Zihniyet Farkı

                        Zihniyet farkını ortaya koymak açısından, hiçbir yoruma gitmeden, somut birkaç örnek vermek istiyorum. 
                                                                                 
      Dün–30 Mart- Qazi Muhammed’in idam edilişinin altmışıncı yıldönümü dolayısıyla İran Kürdistan Demokrat Partisinin düzenlediği anma toplantısına katıldık. Anma toplantısına Qazi Muhammed’in oğlu Ali Qazi’de katılmıştı. Ali Qazi Kürdistan özgürlük Partisi’nin başkanlığına bir süre önce seçilmişti. Yanına partisinin eski başkanını alarak gelmişti. Rakibi olan bir partinin -İKDP- davetine farklı hiçbir anlam yüklemeden, siyasal değil, insani bir tavır takınmıştı. Babası İran Kürdistan Demokrat partisinin kurucu lideriydi. Bir partinin kurucu liderini anması kadar doğal bir hak olamazdı. Kürdistan özgürlük Partisinin -PAK- başkanı olduğu halde, konuşmasında babasının mücadelesini büyük bedeller ödeyerek yıllarca sürdürdüğü için Kürdistan Demokrat Partisine şükran borçlu olduğunu söyledi.
     
      Ali Qazi’nin kişiliğini ve siyasal duruşunu benimsemek için hiçbir nedenimiz yoktur. Bu açıdan tartıya vurulduğunda eleştiri yanı ağır basan bir tablonun ortaya çıkacağından en ufak bir kuşkumuz yoktur. Ancak kuzeyli örgütlerin bu mütevazı tavırdan ders alması gerektiğine inanıyorum. Birleşmek için toplantı yaptıklarında öne sürdükleri utanç verici gerekçelere bakıldığında bu insani yaklaşımın önemi bir kez daha artmaktadır. 
                                                                                  
      Anma toplantısını düzenleyen İran Kürdistan Demokrat Partisi’nin kısa bir süre önce bölündüğünü duymayan yoktur. Bölünmeyi önlemek için başta PDK ve YNK olmak üzere birçok çevrenin yoğun girişimleri olmuştu. Daha sonra ittifak eden kuzey örgütleri -PDK Bakur, PSK, PWD- olarak iki kez arabuluculuk girişiminde bulunduk. Tüm çabalara rağmen ne yazık ki İran Kürdistan Demokrat Partisinin bölünmesi önlenemedi. İran’a karşı müdahalenin gündemde olduğu bir dönemde Doğu Kürdistan’ın en köklü partisinin bölünmesi, şüphesiz tüm parçalar açısından ağır bir darbedir. Bunun savunulacak hiçbir tarafı yoktur. Ancak bölünme karşısında her iki tarafın gösterdiği anlayıştan etkilendiğimi belirtmek zorundayım.
     
      Bölünmeler konusunda çok tatsız ithamların yapıldığı ve neticede parçalanmanın kanla bittiği bir gelenekten geliyoruz. Bu kaygıları taşıdığımız için ayrılan kesimin nerede üsleneceğini sormuştuk. ‘Elbette burada kalacaklar’ diye hayretlerini belirten bir cevap vermişlerdi. Bu sefer hayret eden taraf biz olmuştuk. Biz daha PKK’den ayrılmadan önce ihanetle suçlanmıştık. Yan yana kalmaları halinde bunun problemlere yol açacağından endişe ediyorduk. Her iki tarafı dinledikten sonra bunun yersiz bir kaygı olduğunu anladık. Ayrılmayı doğru bulmamakla beraber doğal karşılıyorlardı. Hâkim taraf  tahmin etmediğimiz bir şekilde ayrılan kesime üslenme sahasının dışında birçok imkân vermiş ve görüş ayrılıkları giderilemiyorsa cephe tarzında yeniden ittifak yapalım önerisinde bulunuyordu. Ayrılmadan önce, aslında PKK’nin mevcut yönetimine benzer bir öneride bulunmuştuk. Bize verilen cevap, İmralı’dan gelen tutuklama kararı olmuştu. Allahtan o dönemde PKK yönetimine biz hâkimdik. Talimata rağmen, Ankara grubunun gücü buna yetmediği için tutuklama kararı hayata geçmemişti. Yoksa o dönemde bile kan dökme ihtimali vardı. Zaten ayrılmamış olsaydık kaçınılmaz olarak iç çelişkiler kanlı bir çatışmaya dönüşecekti. Bu çatışmayı önlemek için ayrılmak zorunda kalmıştık. 
                                                                                  
         Zihniyet farkını ortaya koymak açısından, değinmek istediğim asıl konuya geliyorum.

       Geçenlerde PKK’den ayrılan Doğu Kürdistan’lı eski bir arkadaşımızı Süleymaniye’de gördük. Sohbetimiz döndü dolaştı YNK’de yaşanmakta olan iç sorunlara geldi. YNK’nin uzun bir süredir iç sorunlar yaşadığı kimse için sır değildi. En son Noşirvan Mustafa’nın birkaç arkadaşıyla ayrıldığı basına yansımıştı. Noşirvan Mustafa  YNK içerisinde Celal Talabani’den sonra en etkili isimdi. Doğulu arkadaşa ne yapmak istiyor diye sorduğumuzda çok doğal olarak şu bilgileri verdi.
      
      ‘Noşirvan Mustafa YNK’den ayrıldıktan sonra çok etkili muhalefet yapıyor. İlerde yapılacak kongreye yeniden hazırlanıyor. Şimdilik basın çalışmaları üzerinde yoğunlaşıyor. Kendisine bir televizyon açıyor, gazete çıkartacağını ve araştırma merkezi kuracağını söylüyor. Bunun kadrolarını derlemekle uğraşıyor.’ 

      Peki, bu çalışmaları YNK yönetiminde rahatsızlık yaratmıyor mu? ‘Yok neden yaratsın. Zaten ayrıldığı zaman Celal Talabani kendisine sormuş; ne yapmak istiyorsun, Noşirvan Mustafa bir proje sunmuş ve çalışmaları hayata geçirmek üzere Celal Talabani kendisine otuz milyon dolar vermiş.’
      
      Doğulu arkadaşın verdiği bu bilgiler karşısında hepimiz şok olmuştuk. Geldiğimiz siyasal gelenek içerisinde bırakalım muhalefet yapmak aykırı bir laf söylemek bile suç sayılıyordu.
      
      YNK yönetimi ayrılmaya ses çıkarmadığı gibi daha güçlü muhalefet yapsın diye karşıtlarına otuz milyon dolar veriyordu. Peki, YNK neden bunu yapıyordu?
      
      ‘YNK gelişmesinde Noşirvan Mustafa’nın belirleyici rolü vardır. Bu para onun hakkı ve daha fazla imkânlardan yararlanmasına hiç kimse itiraz edemez. Bu destek sadece Noşirvan Mustafa’ya verilmiyor. Şu anda siyaset yapmayan birçok eski merkez üyesine yaşamlarını devam ettirmeleri için Celal Talabani benzer yardımlarda bulunuyor.’
     
      Bir parti -PKK- kendisinden ayrılanları ölümle cezalandırırken, diğer bir örgüt -YNK- kendisinden ayrılanlara daha aktif muhalefet etsin diye yüklü bir ödenek veriyordu.
     
      Arada dehşet verici bir zihniyet farkı vardı. 
                                                                                
      Hiç beğenmediğimiz en diktatör devletlerde bile otuz yıl çalışan herhangi bir elemana emekli olduktan sonra yüklü bir ikramiye ve maaş bağlanıyordu. Şu anda Güney Kürdistan ve Avrupa’da yıllarca hizmet ettikten sonra ayrılan binlerce eski PKK kadro ve çalışanı vardır. Bırakalım destek sunmayı elinden gelse hepsini cezalandırmanın çabası içerisinde olduğunu biliyoruz.
     
      Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra insanların içine düştüğü sefil duruma benzer bir şekilde PKK’den ayrılan binlerce kadronun Avrupa ve Güney Kürdistan’da zor durumda yaşamaları, kendilerinin değil, PKK yönetiminin büyük ayıbıdır. Neticede bu insanların trajik sonu PKK’nin vardığı boyutun çıplak bir göstergesidir.
     
      PKK neden kendi insanlarının can ve ömürlerini aldıktan sonra sefil bir yaratık gibi ortalıkta yalnız bırakmaktadır?  Bu sorunun cevabı yukarda verdiğim birkaç örnekte gizlidir.
     
      Aslında bu soruya şu cevabı vermek istiyordum. PKK’de yaşam hakkı değil, sadece ölüm hakkı vardır. Ancak Kani Yılmaz cinayetini gördükten sonra bu cevabında havada kaldığını görmekteyiz. Keşke PKK’de hiç olmazsa ölüm hakkı olsaydı. Ne yazık ki işlenen bunca cinayetten sonra bu hakkın da olmadığını acı içerisinde yaşamaktayız.
     
      Zihniyet farkını ortaya koymak açısından bu örneklere bakarak PKK yönetiminin durumunu ayrıntıya boğmaya gerek yoktur. ölüm hakkının dahi olmadığı bir partide zihniyet farkını kıyaslamaya kalkışmak kadar saçma bir tutum olamaz.
     
      On binlerce kadro ve çalışanın can-kan verdiği bir hareketin sonuçta kendi insanlarına en rezil yaşamı reva görmesi ve ölüm hakkı dahi tanımaması karşısında söylenecek her lafın, yazılacak her kelimenin kifayetsiz kalacağını biliyorum.
     
      İnsani yaklaşımın bittiği yerde, geride sadece canavarlık kalır!
1.Nisan 2007

Botan Rojhılat-N.TAŞ
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe