Leyla Zana, Talepler ve Üslup Üzerine
Barış girişimlerine soluk aldırtmayı hedefleyen yeni bir girişimin bu sefer Kürt cephesinden yapıldığına tanık olmaktayız. Değişik Kürt parti ve şahsiyetlerinden yükselen seslere Leyla Zana’nın katılması, çözüm girişimlerine yeni bir boyut ve anlam kazandırmıştır.
Nizamettin Taş
04.07.2012 - 00:23
Leyla Zana, Talepler ve Üslup Üzerine

Kürt sorununun çözümü konusunda girişimlerin yeniden hızlandığı görülmektedir.

Türkiye?nin artan siyasi ve askeri operasyonları ve buna karşı PKK?nın yaptığı misilleme eylemleri, bahardan bu yana ortamın bir hayli gerilmesine ve çözüm zeminini zorlayacak düzeyde tahribatların yaşanmasına neden olmuştu.

Fakat Türkiye zıt çelişkileri bir arada yaşayan çok garip bir ülkedir; tam da doksanlı yıllara yeniden dönüyoruz kaygılarının başladığı bir dönemde CHP?nin Kürt sorununun çözümü bağlamında yaptığı çıkış, hiç umulmadık bir biçimde ortamın yeniden yumuşamasına yol açmıştır. O kadar ki, PKK?nın yaptığı Oramar saldırısına rağmen hükümet geçmişe göre nispeten daha sağduyulu bir yaklaşım göstermek zorunda kalmıştır.

Barış girişimlerine soluk aldırtmayı hedefleyen yeni bir girişimin bu sefer Kürt cephesinden yapıldığına tanık olmaktayız. Değişik Kürt parti ve şahsiyetlerinden yükselen seslere Leyla Zana?nın katılması, çözüm girişimlerine yeni bir boyut ve anlam kazandırmıştır.

Şüphesiz CHP ve Leyla Zana?nın barış çabaları, kendi başlarına ve soyutlanarak ele alındığında ayırt edici hiçbir özelliğe sahip değildir. Lakin CHP?nin geçmişine ve Leyla Zana?ın Kürt mücadelesi içerisindeki konum ve ağırlığına bakılarak söz konusu girişimlerden herhangi bir anlam çıkarmamak kadar sığ ve apolitik bir yaklaşım olamaz.

CHP?nin Kürt politikasında çözüme ilişkin ciddiye alınabilecek herhangi bir talebinin olmadığı ve olamayacağını zaten biliyoruz. Onun için CHP?nin önerilerine gereğinden fazla anlam yükleyerek talepleri üzerinde tartışma yapmanın bile gereği yoktur.

Kemal Kılıçdaroğlu?nun yaptığı çıkışın önemi, CHP?nin Kürt sorununun çözümüne ilişkin yaptığı önerilerden çok, bizzat mimarı olduğu sömürgeci politikanın artık Kürdistan?da geçersiz olduğunun itiraf edilmesinden ileri gelmektedir.

CHP?nin Kürt sorununun çözümüne ilişkin niyet beyanında bulunması, Türk devletinin Kürdistan?da uyguladığı soykırım politikasının iflas ettiği anlamına gelmektedir.

CHP; Kürdistan?ı askeri, ekonomik, siyasal, sosyal her alanda işgal ederek Kürt halkını yok etmek isteyen sömürgeci politikanın esas yürütücü gücüdür. Diğer kurumlardan daha çok asıl CHP ve onun zihniyetini benimseyen askeri ve siyasi bürokrasinin yaklaşım tarzı devletin Kürt politikasına damgasını vurmuş ve sorunun çözümsüz kalmasında belirleyici rol oynamıştır.

Türkiye?de AKP dahil, hiçbir parti CHP?nin desteğini almadan, Kürt sorununu çözme şansına sahip değildir. Birçok kesim Kürt sorununun çözümünde esas engelin MHP olduğunu sanmaktadır. MHP?nin gösterdiği direnci hafife almak elbette doğru değildir. Ancak devlet aklının diğer kesimlerden daha çok Kürdistan?ı sömürgeleştiren CHP zihniyetini esas aldığı ve cumhuriyetin kuruluşundan bu yana uygulanan soykırım politikasını tüm yönetimlerin kesintisiz bir şekilde uyguladığını bilmek zorundayız.

Başta Turgut Özal olmak üzere, Kürt problemi konusunda başarısız kalan her girişimin arkasında mutlaka CHP ve onun zihniyetini temsil eden asker ve siyasi bürokrasinin çıkardığı engeller bulunmaktadır.

CHP?nin sömürgeci zihniyetinde köklü değişimlerin meydana geldiğini söylemek için zaman henüz çok erkendir. Ancak Kürtleri yok etme siyasetinin baş mimarı olan CHP gibi şoven bir partide ufak bir gediğin açılması bile sanılanın aksine son derece önemli bir gelişmedir. CHP?nin soykırım politikasını savunamaz duruma gelmesi, Kürt mücadelesinin en önemli kazanımlarından birisidir. CHP kendi iç dinamiklerine dayanarak değil, Kürt mücadelesinin başarısı karşısında inkarcı politikasından vazgeçmek zorunda kalmıştır. Kürtlerin bu değişime kayıtsız kalması, en başta kendi kazanımlarına saygısızlık anlamına gelmektedir.

Kürtlerin CHP gibi katı inkarcı bir partiyi bile değişime zorlaması, Kürt sorununu siyasal demokratik yollardan çözmenin her türlü imkanına sahip olduğunu göstermektedir. Tüm enerjinin siyasal demokratik mücadele kanallarına akıtılması halinde Kürt sorununun çözümü önünde hiçbir gücün engel çıkarmaya muktedir olmadığını CHP?nin inkarcı politikadan vazgeçmek zorunda bırakılmasından rahatlıkla anlayabiliriz.

Bunun için PKK ve BDP?nin şimdiye kadar izlediği siyaset üslubundan ve tüm olayları siyah beyaz gören formel mantığından kesinlikle vazgeçmek gerekir. BDP; TRT6 örneğinde olduğu gibi Kürt mücadelesinin en önemli kazanımlarına dahi sahip çıkamayacak kadar siyaset fukarası bir mantık yürütmektedir.

Kürtlerin yeterli görmese bile kendi emeklerinin ürünü olan her kazanıma kesinlikle sahip çıkması, ancak bununla yetinmeyerek esas taleplerini gerçekleştirmek üzere tüm güçleriyle ve hep birlikte siyasal mücadele yöntemlerine sarılmaktan başka seçenekleri yoktur.

Leyla Zana?nın son günlerde yaptığı çıkışı farklı kılan, aslında PKK taleplerinden farklı bir öneride bulunmadığı halde, BDP?nin şimdiye kadar izlediği siyaset üslubundan bariz bir şekilde ayrılan değişik bir yöntemi benimsemiş olmasından kaynaklanmaktadır.

Leyla Zana?nın, bağımsızlık taleplerinden vazgeçmesine rağmen, PKK?nın silahlı mücadeleye devam etmesinin bırakalım Kürt sorununun çözümüne katkı sunması, tam tersine çıkmaza soktuğunu belirtmesi, siyasal mücadelenin doğru adresini göstermesi bakımından son derece önemli bir tespittir.

Leyla Zana?nın yaptığı çıkışın diğer önemli bir ayağını, seçmeli ders konusunda retçi bir tutuma girmeden Kürtlerin asıl istemi olan ana dilde eğitim talebini dile getirmesidir. Şüphesiz ana dil eğitimini tüm Kürtler istemektedir. Leyla Zana?nın bu konuda belirttiği farklı bir düşüncesi yoktur. Yaklaşımını önemli kılan, öne sürdüğü talepler değil, mensubu olduğu BDP?den farklı bir siyaset üslubuna başvurmasıdır.

Leyla Zana?nın ne söylediğine değil, ne yapmak istediğine bakmak gerekir. Kürt sorunu siyasal demokratik yollardan çözülmek isteniyorsa bu çıkışın bastırılmasına ve etkisiz kılınmasına kesinlikle izin verilmemelidir. Bunun için özellikle BDP çevresinden yürekli bazı seslere daha ihtiyaç vardır. Ayrıca sivil toplum kuruluşlarının vereceği desteğin bu çıkışların ete kemiğe bürünmesinde belirleyici rol oynayacağını bilerek hareket etmesinde fayda vardır.

03/07/2012 Nizamettin TAŞ (Botan Rojhılat)
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe