Yeni Dönemde Avrupa'da Yaşayan Kürtlerin Örgütlenme ve Mücadele Sorunları

Avrupa?nın Kuzey Kürdistan?a ilişkin netleşmiş bir politikası yoktur. Kürt halkının varlığına ve haklarına dair bazı açıklama ve raporlar yayınlanmış olmasına rağmen, söz konusu girişimler belirlenmiş bir stratejiden yoksun olduğu için eklektik ve çözüm üretmekten uzak bir yaklaşımı ifade etmektedir.

Nizamettin Taş
31.03.2005 - 14:27

PWD Avrupa yönetim toplantısı yapıldı. PWD?nin Avrupa?da örgütlenmeye başlaması, birlik ülkelerinin Kuzey Kürdistan?a dönük politika belirlemeye çalıştığı bir döneme denk gelmektedir.

Avrupa?nın Kuzey Kürdistan?a ilişkin netleşmiş bir politikası yoktur. Kürt halkının varlığına ve haklarına dair bazı açıklama ve raporlar yayınlanmış olmasına rağmen, söz konusu girişimler belirlenmiş bir stratejiden yoksun olduğu için eklektik ve çözüm üretmekten uzak bir yaklaşımı ifade etmektedir.

Avrupa Birliğinin; Kürt sorununun çözümüne ilişkin olarak sergilediği muğlak tutum, Türkiye?nin aday üyeliğinin kesinleşmesi ve müzakere sürecinin başlaması ile birlikte netleşmek zorundadır. Avrupa?nın, Kürt problemi çözülmeden, Türkiye?yi içine alması mümkün değildir.

Avrupa; müzakere sürecinin başlaması ile birlikte Kürt sorununun çözümü açısından daha inisiyatifli davranmak zorunda kalacaktır. Türkiye?nin izlediği şoven politika yüzünden, kendi iç dinamikleri ile Kürt problemini çözme yeteneğinde olmadığı açığa çıkmış bulunmaktadır. Avrupa?nın Kürt sorunu çözümlenmeden Türkiye?yi içine alması mümkün olmadığına göre, yoğun baskı uygulamaktan başka bir seçeneği kalmamıştır. Kürt sorunu; önümüzdeki dönemde Türkiye ve Avrupa?nın ilişki ve çelişkilerini belirleyecek bir konuma hızla gelmektedir.

Avrupa; Kürt sorununun çözümü açısından sadece Türkiye?ye baskı uygulamakla yetinemez. Avrupa?nın; Kürt özgürlük mücadelesine karşı, terörizm adı altında Türk devletine verdiği koşulsuz destek dönemi son bulmaktadır. Avrupa Birliği Türkiye?ye yoğun baskı uygulamanın dışında kendi Kürt politikasını oluşturmak zorundadır ve bunun dışında herhangi bir seçeneği yoktur.

Avrupa; Kürt sorunu karşısında sergilediği muğlak tutumu ve Türk devletine verdiği koşulsuz desteği PKK?nin terörist örgüt olduğu gerekçesine dayandırmaktadır. Avrupa devletlerinin, Kürt halkını ve onun vazgeçilmez ulusal haklarını terörist bir örgütü gerekçe yaparak feda etmesinin ahlaki hiçbir değeri yoktur. Kürt halkının; Avrupa?nın kendi değer yargılarını ayaklar altına alarak sergilediği bu yaklaşımı kabul etmesi asla mümkün değildir.

Avrupa; Kürt sorunu karşısında ekonomik ve siyasal çıkarları gereği son derece bencil bir tutum takınmıştır. Ancak Avrupa kendi değer yargıları ile çelişmesine rağmen, Kürt sorunu karşısında sergilediği iki yüzlü yaklaşımına -uzun bir süredir hiçbir sorguya tabi tutulmadan- devam etmesini PKK?nin izlediği yanlış politika ve terörist bir örgüt olduğunu kanıtlayan pratiğine borçludur. PKK yirmi yıldır Avrupa?nın Kürt sorunu karşısında sergilediği muğlak, duyarsız ve sadece istismarı içeren yaklaşımlarını durmadan besleyen bir pratiğin sahibidir.

PKK iki cepheden Avrupa?nın istismara dayanan politikasına malzeme sunmuştur.

Birincisi; Avrupa?da yaşayan Kürt kitlesinin ezici çoğunluğunun desteğini alan PKK?nin terörist örgütler listesine alınmasıdır. PKK; terörist örgütler listesine alınmasını gerektirecek hukuki tüm verileri sunarken, Avrupa; bu gerekçelere dayanarak sadece PKK?yi mahkum etmekle yetinmemiş, aynı zamanda Kürt özgürlük mücadelesinin meşruiyetini tartışılır hale getirerek uluslararası destekten yoksun bırakmıştır. PKK?nin -Kongra Gel- terör listesine alınması Kürt halkını muhattapsız bıraktığı gibi terör örgütü yandaşı görünmek istemeyen bir çok Avrupa devleti, Kürt dostu parti, önemli siyasal şahsiyet ve sivil toplum kuruluşunun desteğini çekmesine yol açmıştır. PKK?nin kendisini Kürt halkının tek meşru temsilcisi gibi göstermesi, Avrupa devletleri tarafından Kürt özgürlük mücadelesine karşı mesafeli davranmanın gerekçesi durumuna getirilmiştir. Avrupa?nın Kürt sorunu karşısında sergilediği tutum ahlaki değil, stratejik çıkarlarının bir ifadesi olan siyasal yaklaşımın bir sonucudur. Avrupa; terör örgütü gerekçesine sığınarak bir tarafta Kürt sorunu karşısında muğlak bir tutum takınırken diğer taraftan Türkiye ile ilişkilerini bozmadan bir çok sahada önemli imtiyazlar elde etmenin yolunu bulmuştur.

PKK?nin sergilediği pratik ve buna karşılık Avrupa Birliği?nin Kongra Gel?i terör listesine alarak gösterdiği reaksiyon, Kürt özgürlük mücadelesini dünyadan önemli oranda izole etmiş ve Kürt halkının meşru mücadelesini muhattapsız bırakarak çözümü oldukça zorlaştırmıştır.

İkinci olarak: PKK; Avrupa?da yaşayan Kürt kitlesinin ezici çoğunluğunun desteğini almasına rağmen, bu gücü hiçbir zaman diplomasının etkin bir aracı olarak kullanmamıştır. PKK; Avrupa Birliğini, Kürt sorununun çözümü yönünde teşvik eden kayda değer hiçbir eyleme imza atmadığı gibi bu yönlü çabalara başından itibaren karşı çıkmış ve bu yaklaşım tarzını ideolojik bir sapma olarak değerlendirmiştir.

PKK; Avrupa?da yaşayan Kürt kitlesini her zaman gerilla savaşının hizmetine koşulması gereken yedek bir güç olarak görmüştür. Bu yaklaşım tarzını -yanlış bir bakış açısı ve diplomatik mücadeleyi dışlamasına rağmen- tümden mahkum etmek doğru değildir. Çünkü gerilla savaşının, Avrupa Kürt kitlesinin desteğine dayanmadan gelişmesi mümkün değildi. Avrupa?daki Kürt kitlesinin örgütlü ve eylemsel gücü gerilla savaşına siyasal planda nefes aldırmış, maddi açıdan finanse etmiş ve önemli bir oranda savaşçı transfer etmiştir. Avrupa Kürt kitlesinin gerilla savaşına sunduğu destek olmazsa olmaz kabilinde stratejik bir değer ifade etmiştir.

Avrupa?da yaşayan Kürt kitlesinin verdiği destek gerilla savaşının gelişimi açısından stratejik değer ifade etmesine rağmen, PKK; bu yurtsever yaklaşımı doğru değerlendirmemiş ve istismar ederek ulusal iradenin ortaya çıkarılması ve birlik stratejisinin geliştirilmesi yerine kendi örgüt tekelini kurmanın bir aracına dönüştürmüştür.

Kürt kitlesi; dünyanın en dinamik ve mücadeleci halkı olmasına rağmen, PKK?nin sahip olduğu tekelci zihniyet ve yanlış bakış açısı yüzünden Avrupa?da muhattap alınacak ve ulusun iradesini temsil edecek meşru bir organdan hala yoksundur. Oysa Kürt kitlesi kendi ulusal iradesini Avrupa?ya dayatacak ve meşruluğunu kabul ettirecek güce fazlası ile sahipti. Kuzey Kürdistan?da serhıldanların başlaması ile birlikte Avrupa kitlesinin örgütlü ve eylemsel gücünün ağırlıklı olarak diploması kanalına akıtılması halinde şimdiye kadar çoktan Avrupa ve dünyanın meşru göreceği ve muhattap alacağı son derece saygın ve çözüm üzerinde ağırlığı olan ulusal bir çok kuruma sahip olması işten bile değildi. Ancak PKK?nin tekelci bir zihniyet ile ulusal strateji ve diplomatik mücadeleden yoksun bir pratiğe saplanıp kalması, Kürt halkını muhatap alınan ulusal kurumlardan yoksun bıraktığı gibi terör listesine dahil edilmesiyle dünyadan tamamen tecrit etmiştir.

PKK?nin Avrupa politikası, Sovyetler Birliği yıkıldıktan ve Kuzey Kürdistan?da serhıldanlar başladıktan sonra önce vurgun yemiş ve daha sonra 1999 yılında Abdullah Öcalan?ın yakalanması ile birlikte tamamen iflas etmiştir.

PKK?nin Avrupa politikasının iflas etmesi; esas olarak başından itibaren sahip olduğu yanlış anlayış ve onun izdüşümü olan tek yanlı pratiğinden kaynaklanmaktadır. PKK; Avrupa?da yaşayan Kürt kitlesini, hiçbir zaman diplomasının etkin bir gücü olarak kullanmadığı gibi aynı zamanda ulusal, sosyal, kültürel ve ekonomik talepler uğrunda mücadeleye yöneltmemiş ve bu yaklaşımı entegrasyon aracı olarak görerek halkımızı ulusal bilinç ve kurumlardan tamamen yoksun bırakmıştır. Avrupa?da yaşayan etnik topluluklar içerisinde anayasadan kaynaklanan ulusal demokratik haklarını en az kullanan halkların başında Kürt kitlesi gelmektedir. Avrupa?nın hiçbir devletinde Kürt halkının ulusal demokratik haklarını kullanmasını kısıtlayacak herhangi bir yasa yoktur. Ancak Kürtlerin bir-iki devletin dışında Kürtçe eğitim veren tek bir okulu bulunmazken buna karşılık diğer azınlıkların ve özellikle Türklerin her ülkede onlarca okul ve ulusal kurumları bulunmaktadır. Kürt halkının Avrupa?da tek bir ulusal kurumu dahi yoktur. Var olan kurumların tümü partilerin tekelinde ve hiçbirisi ulusu temsil etme niteliğinde değildir. KNK başlangıçta hayli iddialı bir söylemle örgütlendirilmesine ve dört parçayı temsil eden parti ve şahsiyetleri önemli oranda bünyesinde toplamasına rağmen PKK?nin ulusal bilinçten yoksun, dar ve tekelci zihniyeti yüzünden kısa bir süre sonra bu işlevini kaybederek basit bir örgüt aracına dönüşmüş ve neticede varlığı tartışılır hale gelmiştir.

Kürtler gibi dünyanın dört bir tarafına dağılan Yahudi, Ermeni ve diğer toplumların pratiğine bakıldığında hiç birisinde parti çıkarlarının ulusal taleplerin önüne geçirilmediğini görmekteyiz. Kürt halkı Ermeni ve Yahudilerden çok daha fazla ulusal birlik ve kurumlaşmaya ihtiyaç duymaktadır. PKK sapkınlık derecesinde bir partizanlık anlayışını tüm kitleye dayatarak sonuçta kendisine bağlı dernek ve kurumlardan başka ulus namına tek bir örgütlenmeye izin vermemiştir.

PKK?nin en sapkın tarikatları bile geride bırakan partizanca tutumu sadece Kürt halkını ulusal bilinç ve örgütlenmeden yoksun bırakmakla kalmamış aynı zamanda kendisini dünyadan tamamen tecrit ederek tüm girişimlerini başarısız kılmıştır. Kürt halkı; son derece radikal ve fedakarlıkta dünyada eşi benzeri olmayan bir mücadele pratiği geliştirmesine rağmen, Kongra Gel?in ulusal stratejiden yoksun ve dar parti yaklaşımı yüzünden, PKK?nin terör listesinden çıkarılması, Abdullah Öcalan?ın özgürlüğü için açılan kampanya ve ?kimliğimi istiyorum? adı altında geliştirilen tüm etkinliklerde olduğu gibi, planlanan hiçbir hamle başarıya ulaşmamış ve yarım yamalak kalarak etkisini yitirmiştir.

Kongra Gel?in örgütlenme modeli kendi kitle bileşimi ile çelişmekte ve ulusu temsil eden tüm sınıf ve tabakalar parti kalıbına sokulmak istenmektedir. Ulusal bileşimin daha marjinal olan parti örgütlenme modeline sığdırılması mümkün değildir. Kongra Gel?in kitle tabanı Kürt ulusunun bütün katmanlarından gelmektedir. Örgütlenme modeli ne sınıf ve ne de ulus esprisine göre şekillenmiştir. Kongra Gel?in örgütlenme mantığına damgasını vuran Stalin tarzı parti fanatizmidir. Demokratik içerikten yoksun ve aşırı partizancılığı esas alan bu tür örgütlenmelerde her sınıf ve tabakanın kendisini bulması ve iradesini temsil etmesi mümkün değildir. Çünkü Kongra Gel?e bağlı dernek ve kurumlardan çok azı tüzükte belirlenen amaçlarına uygun çalışmaktadır.Bu konuda somut birkaç örnek vermek bile durumun vahametini göstermek bakımından yeterlidir. Örneğin ulusun iradesini temsil etmesi gereken KNK kısa bir süre sonra PKK?nin yan bir örgütü durumuna gelerek birlik çalışmalarını tamamen baltalamış, Kürt müzik, sanat ve folklorunu geliştirmesi gereken kültür grupları ve sanatçılar parti marşları ve slogan atmanın dışında hiçbir sanat değeri olmayan eserlerde çakılıp kalmış ve Kürt sermayesini yaratmak ve işletmekten sorumlu olan TEVSAL parti organlarından daha fazla ideolojik ve siyasal çalışmalara bulaştırılmıştır.

PKK?nin legal planda örgütlendiği tek alan Avrupa?dır. Kongra Gel?in Avrupa?daki dernek ve kurumlarının hiç birisinde demokratik temsil yetkisi yoktur. Tüm kararlar üst organlar tarafından alınmakta ve uygulanması talimat olarak verilmektedir. Onun için dağda olduğu gibi Avrupa?nın dernek ve kurumlarında da herhangi bir yönetim istikrarı yoktur. Sınırlı oranda seçimlerin yapıldığı kurum ve derneklerde dahi dağdan veya Avrupa yönetimi tarafından rahatlıkla müdahale yapılmakta ve yönetim ve yöneticilerin görevden alınması kesinlikle demokratik ölçüler çerçevesinde değil, üstten emirler verilerek gerçekleşmektedir.

Nereden bakılırsa bakılsın Kongra Gel?in Avrupa örgütlenmesi iflas etmiştir ve artık Kürt özgürlük mücadelesi önünde engel teşkil etmektedir. Kongra Gel; Avrupa tarafından Kürt halkının meşru gücü olarak görülmediği için terör listesine alınarak tamamen tecrit edilmiştir. Kongra Gel?in ideolojik, siyasal, diploması, örgütlenme ve eylem anlayışı demokratik normlara uymadığı gibi Kürt halk gerçekliği ve onun çağdaş değerler içerisinde temsil ettiği misyona denk düşen bir işlevi yoktur. Kongra Gel benimsediği çizgiyi sahiplenme hakkına sahiptir. Ancak bu çizgi çağdışıdır ve Kürt özgürlük mücadelesini kendi tekeline alma yetkisine sahip değildir. Kongra Gel; Kürdistan bağımsızlık mücadelesi karşısında engel durumuna gelmiştir ve sahip olduğu değerleri bölge gericiliği ve kemalizme peşkeş çekmekten başka bir rol oynamamaktadır.

Kongra Gel; Kürt özgürlük mücadelesi açısından aşılması gereken bir güç durumuna gelmiştir.

Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe