Ulusal Mücadele Tarihimiz Üzerine Notlar -4-
PKK’nin Güney Kürdistan yerine geri çekilme sahası olarak Filistin sahasını tercih etmesi, gerilla gücünün ülke toprakları üzerinde hazırlanmasını zaafa uğratmış ve ulusal bilinçle yoğrulmasını önleyerek çarpık ve kesinlikle yurtseverlikle bağdaşmay.
Nizamettin Taş
16.05.2014 - 10:30
PKK’nin Güney Kürdistan yerine geri çekilme sahası olarak Filistin sahasını tercih etmesi, gerilla gücünün ülke toprakları üzerinde hazırlanmasını zaafa uğratmış ve ulusal bilinçle yoğrulmasını önleyerek çarpık ve kesinlikle yurtseverlikle bağdaşmayan Arap milliyetçiliği yandaşı bir anlayışın benimsemesine neden olmuştur. Filistin devriminin tarihine bakıldığında antiemperyalizm kisvesi altında aslında Arap milliyetçiliğinin ötesine varmayan bir yaklaşıma sahip olduğunu görmekteyiz. Nitekim onlarca yıl sonra, Rojava’da Kürd baharının gelişmesi karşısında olumsuz tepki verenlerin başında Filistin devlet başkanı Mahmut Abbas gelmiştir. ‘ Suriye’de Kürt devleti kurulursa, bu bütün Araplar ve Ortadoğu için büyük bir tehlikedir’ diyen Mahmut Abbas’ın görüşleri, aslında Filistin örgütlerinin ağırlıklı bir bölümünün daha devrimin başından itibaren benimsediği düşüncelerdir.
Filistin devrimi uğruna onlarca gerillanın kanının dökülmesi yetmezmiş gibi, bir de İsrail ve ABD düşmanlığının yapılması, Kürdistan’ın dünyadan tecrit edilmesi ve PKK’nin terör listesinde bulunmasının başlıca nedenidir. Abdullah Öcalan’ın yakalanmasında İsrail devletinin belirleyici rolü vardır ve aslında Kürtleri hiçbir biçimde düşman görmek istemeyen İsrail’in olumsuz tutum takınmasına PKK’nin bu anlamsız duruşu neden olmuştur.

PKK’nin güçlerini Filistin’e çekmesi, aynı zamanda BAAS türü bir partinin şekillenmesine yol açmıştır. Henüz partileşmenin başlangıç aşamasında olan PKK, özellikle BAAS partisinin liderlik anlayışından ve sorunları ele alış biçiminden oldukça etkilenmiştir. Bütün etkinliklerde atılan ‘bi can, bi xwîn, em bı terêne ey serok’ sloganı Hafız Esat ve Saddam Hüseyin’den emanet alınan çalıntı bir slogandır. PKK; BAAS tarzında örgütlemiş, otoriter liderlik anlayışı, hatta bireysel davranış biçimini bile ağırlıklı olarak her iki liderden kopya etmiştir. Kadro ve yöneticilerin saatlerce ayakta bekletilmesi, başkasına konuşma hakkının tanınmaması, muhaliflerin tasfiye edilmesi vb. hemen her alanda bu parti ve liderlerinin davranışları örnek alınarak hareket edilmiştir.

PKK’nin, hazırlık çalışmalarını Filistin zeminine dayandırması, sahip olduğu sınıf bakış açısını, tıpkı Filistin, Suriye ve Irak’ta yapıldığı gibi, çok daha katı bir biçimde hayata geçirmesine ve ulusal bileşimin önemli bir kesimini hedeflemesine neden olmuştur. Kuzeyde birçok devletin ordusundan daha büyük bir düşman gücün, sayısı neredeyse yüz bine varan bir köy koruculuk sisteminin oluşturulmasında bu yaklaşımın doğrudan rolü bulunmaktadır.

PKK’nin bir ayağını Türk solunda görmesi, diğer ayağını Filistin’e atması, aynı anlama gelmek üzere Kemalizm ve Arap milliyetçiliği karması bir zemine dayandırması, bugün yaşanan tüm olumsuzlukların esas nedenidir.

PKK; Sait Kırmızıtoprak gibi Filistin yerine Güney Kürdistan’a dayanmayı esas alan bir yaklaşımı benimsemiş olsaydı, her şeyden önce KUKM kendi toprağının rengini alarak ivme kazanacak, gerilla gücü ulusal bilinçle yoğrulacak ve Kürt partileri birbirlerinden etkilenerek ve etkileyerek Kürdistan’ın birliğine hizmet edecek tarzda dayanışma içerisinde hareket etmek zorunda kalacaklardı.

PKK’nin geri çekilme, eğitim ve gerilla savaşına hazırlık çalışmalarını Güney Kürdistan’a dayandırması, ulusal birliği pekiştirmek dışında ayrıca doğru bir tarih, ülke ve ulusal bakış açısı edinmesine neden olacaktı.

PKK bunun tersini kanıtlamak açısından daha sonra PDK ve YNK ile yaptığı savaşları örnek göstermektedir. PKK Güney Kürdistan’ı, Kürt örgütleri arasında mutlak anlamda ve kaçınılmaz olarak çatışmak zorunda kalacakları bir saha olarak göstermektedir. Bu doğru bir yaklaşım değildir. Kaldı ki geri çekildiği Filistin’de iç savaşlar çok daha kanlı geçmiş ve güneyde savaşa son verilmesine ve ulusal birlik içerisinde hareket edilmesine karşın, Filistin halen birbirine düşman partiler arasında ikiye bölünmüş durumdadır.

Güney Kürdistan’da meydana gelen çatışmalarda PKK’nin rolü hiçbir biçimde diğer partilerden aşağı değildir. PKK; hiçbir zaman ulusal birlik esprisi çerçevesinde Güney Kürdistan’a yaklaşmamış, daha başından itibaren ilkel milliyetçi ve emperyalizmin işbirlikçisi bir hareket olarak gördüğü PDK’yi yok edilmesi gereken bir güç olarak hedeflemiştir. Oysa Sait Kırmızıtoprak’ın Güney Kürdistan’a yaklaşımı yurtseverlik temelinde olmuş, kendi hareketini peşmerge savaşının bir parçası ve devamı olarak geliştirmeye çalışmıştır.

PKK’nin, Güney Kürdistan’a, düşmanlık temelinde değil, ulusal birlik esprisi çerçevesinde yaklaşması halinde PDK ve YNK ile daha sonra giriştiği savaşların hiçbirinin gerçekleşmeyeceği, tersine aynı cephede buluşan gerilla ve peşmergenin sömürgeci devletlerin geliştirdiği tuzaklara düşmeden ve birbirine karşılıklı destek vererek süreçten çok daha güçlü çıkacakları kesindir. En azından bu ihtimal diğer olasılıklardan çok daha yüksek görünmektedir. PKK’nin PDK ve YNK ile yaptığı savaşların pek çok nedeni vardır, fakat sömürgeci devletlerin PKK’nin sahip olduğu sözüm ona bu antiemperyalist ve ulusal birlikten yoksun tavrından yararlandığı, bu zayıf zemini değerlendirdiği tartışılmaz bir gerçektir.

Gerilla savaşına hazırlık çalışmalarının Güney Kürdistan’da değil, Filistin cephesinde geliştirilmesinin yarattığı tahribat şüphesiz bu kadarla sınırlı değildir. Bugün Kuzey Kürdistan’da otoriter yönetim anlayışının hakim kılınması, demokratik uzlaşı kültürünün katledilmesi ve başka hiçbir örgüte yaşam hakkının tanınmamasında Filistin deneyimi ve özellikle de BAAS zihniyeti belirgin bir şekilde rol oynamaktadır. Filistin devriminin deneyimlerinden, iç çatışmaların dışında herhangi bir sonuç çıkarmak asla mümkün değildir. Devrimci, ancak antidemokratik rejimlerde ise, muhalefeti kökünden söküp atmak, farklı hiçbir düşünce ve davranışa kesinlikle hayat hakkı tanımamak, otoriter baskı sistemi oluşturmak ve tüm toplum ve onun öncüsü konumunda bulunan kadro ve savaşçıları mutlak itaat içerisinde tutarak buna aykırı davranan her çıkışı şiddetle cezalandırmak esas alınmıştır. PKK farklı bir söylem geliştirmesine karşın, pratik açıdan ağırlıklı olarak bu deneyimden yararlanmış ve ne yazık ki eylemine daha çok BAAS tarzı anlayış ve yaklaşım damgasını vurmuştur.

Güney Kürdistan deneyimine bakıldığında, Ortadoğu’daki tablonun tam tersine gelişmelerin yaşandığını görmekteyiz. Tüm Ortadoğu ülkelerinde olduğu gibi, şüphesiz, Güney Kürdistan’da da örgütler arasında kıyasıya çatışmalar yaşanmış ve bu çatışmalarda binlerce peşmerge katledilmiştir. Fakat bugün netice itibariyle birbirleriyle savaşan partilerin geldiği düzey çok farklı boyutlarda seyretmektedir. Birbirlerine karşı savaşan güçlerden herhangi birisinin üstünlük sağlayamayacağı ve bu çatışmaların Kürt halkına zarar vermekten başka bir sonuca yol açmayacağı yeterince anlaşıldıktan sonra ortak uzlaşma noktaları ön plana çıkarılarak örnek kabilinde bir yönetim oluşturulmuştur. Mevcut durumda tahammül sınırları içerisinde her düşünceden partinin rahatlıkla seçimlere katıldığı demokratik bir sistem oluşturulmaya çalışılmaktadır. Birbirlerinden binlerce peşmerge vuran örgütlerin bugün aynı yönetimde yer almasını sağlayan esas neden, güneydeki partilerin başından itibaren Kürtlüğü esas almaları ve özellikle de tekçi zihniyeti ret ederek her zaman ve koşul altında birden fazla partiyi güçlü bir tarzda yaşatmış olmalarından ileri gelmektedir.

Güney Kürdistan’da; birden fazla parti ve silahlı gücün varlığı, çatışmalarına rağmen, sonuçta bir denge oluşturmuş ve mevcut durumda oturtulmak istenen demokratik sistem, savaş zemini üzerinden şekillenen ilişki sistematiğine dayanılarak gerçekleştirilmektedir.

Güney Kürdistan’da, birbirlerinden binlerce peşmerge vurmalarına karşın, geçmişte çatışma içerisinde bulunan tüm partiler bugün aynı yönetim içerisinde yer almaktadır. Buna karşılık kuzeyde tıpkı cumhuriyetin kuruluş yıllarındaki CHP ya da daha güncel olması açısından Saddam döneminin Irak devleti ve mevcut durumda Suriye’de olduğu gibi BAAS tarzında tek parti hakimiyeti tesis edilmeye çalışılmaktadır. PKK’nin kuzey ve şimdi Rojava’da geliştirmek istediği tek parti zihniyeti, Güney Kürdistan deneyimine değil, Kemalizm ve BAAS geleneğine dayandığını göstermektedir. Güney Kürdistan’da son derece acımasız ve tahripkâr bir iç savaş yaşanmasına rağmen, birden fazla parti ve silahlı gücün varlığı aynı zamanda insanlar açısından bir yaşam garantisi ve kendi dünya görüşlerine uygun bir tercihte bulunma avantajı sağlamıştır. Aslında bugün düşman partiler arasında uzlaşma kültürünün gelişmesi ve demokratik sistemin giderek kök salmaya başlamasının esas nedeni birbirlerini tasfiye etmeye gücü yetmeyen ve neticede pek çok açıdan aralarında denge oluşturmuş bulunan PDK, YNK, GORAN ve İslami partilerin varlığından ileri gelmektedir. Oysa kuzeyde ve Rojava’da, tıpkı BAAS rejiminde olduğu gibi, PKK karşısında denge oluşturacak, onun baskı sistemini frenleyecek, insanlara tercihte bulunma imkânı sunacak herhangi alternatif bir yapı bulunmamaktadır. Rojava’da; PYD saflarında yer almayan hiçbir insanın kendini koruma ve yaşamını idame etme garantisi yoktur. Kuzeyde alternatif hiçbir çalışmaya yaşam hakkı tanınmamaktadır.

Güney Kürdistan yerine Filistin’i tercih eden PKK; esas olarak devrimci, ancak antidemokratik karakterde olan parti ve devletlerin zihniyetini örnek alarak kuzey ve batı Kürdistan’da tıpkı Irak ve Suriye’de olduğu gibi katı baskıcı bir sistem oluşturmaya çalışmaktadır. Buna karşılık, ilkel milliyetçi olarak mahkûm ettiği KDP ve YNK ise tam tersine düşmanlıktan uzlaşma kültürüne ve aynı yönetimde birleşerek demokratik sistemi inşa etmeye yönelmiş bulunmaktadır.

Tarih Filistin deneyiminin değil, Güney Kürdistan geleneğinin daha demokratik ve ulusal birliğe hizmet ettiğini kanıtlamaktadır.

Mayıs 2014
Botan Ahmed

Etiketler: Nizamettin Taş, Ulusal, Mücadele, Tarihimiz, Üzerine, Notlar, , Filistin, Mahmut Abbas, Esat, Pkk, Öcalan, Güney Kürdistan, KUKM, PDK, YNK, Baas