Ortadoğu Sorunu
         Ortadoğu sorununun tarihsel kökenlerini binlerce yıl geriye götürmemize rağmen mevcut sistemin kuruluşunun temelleri I.Dünya savaşından sonra atılmıştır. I.Dünya savaşının genel anlamda  dünyayı yeniden paylaşmak ve özel olarak Osmanlı imparatorluluğunu parçalamak üzere yapıldığını tarihçiler büyük bir açıklıkla kaydetmektedir.
        Sınırların yeniden çizilmesi ve bir çok devletin doğuşu anlamında I.Dünya savaşının en yıkıcı sonuçlarının Osmanlı imparatorluğunda görüldüğünü yakından biliyoruz.Savaş sonunda üç kıtaya yayılan Osmanlı imparatorluğu parçalanmış ve Türkler; başta Balkan ve tüm Arap toprakları olmak üzere, Kuzey Kürdistan hariç, işgal ettikleri bütün ülkelerden sökülüp atılmıştır.Türklerin Ortadoğu hakimiyetini kaybetmesi bu coğrafyanın yerleşik ulusları ve özellikle Araplar açısından yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur.
Nizamettin Taş
11.12.2006 - 20:15
  Kürt problemi bir Ortadoğu sorunudur. Kürdistan dört parçaya bölünmüş bir uluslararası sömürgedir. Ortadoğu sorunu, ağırlıklı olarak Filistin ve giderek daha çok bir Kürdistan problemine dönüşmektedir. Kürt sorunu çözüme kavuşmadan Ortadoğu’da nihai barışın sağlanması ve yeni bir düzenin kurulması asla olası görünmemektedir. Bundan dolayı Kürt problemini, Ortadoğu sorunundan ayrı ele almak doğru bir yaklaşım değildir. 

    l-Sorunun Tarihsel Kökeni

Ortadoğu probleminin tarihsel kökenlerini binlerce yıl geriye götürmek ve esas olarak İskender’in Doğu seferlerine bağlamak abartılı bir yaklaşım değildir. Ortadoğu’nun batı karşısında gerilemesi ve kötü kaderine yenik düşerek uygarlıklar yaratan görkemli geçmişine ters düşmesi, önce Makedon-Yunan ve bilahare Roma imparatorluğunun yüzlerce yıl süren askeri işgalinden sonra belirgin bir hal almıştır. 

    Ortadoğu halklarının; kendi medeniyetlerini gasp eden batı uygarlığına karşı, yüzyıllar sonra çok gecikmeli bir tarzda, İslam devrimi temelinde  gösterdiği en görkemli başkaldırı, ne yazık ki, aynı zamanda daha sonra hep acı yenilgilerle bitecek direnişinin tek başarılı örneği olmuştur.
İslam devrimini; bir bakıma Ortadoğu halklarının batı medeniyetine karşı kendi kimliklerini yeniden bulmak amacıyla başvurduğu son bir silkiniş harekâtı olarak değerlendirmek gerekir. Eski uygarlıklar yaratan görkemli tarihlerini bir kez daha yakalamak amacıyla girişilen bu soylu kalkışmada, özellikle Selahattin Eyübi’nin Haçlı seferlerine karşı geliştirdiği ve zafer ile sonuçlanan başarılı saldırılarında, Ortadoğu kimliğinin, çok belirgin bir tarzda ön plana çıktığı görmekteyiz. 

    Selahattin Eyübi’nin Haçlı seferlerine karşı kazandığı zafer, Ortadoğu halklarının, İslam-ı savunmak adına  geliştirdiği son kimlik savaşı olmuştur. Daha sonra gelişen Moğol saldırıları Ortadoğu’yu baştan sona  işgal ederek tam bir harabeye çevirmiş ve akabinde gerçekleşen ve neredeyse beş yüz yılı bulan Osmanlı esaretinde ise, bölge coğrafyası, kelimenin gerçek anlamında bir mezbahaya çevrilerek tarihin çöp sepetine atılmıştır.

      Ortadoğu halklarına tarihin en büyük zararını veren Osmanlı imparatorluğunun yaklaşık yedi yüz yıl süren askeri işgalidir. İslam-ı savunmak, onun kılıcı olmak adına gerçekleşen bu işgal, İran hariç, sömürgeci tahakküm altında nefes alamayan Ortadoğu halklarının batı ile aralarında zaten var olan mesafenin yüzlerce yıl daha açılmasına ve adeta tarihin tamamen dışına itilmesine neden olmuştur. 

    20.yüz yıla gelindiğinde batı uygarlığı çağdaşlaşmanın tüm normlarını yakalarken, Ortadoğu, Osmanlı imparatorluğunun esareti altında, kimliğinden yoksun, ölüm sessizliği içerisinde, tarihin dip noktalarında debelenmekteydi. 

    1.Dünya savaşı patlak verdiğinde Osmanlı sömürgeciliği tarafından posası çıkartılan Ortadoğu halklarının kendi öz dinamiklerine dayanarak çıkış yapma koşulları yoktu. Arapların Osmanlı imparatorluğuna karşı geliştirdiği direniş, kendi öz gücünden ziyade, İngiltere ve Fransa’nın verdikleri destekler sayesinde olmuştur. Bundan dolayı Ortadoğu’nun Osmanlı esaretinden kurtulması ve 1.Dünya savaşından sonra kurulan mevcut düzen, bölge halklarının iradesi sonucunda değil, tam tersine İngiliz ve Fransız emperyalizminin çıkarları doğrultusunda sömürgeci böl-yönet politikasına göre oluşturulmuştur. 

       Ortadoğu sorununun tarihsel kökenlerini binlerce yıl geriye götürmemize rağmen mevcut sistemin kuruluşunun temelleri I.Dünya savaşından sonra atılmıştır. I.Dünya savaşının genel anlamda  dünyayı yeniden paylaşmak ve özel olarak Osmanlı imparatorluluğunu parçalamak üzere yapıldığını tarihçiler büyük bir açıklıkla kaydetmektedir.
        Sınırların yeniden çizilmesi ve bir çok devletin doğuşu anlamında I.Dünya savaşının en yıkıcı sonuçlarının Osmanlı imparatorluğunda görüldüğünü yakından biliyoruz.Savaş sonunda üç kıtaya yayılan Osmanlı imparatorluğu parçalanmış ve Türkler; başta Balkan ve tüm Arap toprakları olmak üzere, Kuzey Kürdistan hariç, işgal ettikleri bütün ülkelerden sökülüp atılmıştır.Türklerin Ortadoğu hakimiyetini kaybetmesi bu coğrafyanın yerleşik ulusları ve özellikle Araplar açısından yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. 

                                                                          devam edecek ...
                                                                                                                                                   

                                                                                                                                                   
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe