‘Cumhuriyet Mitingleri’ Ordu-Milletten Katil Ulusa    

         Türkiye’nin birçok ilinde, Atatürkçü Düşünce Derneği tarafından, Cumhuriyet mitingleri düzenlendi. Sonuncusu Doğu Perinçek’in lideri bulunduğu İşçi Partisi tarafından Diyarbakır’da yapılmıştır. Sivil toplum örgütleri biçiminde örgütlenen bir dizi Kemalist dernek ve CHP tarafından organize edilen Cumhuriyet mitinglerinin, Genel Kurmay Başkanlığı’nın talimatları doğrultusunda yapıldığına dair en ufak bir kuşku yoktur. Mitinglerde katalizör rolünü esas olarak, toplum ve devletin her kademesine sızan özel harp dairesinin elemanları oynamaktadır.

         Cumhuriyet mitinglerinin laisizmin savunulması adına düzenlendiği söylenmektedir; ancak yapılan konuşma ve atılan sloganlara bakıldığında çağdaş, demokratik hiçbir içeriğe sahip olmadığı görülmektedir. Mitinglerde dile getirilen talepler, demokratik sistem ve onun yaşam biçiminin geliştirilmesini değil, tam tersine Türk devletinin tepeden tırnağa militarizme edilmesini, baskıcı, şoven bir yapının yeniden hâkim kılınmasını içermektedir.

         Türk devletinin, kuruluşundan itibaren, korku fideliğinde yetiştiğini biliyoruz. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş harcı, ‘komünizm tehlikesi,’ ‘irtica belası’ ve ‘bölücülük’ bileşiminden oluşmaktadır.

         Türk devleti; seksen yıldır, ihtiyaca göre, her seferinde bir korku ayağını ön plana çıkartarak, toplumu istediği biçimde yönlendirmektedir. Daha önce komünizm ve İran İslam devriminden sonra kimi dönem irtica tehlikesi ön plana çıkartılmasına rağmen, Türkiye’de, esas itibariyle her zaman birinci tehdit unsuru olarak Kürt sorunu görülmüştür. Laisizmin savunulması adına düzenlenen cumhuriyet mitinglerinin sonra Diyarbakır ve Şırnak illerine kaydırılması ve burada yapılan gösterilerin ‘irtica’ ya değil, ‘bölücü teröre’ karşı düzenlenmesi, Türk devletinin gerçek niyetini açığa vurması bakımından ibret verici bir tablo ortaya çıkarmaktadır.   

         Genel Kurmay Başkanlığı’nın toplumu ‘bölücü teröre’ karşı galeyana çağırması, Kürdistan’da yeni bir dönemin başladığını göstermektedir. Genel Kurmay Başkanlığının yayınladığı bildiri Kürt halkının linç edilmesinden başka bir anlam taşımamaktadır. Yapılan tartışmalar, yayınlanan bildiri ve operasyon hazırlıklarının on binlerce askeri kapsaması Türk devletinin Kürtlere duyduğu nefretin sadece Kuzey Kürdistan ile sınırlı olmadığını göstermektedir. Türk devleti ortaya çıkacak ilk fırsatta Güney Kürdistan’ı işgal etmekten çekinmeyeceğini yetkili, yetkisiz, gazeteci, asker, siyasetçi, hemen herkesin ağzından dile getirmektedir.

         Anlaşıldığı kadarıyla, Türk devleti, geleceğini Kürt düşmanlığı üzerinden sürdürmek niyetindedir.

         Türk devleti; Kürtlerin kazandığı her mevziiyi ne pahasına olursa olsun yok etmeyi kendi varlık gerekçesi olarak görmektedir. Şeyh Sait isyanından bu yana, seksen yıldır, Türk toplumunun tüm gözeneklerine şovenizm zehri şırınga edilerek Kürt halkına karşı durmadan düşmanlık körüklenmektedir. Kürt halkına karşı beslenen düşmanlık tohumları, gelinen aşamada Türkiye’nin tüm direnç noktalarını yok etmiştir. Ordu-millet kavramı etrafında toplumu militarizm kıskacına alan Türk devleti; Genel Kurmay Başkanlığının bildirisinden sonra, bir adım daha ileri atarak,  Türk ulusunu son ferdine kadar asker konumuna getirmeyi ve bu şoven-faşist çete gruplarına dayanarak Kürt halkına karşı linç girişiminde bulunmayı planlamaktadır. Ordu- millet kavramının, Türk devletinin soykırıma dayalı imha planlarını karşılamaya yetmediği anlaşılmaktadır. Türk devletinin Kürtleri linç etmek için, artık sadece ordu-millete değil, katil bir ulusa, Malatya’da kör bıçaklarla baş kesen cani bir millete ihtiyacı bulunmaktadır. Cumhuriyet mitingleri ile başlatılan ve Genel Kurmay Başkanlığının çağrısından sonra devam edeceği anlaşılan gösterilerin esas amacı, tıpkı, Almanya’da olduğu gibi, Yahudileri katleden ırkçı, faşist histeriye benzer saldırgan, katil ruhlu bir kitlenin yaratılmasıdır.

         Şüphesiz, Türk devletinin, planladığı gibi soykırım politikasını hayata geçirmesi mümkün değildir. 21.yüzyıl koşullarında, bir ulusun, Kürtlerin, asimilasyona tabi tutularak jenoside uğraması, gerçekleştirilmesi mümkün olmayan çılgınca bir tasarıdır. Ancak, Türklerin, tarihte, defalarca akıl tutulmasına yakalanarak bu tür çılgınlıklara başvurduğunu yakından biliyoruz. Enver Paşa’nın bir avuç yandaşı ile uçsuz bucaksız Orta Asya steplerini ele geçirmeye kalkışması, hangi aklın eseridir. Oysa bir delinin dahi asla yanaşmayacağı bu çılgın girişime Enver Paşa’nın hayatını adamaktan bir an bile tereddüt etmeyişini Türk tarihçileri büyük bir övünç kaynağı saymaktadır.

         Türk devletinin gerçekleşmesi mümkün olmayan planlamalar yapması Kürt halkının başına örülmek istenen belanın önemsiz olduğu ve aşıldığı anlamına gelmemektedir. Türk devletinin başarısızlığa mahkûm olması, suç konumunu hafifletmemektedir. Kürt halkı açısından önemli olan Türk devletinin Kürdistan ve onun tüm kazanımlarına karşı duyduğu gem vurulmayan derin nefret duygularıdır. Türk devletinin, Kürlere karşı duyduğu düşmanlık ve toplum içerisinde ektiği nefret tohumları geçmişten çok daha tehlikelidir. Türk devleti, Kürt halkını, zamanında, daha elinde fırsat varken neden tümden katletmediğine hayıflanmaktadır.  Geçmişten ders çıkaran Türk devletinin, Kürt direnişini ezmek için ortaya çıkacak her fırsattan yararlanacağını belirtmeye bile gerek yoktur. Bundan dolayı, Kürtler halkını, önümüzdeki dönemde linç girişimlerinden tutalım Güney Kürdistan’ın işgal edilmesine kadar bir dizi tehlike ve belirsizlik beklemektedir. 
21 Haziran 2007

Botan Rojhılat. N. TAŞ
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe