cumhuriyetin kuruluş aşamasında ve daha sonraki süreçlerde, sistemden dışlanan bu üç kesimden, kaba hatlarıyla sol cenahın payına işkence, tutuklama ve kemalizme yaltaklanarak yamanma düşerken, irtica hareketi olarak damgalanan islami gelenekten gelen parti ve kuruluşların iktidarı doğrudan hedeflemek yerine, kaçak dövüşmeyi esas aldıkları görülmektedir. Siyasal mücadeleden vazgeçmeyen, ancak militarizmin homurdandığı her dönemde, geri çekilerek daha çok eğitim ve ekonomik faaliyetlere ağırlık veren islami hareketin, 12 Eylül askeri darbesinden sonra, taktik değiştirerek devlet kurumlarının içine sızma ve giderek ele geçirmeyi hedeflediğine tanık olmaktayız.

Amerika’nın yeşil kuşak projesinin yarattığı konjonkturel durumdan azami derecede yararlanan Cemaat ve Milli Görüş Hareketi doksanlardan sonra ana muhalefet, iki binli yıllarda ise iktidarı tümden ele geçirebilecek kadar hakimiyet kurmuştur.

Kemalist rejim tarafından tasfiye edilmek istenen islami kesimler, önce devleti ele geçirmek için ittifak yapmış, bilahare paylaşmak üzere kavgaya tutuşmuşlardır.

AKP ile Cemaat arasında başlayan kavga, farklı pek çok iç-dış nedeni bulunmasına karşın özü itibariyle bir paylaşım savaşıdır.
Kürtlerin mücadele serüveni daha değişik tarzda tezahür etmiştir. Türk devleti; sömürgeleştirdiği Kürdistan’da geliştirdiği asimilasyon ve soykırım politikasına dayanarak Kürtleri tarih sahnesinden tamamen silmek istemiş ve yirminci yüzyılın son çeyreğine gelindiğinde aslında bunu başardığına inanmıştır.

Kürdistan’ı askeri temelde işgal ederek sömürgeleştiren Türk devletine karşı, Kürtlerin, islami kesimlerin yaptığı gibi cumhuriyet kurumlarının içine sızarak, arkasından dolanarak mücadele etmesinin hiçbir bakımdan koşulları yoktu. Ya asimilasyon ve soykırıma tabi tutularak yok edilecek, ya da savaşarak kendini küllerinden yeniden var edecekti.

Kürtlerin sürdürdüğü bir diriliş savaşıdır; fakat bugün mücadelenin ulaştığı düzey, dirilmenin ötesinde, şayet birlikte yaşanacaksa, her açıdan eşit koşullarda ve tüm haklarını kazanmış olarak tarih sahnesine çıkmayı zorunlu kılmaktadır.

Cemaat ve diğer demokrasi güçlerinin desteğini arkasına alarak iktidarı ele geçiren AKP, mevcut durumda hakimiyetini kaybetmek istemiyorsa Kürt sorununu çözmekten başka bir seçeneğe sahip değildir.

Türkiye’de ilişki ve çelişkilerin temelinde her zaman ağırlıklı olarak Kürt sorunu yatmaktadır. AKP ve Cemaat kapışmasında şüphesiz iç dış pek çok değişik faktör rol oynamaktadır; lakin, sürmekte olan iktidar savaşımını Kürt sorunundan soyutlayan veya buna oturtmayan hiçbir analizin mevcut durumu ve Türkiye’nin geleceğini doğru okumaya yetmeyeceğini bilmek zorundayız. Bu kapışmadan her iki tarafın yıpranarak çıkacağı kesindir.
Mutlak iktidar olmak, ittifak yapmanın ve sorunları uzlaşı yoluyla çözmenin önünde baraj oluşturmaktadır. Gücünün zirvesine ulaşan AKP ve Cemaatin, tutuştukları iktidar savaşımında sonuç ne olursa olsun her iki tarafın yıpranarak çıkacağı ve artık Kürtleri karşılarına alarak ayakta kalamayacakları tartışmaya mahal vermeyecek tarzda açığa çıkmış bulunmaktadır.

Kürtler yaşanan iktidar kavgasını doğru okumak zorundadır. Tarafların yıpranmasına bakarak gelişmelere seyirci kalmak, nedeni olduğu bir kavganın mahiyetini kavramamak anlamına gelmektedir. İktidar kavgası tarafların niyetinden bağımsız olarak, Kürt sorunu çözülmeden Türkiye’de istikrar ve ilerlemenin artık bir daha asla yakalanamayacağını kanıtlamaktadır. İktidarı ele geçirmek veya yönetimde kalmak isteyen her güç artık Kürtlere dayanmak zorundadır. Yaşanan ve yaşanacak olan olay ve gelişmeler Kürt sorunu çözülmeden ve Kürtleri eşit ortakları olarak görmeden bundan sonra Türkiye’nin geleceğinin hiçbir biçimde garantiye alınamayacağını ispatlamaktan başka bir işleve sahip olmayacaktır.

Kürtler iktidar kavgasının sadece bir tarafı değil, aynı zamanda temel belirleyici gücüdür. İktidar mücadelesindeki stratejik rolünü görmeden, sanki kendisinden bağımsız iki gücün kavgasıymış gibi seyirci konumunda gelişmeleri seyretmek kadar yanlış bir politika olamaz. Kürtlerin tam da siyaset yapma, kendi sorunlarını çözme ve eşit ortak gibi davranma dönemi başlamıştır. Ancak bunun için Kürt cephesinden bakmaya ve sorunları bu temelde çözmeye aday öncü bir harekete ihtiyaç vardır. Kürtlerin mevcut konumu ve siyasal duruşları ortaya çıkan bu tarihsel fırsatı değerlendirmekten hayli uzaktır.

İşte asıl bunun için, Kürt sorununu yeniden formüle etmek ve geçmişi reddetmeden, yeni bir formata kavuşturmaktan başka bir seçeneğimiz kalmamıştır.

27 Aralık 2013

Botan Ahmed. N. TAŞ
Etiketler: kürdistan, kürt, kürtçe, nerina, azad