Taksim Olayları
Muhalefetin yokluğundan cesaret alan hükümetin kendini artık tam da kadiri mutlak ilan ettiği ve bunun keyfi uygulamalarına başladığı bir dönemde Taksim’de başlayan gösteriler Türkiye’nin geleceğini yepyeni bir mecraya taşımıştır.
Nizamettin Taş
08.06.2013 - 14:36
Taksim Olayları

Taksim?de başlayan ve Türkiye?nin birçok şehrine yayılan toplumsal gösterilerin en çok AK Parti ve hükümetini şaşkına çevirdiği görülmektedir. Türk hükümetinin günün birinde kendisine karşı herhangi bir ayaklanmanın gerçekleşebileceğini hiç tahmin etmediği anlaşılmaktadır.

Muhalefetin yokluğundan cesaret alan hükümetin kendini artık tam da kadiri mutlak ilan ettiği ve bunun keyfi uygulamalarına başladığı bir dönemde Taksim?de başlayan gösteriler Türkiye?nin geleceğini yepyeni bir mecraya taşımıştır.

Yanlış anlaşılmasın, Türkiye?de başlayan gösterileri Arap baharına benzetmek ve gerçekleşmekte olan ayaklanmayı klasik anlamda devrim olarak algılamak abartılı bir yaklaşımdır. Türkiye?de bu tarzda bir devrimin gerçekleşme koşulları yoktur ve geçmişte denenen tüm direnişlerin eninde sonunda yenilgiyle sonuçlanması, değişim ve dönüşümün bambaşka bir tarzda gerçekleşeceğini göstermektedir.

Türkiye?nin koşulları, Kürt sorununun çözümünde olduğu gibi, farklı bir kulvarda seyretmektedir. Fakat Türkiye?deki değişim ve dönüşümün kendine has karakteristik özellikler taşıması, onun dünya ve özellikle de bölge ve Kürdistan?daki gelişmelerden bağımsız, kendi başına ve ayrıksı bir karakter taşıdığı anlamına gelmemektedir.
Tam tersine, Türkiye?de meydana gelen en ufak bir yaprak kıpırdaması dahi, bölge ve özellikle de Kürdistan?daki gelişmelerin doğrudan bir sonucu olarak gerçekleşmektedir. Gelişmeleri bundan bağımsız değerlendiren her yaklaşımın, sadece yanlış değil, aynı zamanda Ortadoğu ve Kürdistan?da başlayan değişim sürecinin tarihi ve toplumsal dinamiklerini yeterince okuyamadığı anlaşılmaktadır.

***
Farklı gösterilmesine karşın, Türkiye cumhuriyeti, tıpkı diğer Arap devletleri gibi, birinci dünya savaşından sonra sömürgeci böl-yönet politikasına göre şekillenmiştir.

Türkiye cumhuriyeti; Ortadoğu?da şekillenen statükonun hem etkili bir parçası ve hem de Kürdistan?ın bölünüp parçalanmasında ve Kürtlerin inkar edilmesinde en az İngiltere ve Fransa kadar uğursuz ve belirleyici bir rol oynamıştır.

Tarihi, toplumsal ve güncel pek çok farklı nedeni bulunmasına rağmen, Arap Baharı, özü itibarıyla 21. yy koşullarında artık aşılan ve kesinlikle tarihin çöp sepetine atılması gereken Ortadoğu?daki mevcut statüko ve onun çağ dışı, gerici rejimlerine karşı bir isyan niteliği taşımaktadır.

Arap baharının henüz çağla bütünleşmeyen ve ağırlıklı olarak İslami karakter taşıyan niteliğine bakarak, Ortadoğu?da başlayan değişim sürecini ve onun nihai sonucunu yanlış okumak kadar sübjektif bir değerlendirme olamaz.

Ortadoğu?daki değişim süreci, hayli zor ve kanlı geçeceğe benzemektedir. Ancak başlayan süreç suyun eninde sonunda yatağını bulması gibi mutlaka tarihsel rotasına girecek ve çağla bütünleşerek barış, demokrasi ve özgürlüğün egemen olacağı bir coğrafyanın doğuşuna tanıklık edecektir.

Savaş istenen bir durum değildir; lakin, Ortadoğu?nun artık kangren haline gelmiş sorunlarının kökünden sökülüp atılmasında ve üstü örtülen tüm çelişkilerin, aşılmak üzere, olanca açıklığıyla kendisini gündeme taşırmasında çözücü bir rol oynamaktadır.

Arap devletlerinde başlayan iç savaş ve buralarda yaşanan barbarlık olayları Ortadoğu?da meydana gelen değişimin sadece kirli yüzünü yansıtmaktadır. Ancak Ortadoğu gerçekliğini sadece bundan ibaret görmek son derece yanıltıcı ve asıl geleceği temsil eden toplumsal dinamiklerin göz ardı edildiği anlamına gelmektedir.
Kürdistan Ulusal Kurtuluş mücadelesi; coğrafyamızda başlayan değişim ve dönüşüm sürecinin öncü gücü ve modern yüzü olarak, Ortadoğu?yu nasıl aydınlık bir geleceğin beklediğini mükemmel bir şekilde kanıtlamaktadır.

***
Her ülkenin farklı koşullarından dolayı değişik tarzda gündeme gelen değişim dalgasından Türkiye gibi Ortadoğu?daki mevcut statükonun oluşumunda ve savunulmasında belirleyici düzeyde rol oynamış bir ülkenin etkilenemeyeceğini savunmak, tarihi ve toplumsal yasaların gelişiminden bihaber olmak demektir.

Türkiye tahmin edilenin çok ötesinde Ortadoğu?daki gelişmelerden etkilenmektedir. Türk devletinin diğer Arap ülkeleri karşısında görece daha demokratik görünmesi, Ortadoğu?yu savaş girdabına sokan çelişkilere sahip olmadığı anlamına gelmemektedir. Bu yanıltıcı görüntüden dolayı, olaylar patlak verdiğinde dünyada pek çok çevre Türkiye?de meydana gelen gelişmelere bir anlam veremezken, kuruluşundan bu ana hiçbir sorun ve çelişkinin varlığını kabul etmeyen Türk devleti ve onu temsil eden hükümetin adeta şoka girdiğine tanık olmaktayız.

Hükümetin yaşanan olaylar karşısında şoka girerek lal olması, Türk devletinin inkarcı politikasının bir sonucudur. Türk devletinin suç dosyası diğer Arap devletlerinden hiç de aşağı değildir. Türk devleti; geçmişte işlediği suçların üstünü, şimdiye kadar, Kürdistan?da sürmekte olan savaşa dayanarak örtmeyi başarmıştı. Fakat Kürlerin savaştan vazgeçerek siyaset silahına sarılması, bir anda Türk devletini geçmişte işlediği tüm suçların hesabını verme ve inkar ettiği ve zorla bastırmaya çalıştığı tüm sorunların olanca çıplaklığıyla deşifre edilerek gündeme taşırılmasına neden olmuştur.

Savaşın varlığını örttüğü ve militarist şoven yapının anlaşılmasını imkansız kıldığı tüm sorun ve çelişkiler, şimdi bumerang gibi dönüp dolaşıp sistemi vurmaya başlamıştır.

***
Türkiye?nin başta Kürt sorunu olmak üzere, çözümü bekleyen tarihsel ve güncel pek çok stratejik problemi bulunmaktadır.

Her şeyden önce Türk devletinin soykırım tarihine dayanan kanlı bir geçmişi vardır. Kürt, Ermeni, Rum, Süryani ve daha birçok etnik azınlığa karşı işlediği suçları telafi etmeden, bunlarla yüzleşmeden bırakalım demokratik sistemi yaşatması, istikrarlı bir geleceği yakalaması bile tartışmalıdır.

Türkiye; aslında, Ortadoğu?yu çelişki ve çatışmanın girdabına sürükleyen tüm sorunları bünyesinde taşımaktadır. Sadece etnik sorunlar değil, aynı zamanda dini ve özellikle mezhepsel çelişkiler önümüzdeki dönemde önemli bir çatışma potansiyeli oluşturmaktadır. Kadına karşı cinsiyetçi ayrımcılık, sınıflar arasındaki hoşnutsuzluk, ekonomik ve çevre sorunları ve en önemlisi devlet tarafından militarize edilen toplumun hala demokrasi kültüründen yoksun, güdülmeye hazır ve adeta özgürlük karşıtı otoriter duruşu önümüzdeki dönemde sorun olmaya devam edecektir.
Türkiye şimdiye kadar tüm bu ve buna benzer sorunları yok saydığı ve başta Kürtler olmak üzere diğer tüm etnik ve özellikle de Alevilere karşı bastırma girişiminde bulunduğu için problemler- Kürt direnişi dışında- pek gündeme gelmiyordu. Türk devletinin kendisini diğer Arap devletlerinden farklı olarak demokratik bir ülke gibi göstermesi, tüm bu sorunların hem anlaşılmasında ve hem de çözülmesinde oldukça ciddi bir handikap oluşturmaktaydı. Arap baharı ve özellikle de PKK?nin silahlı mücadeleye son vererek siyasal arenaya dönmesi bir anda Türk devletini suçüstü yakalamış, gizlenen, bastırılan ve yok sayılan tüm problemlerin alenen açığa çıkmasına neden olmuştur. Kral çıplak misali, aslında şu anda en çok Türk devletinin suçüstü yakalanan ve durmadan hasıraltı edilen pisliklerinin apaçık ortaya çıkan tablosunu yansıtmaktadır.

***

Ortadoğu?da yaşanan tüm sorunları bünyesinde barındıran Türkiye, problemlerin çözümü konusunda, Arap devletlerinden farklı bir konuma sahiptir.

Demokrasiden yoksun oldukları için Arap devletlerinde sorunların çözümü ağırlıklı olarak savaş temelinde gerçekleşmektedir. Buna karşılık Türkiye, nispeten sahip olduğu demokratik kurum ve işleyişten dolayı problemleri siyasal, barışçıl yollardan çözmenin imkanlarına sahiptir. Fakat geçmişte yaptığı gibi sorunları zorla bastırmaya ve yok etmeye kalkışır ve şimdi Taksim olaylarında başvurduğu şiddet yöntemlerini ısrarla devrede tutmaya devam ederse, o zaman olaylar çığırından çıkar ve tıpkı Arap baharının yaşandığı Arap ülkelerine benzer bir tablonun ortaya çıkması kaçınılmaz olarak gündeme girecektir.

Görüldüğü üzere, her ne kadar Türkiye?de gerçekleşmekte olan olayların, Arap baharı ile doğrudan bir bağlantısı bulunmasa dahi, yaşanan gelişmeleri tarihsel açıdan bundan ayrı ele almak son derece yanlıştır.

***
Taksim olayları, her şeyden önce ve bundan sonra Kürtlerin, Türkiye?nin geleceğini belirleyecek düzeyde, kader tayin edici bir konuma geldiğini göstermektedir. Türk devleti artık Kürtlerin onay ve iradesi olmadan geleceğe dönük hiçbir gelişme sağlayamaz.

Gösteriler bir kez daha şu gerçeği bütün çıplaklığıyla ortaya çıkarmıştır. Yakın planda, hükümete karşı muhalefet konumunda olan CHP ve MHP?nin iktidar alternatifi olmaları mümkün değildir. Ancak olaylarda çarpıcı bir başka gerçek daha ortaya çıkmış ve Türkiye?de iktidarın kaderi, artık ağırlıklı olarak Kürtlerin iradesine bağlanmıştır.
Kürtlerin Taksim olaylarında ağırlığını koyması halinde hükümetin bu tarzda direnemeyeceğini bütün veriler açık bir şekilde göstermektedir. Hükümetin geleceği tamamen Kürtlerin alacağı tavra göre belirlenecektir.

Kürtlerin bu yeni pozisyonu, parlamentoda azınlık oluşturmalarına karşın sokakta ana muhalefet konumuna yükseltmektedir. CHP?nin ana muhalefet partisi olmaktan çıktığını ve Kürtlerin bu boşluğu doldurması halinde temel muhalefet gücü durumuna geldiğini Taksim olaylarından daha iyi kanıtlayacak bir örnek olamazdı.
Kürtlerin illegal mücadele geleneğini bir tarafa bırakarak ana muhalefet gücü olarak siyaset yapma dönemi gelmiştir. Kürtler; sonuç alıcı bir tarzda ve ana muhalefet gücü olarak siyasal demokratik mücadelenin nasıl verilmesi gerektiğine dair her türlü imkan ve kabiliyete sahiptir. Bunu kanıtlamak ve rüştünü ispat etmek açısından Türkiye ve Kürdistan oldukça elverişli bir zemin oluşturmaktadır.

Kürtler bir daha asla şiddete bulaşmadan ve meşru zeminde kalarak kimden gelirse gelsin olumlu her gelişmeyi destekleyecek tarzda yapıcı ve çözümleyici bir rol üslenmelidir. Ancak süreci baltalayan, barış, demokrasi ve özgürlükler önünde engel teşkil eden her tutuma karşı halkın yanında yer alarak ve mücadeleye öncülük yaparak ana muhalefet konumuna yükselmelidir. Türkiye?de yükselmekte olan direnişin Ergenekon ve ulusalcılara bırakılması, sadece demokrasiye değil, aynı zamanda Kürtlere zarar verme riskini taşımaktadır. Türklerin şoven militarist zihniyetin etkisinden kurtulması ağırlıklı olarak Kürtlerin mücadelesine bağlıdır. Lakin Kürtlerin bu konuda ikna edici olmaları açısından öncelikle tekçi zihniyetten kurtulmaları, çoğulcu demokratik anlayışı özümsemeleri gerekmektedir. Şayet bu konuda Kürtler mevcut konumlarını aşar ve gerçekten öncülük vasıflarına uygun bir davranış ve pratik geliştirmeyi başarırsa, işte o zaman sadece Türkiye?de demokratik mücadelenin zaferi değil, aynı zamanda Kürt sorununu siyasal demokratik yollardan çözmenin kapısı ardına dek açılmış olacaktır.

8. 6. 2013 Nizamettin TAŞ (Botan Rojhılat)
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe