Ortadoğu’nun Geleceği
Arap baharının en yıkıcı etkisini İran üzerinde göstereceği, daha doğrusu meydana gelen tüm değişim ve çatışmaların esas olarak İran İslam cumhuriyetini hedeflemek amacıyla yapıldığı artık sır olmaktan çıkmış ve somut bir olguya dönüşmeye başlamıştır.
Nizamettin Taş
13.10.2012 - 04:14
Ortadoğu?nun Geleceği

?Arap Baharı?nın; sömürgeci böl-yönet politikasına göre dizayn edilen Ortadoğu coğrafyasının suni bir şekilde çizilen sınırlarını yıkması ve halkın başına karabasan gibi çöken tüm dikta rejimlerini tasfiye ederek gelişmesini önleyebilecek hiçbir kuvvet bulunmamaktadır. Çok gecikmelide olsa, tarih bu kez şaşmaz bir şekilde hükmünü icra edecek ve Ortadoğu küllerinden kendini yeniden yaratmasını bilecektir. Şüphesiz bu sürecin daha uzun bir dönemi kapsayacağı ve yıkıcı etkisinin ön görülenin çok ötesine varacağını tahmin etmek için kahin olmaya gerek yoktur.

Arap Baharının boy gösterdiği coğrafya geçmişte Osmanlı İmparatorluğunun denetiminde bulunan topraklardı. Bu coğrafya, geçmişten çok daha köklü bir şekilde yeniden düzenlenmeye çalışılmaktadır. Oldukça yıkıcı ve çatışmalı geçmesi beklenen değişim hareketinin dikta rejimlerini devirmekle sınırlı kalmayacağı ve kaçınılmaz olarak Ortadoğu?nun üzerinde şekillendiği tüm dengeleri alt üst edeceği daha şimdiden görülmektedir.

Ortadoğu?nun saç ayaklarını ağırlıklı olarak İsrail, Mısır, Suriye, Türkiye ve İran devletleri teşkil etmektedir.

Arap baharı daha şimdiden Mısır?daki Mübarek rejimini devirmiş ve Suriye?de yıkıcı bir iç savaşa dönüşmüştür.

Suriye?de meydana gelen iç savaşın giderek Lübnan ve Ürdün?ü kapsayacağı ve eninde sonunda Filistin?e sıçrayarak bir biçimiyle İsrail?i bu sürece dahil edeceği kesindir.

İsrail Filistin sorununu çözmeden ne istikrar kazanabilir ve ne de kendisini düşman Arap devletlerinin kuşatmasından kurtarabilir.

İsrail Arap baharının etkilerini savuşturmak istiyorsa kaçınılmaz olarak Filistin sorununu çözmek zorundadır. Yoksa Ortadoğu?daki değişimden en büyük darbeyi İsrail devletinin alacağı kesindir.
Benzer biçimde bütün dikta rejimleri devrilirken Suudi ve Körfez krallıklarının hiçbir değişim yaşamadan ayakta kalmaları mümkün değildir. Bu köhnemiş rejimler ya yumuşak bir geçişle demokrasiye evirilecek ya da devrilmek zorunda kalacaklardır.

Ortadoğu?nun köklü bir değişimden geçtiği yeni koşullarda Suudi Krallığı ve Körfez emirliklerinin korunması artık Amerika ve Avrupa devletlerinin de çıkarlarına değildir.

Arap baharının en yıkıcı etkisini İran üzerinde göstereceği, daha doğrusu meydana gelen tüm değişim ve çatışmaların esas olarak İran İslam cumhuriyetini hedeflemek amacıyla yapıldığı artık sır olmaktan çıkmış ve somut bir olguya dönüşmeye başlamıştır.

İran giderek kuşatılmaya alınmaktadır. Bölge çapındaki dayanakları aşıldıktan sonra esas nihai kapışma İran üzerinde gerçekleşecektir.

Zaten daha şimdiden Ortadoğu?da meydana gelen çatışmanın giderek bir suni Şia savaşına dönüştüğünü görmekteyiz.

Şia cephesinin başını İran İslam cumhuriyeti çekerken, suni cenahın sözcülüğüne Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan soyunmuş bulunmaktadır.

Lübnan, Kürdistan ve Suriye?de meydana gelen çatışma ve çekişmeyi doğrudan Türk, İran kapışması olarak okumakta hiçbir sakınca yoktur.

Arap devletlerine göre Türkiye nispeten daha demokratik standartlara sahip olduğu için halk ayaklanması ile karşılaşması pek olası görünmemektedir. Ancak bu Türkiye?nin kendisini Arap baharının yıkıcı etkisinden kurtaracağı anlamına gelmemektedir. Nitekim daha şimdiden Suriye?de meydana gelen iç savaşın doğrudan bir tarafı durumuna gelmiş ve muhalefet güçlerini destekleyerek aslında bir biçimiyle kendisini fiilen savaşın içine çekmiştir.

Ortadoğu coğrafyası önümüzdeki dönemde daha çok suni ve Şia görüntüsüne bürünen fakat özü itibariyle Türk, İran rekabetine dayanan keskin bir cepheleşmeye gidecektir. Bu cepheleşmede suni Arap alemi, Amerika ve Avrupa Türkiye?nin yanında yer alırken, Irak?ın Şia kesimi, Suriye devleti, Lübnan Hizbullah?ı, ve kısmen Rusya ve Çin devletleri ise İran?ın yanında saf tutmaktadır.

Bu saflaşmada genel olarak Şia cephesi ve özel olarak İran İslam cumhuriyetinin kaybetme olasılığı hayli yüksek görünmektedir.

Ortadoğu halklarının demokrasi, ekonomik kalkınma ve özgürlüğe ihtiyacı vardır. İran gibi çağ dışı bir rejimin diktatör destekçilerine dayanarak halkların demokrasi ve özgürlük taleplerine cevap vermesi mümkün değildir. Onun için zor ve hayli yıkıcı da olsa eninde sonunda İran İslam cumhuriyetinin bir biçimiyle aşılmasına ihtiyaç vardır ve her halükarda aşılacağı kesindir.

Suni, Şia çatışmasında Türkiye?nin avantajları İran ile kıyaslanmayacak düzeyde yüksektir. Lakin Türkiye?nin Arap devletleri ve batının desteğini arkasına alarak rekabete kalkışması kolay bir zafer kazanacağı ve ilerde bölgesel bir güç olarak Ortadoğu?ya liderlik yapacağı anlamına gelmemektedir.

Her şeyden önce bu cepheleşmenin sonsuza dek sürme olasılığı yoktur ve İran sorunu devreden çıktıktan sonra Türk Arap rekabetinin yeniden baş göstermesi ve sınıf çelişkilerinin artması temelinde Ortadoğu?nun yeni bir mevzilenmeye gitmesi kaçınılmaz olarak devreye gidecektir.

Ayrıca bu cepheleşmede Türkiye?nin el ve ayaklarını bağlayan Kürt sorunu gibi devasa bir engel bulunmaktadır. Türkiye Kürt sorununu çözmeden kalıcı hiçbir başarı elde edemez. Türkiye Arap baharının sonuçlarından azami bir şekilde yararlanarak bölgesel bir güç olarak tarih sahnesine çıkmak istiyorsa mutlak anlamda Kürt sorununu çözmek zorundadır.

Türkiye; önümüzdeki dönemde ya Kürt problemini çözerek bölgesel bir güç olarak Ortadoğu?nun kaderine olumlu anlamda hükmeden lider bir ülke durumuna gelecek, ya da şoven militarist bir yapının egemen olduğu ve aynı zamanda AKP?nin de sonunu getirecek, belirsiz ve felaketlerle dolu maceracı bir girdaba doğru sürüklenecektir.

Türkiye?nin hangi yola sapacağını, AK Parti?nin, Kürt sorununa göstereceği yaklaşım tarzı belirleyecektir.

13 -10- 2012
Botan Rojhılat
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe