Ahmedi Necat’ın kriz yaratan konuşmalarından sonra, aklıma; Saddam rejiminin devrilmesinden birkaç yıl önce, Amerikan’ın Irak’a müdahale ihtimalinin tartışıldığı bir dönemde İran’lı yetkililerle yaptığımız görüşme geldi. Görüşmede; PKK ve İran’ı ilgilendiren konuların dışında daha çok müdahale ihtimali üzerinde durmuştuk. İran’lı yetkili; Amerika’nın Irak’a müdahale ihtimalini çok düşük görüyor ve karadan operasyon yapması halinde kesinlikle yenileceğini iddia ediyordu. Uzun bir savaş deneyimine sahip olan Irak ordusunun son yıllarda çok güçlendiği ve Amerika’yı Vietnam’daki yenilgiden beter edeceğini söylüyordu. ‘Bunları hangi verilere dayanarak söylüyorsunuz’ diye sorduğumuzda ellerindeki istihbarat bilgilerini kanıt göstermişti. Oysa ellerindeki bilgiler teknik açıdan doğru, ancak -ordunun manevi durumunu dikkate almadığı için- analiz bakımından yanlıştı. Kendilerine; ‘Biz Irak’ta kalıyoruz. Ordunun moral durumu çok düşük ve teknik açıdan oldukça donanımsızdır. Milyonlarca askerin silahlandırılması askeri başarı için yetmez, Irak kendini savunmak istiyorsa öncelikle stratejisini değiştirmeli ve demokratik açılımlar ile birlikte Kürt sorununu mutlaka çözmelidir’ biçiminde özet bir cevap vermiştik. İran heyetinin hesabına gelmediği için bu tür bir savunma stratejisine pek aklı yatmayan yetkili konuyu geçiştirerek yeniden Irak ordusunun güçlülüğünden dem vurmaya başlamıştı.


         çok ilginçtir. Daha sonra Irak ve Suriye yetkilileri ile yaptığımız ayrı görüşmelerde, neredeyse aynı kelimeler kullanılarak ‘Irak ordusunun çok güçlü olduğu ve Amerika’nın saldırması halinde ağır bir yenilgiye uğrayacağından en ufak bir kuşkularının olmadığını’ söylemişlerdi. İran, Irak ve Suriye yetkililerinin hiç birisinde Irak ordusuna duyulan kör inancın dışında en ufak bir savunma stratejileri yoktu. Kendi ülkelerinin savunması için dahi olsa, akıllarına; en ufak bir demokratik açılım ve Kürt sorununun çözümüne ilişkin tek bir düşünce kırıntısı bile gelmiyordu. Yönetimin kilit noktalarında yer aldığını sandığımız Irak’lı bir generalin ülke savunmasına ilişkin yaptığı değerlendirme hepimizi dehşete düşürmüştü. Konunun öneminden dolayı, bir arkadaş, yemek başında ‘demokratik açılımlar olmadan ve Kürt sorunu çözülmeden Amerika’ya karşı kendilerini korumalarının mümkün olmadığını’ tekrarladı. Durmadan aynı çözüm önerisinin tekrarlandığını gören Irak’lı general daha fazla dayanamadı ve yerinden kalkarak konuşan arkadaşın omzuna elini koydu. ‘Refik C…sen canını sıkma. Amerikan ordusu geldiğinde, askerlerini yakalayarak kebap yaptığımız şişlere geçirir ve ateşte kızartarak televizyonda gösteririz. Ondan sonra hepsi korkudan kaçmak zorunda kalır. Biz keyfimize ve yemeğimizin tadına bakalım’ dedi. önce generalin şaka yaptığını sandık. Sonra ayrıntılara girince inanarak konuştuğunu anladık. Bu kadar sığ ve ülke savunmasını lümpen bir kabadayı gibi düşünen general ve diğer heyet üyelerine söyleyecek lafımız kalmamıştı.


          Irak ordusu Amerikan güçleri karşısında yirmi gün bile dayanmadı. Yıllarca Kürt ve kendi halkına kan kusturan BAAS rejimi ve onun katliamcı ordusunun utanç verici çöküşünü gördükten sonra aslında bir kez daha İran ve Suriye yetkililerini görmek isterdim. Gerçi; İran cumhurbaşkanı ve diğer yetkililerin yaptıkları konuşmalara baktıktan sonra görüşmeye pek gerek kalmadı. ömrü tükenen ve tamamen gereksizleşen İran ve Suriye rejimlerinin Saddam’ın akıbetinden ders almak şurada dursun tam tersine burunlarının dikine gittikleri görülmektedir. Türkiye, İran ve Suriye devlet yetkililerinin gözünü, tıpkı Saddam gibi sadece Kürt düşmanlığı karartmış bulunmaktadır. Onun için bunlardan sağlıklı bir bakış açısına sahip olmalarını beklemek büyük bir yanılgıdır. Başta İran ve Suriye olmak üzere birçok devlet Saddam’ın izinden gitmekte son derece kararlı görünmektedir. öyle anlaşılıyor ki Irak’taki direniş bir kez daha bölgenin statükodan yana güçlerini yanılgıya sürüklemektedir. Oysa çok bel bağladıkları Irak’taki direnişin hiçbir geleceği yoktur. Bu insanlık dışı direnişe bel bağlayanların sonu Saddam rejiminden çok daha beter olacaktır. İran devletinin sergilediği tutum denizde boğulmak üzere olanın yılana sarılmasından farklı bir davranış değildir. İran cumhurbaşkanının ikide bir tehditler savurması bu gerçeği değiştirmeye yetmeyecektir.


         Saddam Hüseyin’in Irak’ın başında bulunması gibi Mahmut Ahmedi Necat’tın İran liderliğine soyunması Kürt halkı açısından büyük bir şanstır. Bu günlerde Ahmedi Necat’tın başına bir kaza-belanın gelmemesi için Kürt halkının aslında dua etmesi gerekir. İran’ın başında akıllı bir liderin ve Suriye’de ‘reformcu’ bir yönetimin bulunması Kürt halkının aleyhinedir. İran ve Suriye yönetimlerinin mevcut durumu bir dış müdahaleyi kaçınılmaz kılmaktadır. Kürdistan’ı sömürgeleştiren devletlerin kendi öz dinamikleri ile Kürt sorununu çözmeleri mümkün değildir. Dış müdahale olmadan Kürt halkının özgürlüğü çok zor görünmektedir. Kürt halkı tarihsel açıdan son derece iyi bir fırsat yakalamış bulunmaktadır. Türkiye, İran ve Suriye yönetimlerinin önünde hiçbir dış müdahaleye maruz kalmadan problemlerini çözme imkânı bulunmasına rağmen, Kürt düşmanlığından dolayı tersi istikamette ilerlemeye devam etmeleri, Kürt ulusunu demokrasi güçlerinin stratejik müttefiki durumuna getirirken söz konusu ülkelerin şoven yönetimlerini topun ağzına atmaktadır.


         Kürt halkının direniş ve desteği olmadan başta İran ve Suriye rejimleri olmak üzere bölgenin gerici rejimlerinin değişmesi mümkün değildir. Kürt halkının güneyde olduğu gibi Kürdistan’ın diğer parçalarında ortaya çıkan bu elverişli şartları çok iyi değerlendirmesi gerekir. Bu konuda güneyin deneyimleri zengin bir tecrübe kazandırmaktadır. Güneyde ileri düzeyde mevzilerin kazanılmasının birinci nedeni PDK ve YNK’nin ittifak yapmasıdır. Güneyli partiler güçlerini birleştirdikleri için devlet düzeyinde bir statü elde etmiş bulunmaktadır. Kürdistan’ın diğer parçalarının ortaya çıkan tarihi fırsattan yararlanması için yapması gereken en acil görev hiçbir bahaneye sığınmadan, tıpkı güneyde olduğu gibi, güçlerini birleştirmeleridir. Kürdistan’da mevcut partilerin hiçbirisinin PDK-YNK arasındaki düşmanlıktan daha derin çelişkileri yoktur. Birbirlerinden binlerce peşmerge vurmalarına rağmen bu gün tek bir yönetim oluşturma iradesi gösteren Güneyin deneyimleri karşısında diğer parçalardaki partilerin güçlerini birleştirmemeleri konusunda ileri sürebilecekleri hiçbir neden yoktur. Ne yazık ki en çok güçlerini birleştirmesi gereken yurtsever güçler; kuzey, doğu ve güney-batı Kürdistan’da irili-ufaklı onlarca partiye bulunmuş durumdadır. Programlarına bakıldığında aslında aralarında neredeyse hiçbir farkın bulunmadığı birçok parti ve grubun izahı mümkün olmayan nedenlerden dolayı durmadan bölünmeleri ya da güçlerini birleştirmekten abuk-sabuk gerekçeler öne sürerek kaçınmaları, Kürt halkına altın bir tepside sunulan tarihi birçok fırsatın kaçmasına neden olmaktadır.
          Yurtsever demokratik güçler açısından tam bir sorumsuzluk örneği sayılması gereken bölünmüşlük durumunun daha fazla sürüncemede bırakılmadan bir an evvel telafi edilmesi gerekmektedir. Kürt halkının ulusal birliğini sağlamaktan başka bir çözüm yöntemi yoktur. Bu konuda vahim bir durum yaşanmasına rağmen, son dönemlerde, kısmen umut veren bazı gelişmeler meydana gelmektedir. özellikle Diyarbakır’da yapılan toplantının ardından bir yürütme konseyinin oluşturulması ve bu oluşumun neredeyse tüm yurtsever güçleri kapması olumlu bir adımdır. Birlik çalışmalarının Diyarbakır’a kaydırılması ve merkezi bürosunun burada açılması apayrı bir önem taşımaktadır. Şimdi yapılması gereken; bu oluşumun sekteye uğratılmadan devam ettirilmesi ve şartları olgunlaştığında legal bir partiye kavuşturulmasıdır. Legal partinin kurulması ihmal edilmemesi gereken bir çalışmadır. Ancak birlik çalışmalarını sadece legal partinin kurulması ile sınırlandırmak marjinal bir yaklaşımdır. Kürt sorununun çözümü siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel her sahayı kapsamak zorundadır. Birlik çalışması içerisinde olan hareketlerin bu gerçeği dikkate alarak yaşamın tüm alanlarına müdahale etmesi ve buna göre bir örgütsel çalışma içerisinde bulunması büyük önem taşımaktadır. Bunun için başta yurtsever İslamcı kesimler olmak üzere ulusun tüm unsurlarını bu hareketin içerisine çekilmesi ve mutlaka kitleselleşmenin hedeflenmesi gerekir. Kitle gücünün kazanılması için halka güven vermek ve sorunların çözüm yöntemlerini somut olarak göstermekten başka çare yoktur. Halk şehit verdiğinde, direniş yaptığında, sorunlarını çözmek istediğinde öncülerini yanı başında görmek ister. Yurtsever hareketin her şeyden önce buna dikkat etmesi ve taşıdığı sorumluluk gereği öncülük görevlerini mutlaka yerine getirmesi gerekir. Yeni oluşumdan halkın esas beklentisi budur.
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe