Askeri vesayet bitmeden Kürt sorunu çözülmez.

            Türkiye sorunları çözmek için büyük bir fırsat yakalamış durumda. Tarihi bir dönemece girmiş olan Türk Devleti, bu sefer Demokratik, Sivil bir yaklaşımla bu süreçi başarı ile yönetip, tam Demokrasiye geçiş yapabilecekmi? Kürt Sorunu dahil diğer sorunları adım adım çözebilecek mi? Yoksa hep tarihte olduğu gibi, Türkiye siyasetine bir daha asker mi damgasını vuracak. Bu anlamda Devlet ve AKP Hükümeti, yeniden ciddi bir sınavla karşı karşıyadır. Tam Demokratik sivil bir siyaset hakim kılınmadan Türkiye’’de hiçbir sorunun çözüme kavuşturulamayacağı çok açıktır. Eğer Türkiye 80 yılda hiçbir sorunu çözemeyip, tersine yeni büyük sorunların doğmasına neden olmuşsa, bunun temel nedeni Türk siyasetine hakim olan askeri Kemalist zihniyetten kaynaklanmaktadır.

            Cumhuriyetin kuruluşundan beri sürüp gelen bu zihniyet, hala büyük bir şekilde etkisini sürdürmektedir. Kendini en iyi Kemalist olarak lanse eden bazı dönek Kürtlerin söylediğinin tam tersine baştan sonuna kadar tam bir dikta rejimini esas almıştır. Söz konusu kişiler Cumhuriyetin kuruluş yıllarında Atatürk’ün Kürtlere yaklaşımı farklı idi. Aslında Atatürk Demokratik bir yaklaşımı benimsemişti. Kürt sorununu da çözmek istiyordu. Fakat İngilizlerin kışkırtması sonucu patlak veren Kürt isyanları bu süreci sekteye uğrattı biçimindeki yaklaşım tam safsatadan ibarettir. Savaşta zayıf düşmüş, yenilmiş, ülkesi işgal edilmiş bir liderin, ülkedeki tüm değişik topluluklarla iyi ilişkiler kurması, herkesi kucaklaması kadar doğal bir şey olamaz. Stratejik hedefe ulaşmak için bazı taktik ittifaklara girmesi gerekiyordu. Bunu en iyi şekilde Kürtlerle yapmıştır. Zaten başka bir seçeneği de yoktu. İşgal altındaki bir ülkede Kürtleri de karşısına alamazdı herhalde. Ancak amacına ulaştıktan sonra, sadece Kürtler değil, Türkler içinde bile en ufak bir muhalefete bile tahammül etmeyerek, acımasızca tasfiye edip, tam bir askeri dikta rejimini esas aldı. Bu durumu kabullenmeyip isyana kalkışan Kürtleri hunharca bastırdı. Katliamdan geçirdi. İsyanların arda kalanları göçe zorlandı. Asimilasyona tabi tutuldu. Sadece Kürtleri değil, Türk Toplumunu da askeri baskı altında tutarak, Türk siyasetine de Kemalist, milliyetçi zihniyeti hakim kıldı. Tüm toplumu şoven Kemalist çizgi temelinde eğitime tabi tuttu. Hala Türkiye’de CHP ve Ordunun eliyle yürütülen Kemalist zihniyet değil midir. Kısacası Türkiye’de bütün kötülüklerin anası Kemalist zihniyettir demek yanlış olmaz.

            1950’lilerden sonra CHP ve Ordunun iradesi dışında daha çok dış baskılar sonucunda Türkiye çok partili hayata geçmek zorunda kaldı. İktidara gelen farklı zihniyetteki partilerin darbeler sonucu iktidardan uzaklaştırmaları ve toplumun en sert biçimde cezalandırmaları bu şoven zihniyetin ve geleneğin bir sonucu olsa gerek. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat darbeleri Kemalist askeri zihniyetin Demokrasi ve sivil siyasete müdahale darbeleridir.

            Türkiye’de ne zamanki iktidarlar, Kemalist kalıpların dışına çıkmayı deneseler, hep engellerle karşılaşmışlar ve ordu eliyle devrilmişlerdir. Onun içindir ki büyük gelişme potansiyeline rağmen, Türkiye hep geri bırakılmış, sorunlarıyla boğuşma konumunda kalmıştır. Kürt Sorunu, Kıbrıs Meselesi, Ermeni Problemi, Ekonomik sorunlar bunlardan bir kaçıdır. Türkiye on yıllardır mevcut sorunlarla boğuşup duruyor. Çözüm getirmediği gibi kangrenleşiyor. Peki, tüm bu açık gerçeğe rağmen neden çözüm gelişmiyor. Bu gerçeği Türk yönetim sisteminde aramak en doğrusudur. Çünkü Türkiye’de hep askeri vesayet rejimi hakim olmuştur. Gelişmiş Demokratik rejimlerin tersine Türkiye’de askerin onay vermediği hiçbir gelişme olmaz. Şayet olursa iktidar da gider, kellede gider. Demokratik rejimlerde asker siyasi iradeye bağlıdır ve hiçbir biçimde siyasete karışamaz, siyaseti konuşamaz. Türkiye’de ise her şeye karışır müdahale eder. Cumhurbaşkanı ve Hükümetten daha fazla konuşur, icraatta bulunur. Bir siyasi partiden daha fazla siyaset yapar. Türkiye’de Ordu partisi hala her şeyin başında gelir demek yanlış olmaz. Hatta Türkiye siyasi partileri açısından o kadar onur kırıcı şeyler yaşanıyor ki, insanın tüyleri diken diken oluyor.  Neredeyse siyasi partilerin çoğu hala askerden gelen açıklamalara göre kendilerini ayarlıyor. Ordunun her bir beyanatı, siyasi partiler ve birçok çevre için kanun niteliği taşır. Bu gerçeklik Türk toplumu için dezavantaj olduğu gibi siyasi partiler açısından onur kırıcı bir tablodur. Ne diyebiliriz ki 12 Eylül askeri rejimin terbiye ettiği parti e siyasetçilerin Demokratlığı da ancak bu kadar olur. Dolayısıyla askerin dur dediği yerde, Demokratlık da, iktidar da, siyaset de durur. Zaten geçmişte Demirel, Ecevit, Türkeş, Erbakan’ın da yaptığı şey böyle değil miydi. Darbelere karşı hangi lider tutarlı bir tavır sergiledi. İşkence ve tonlarca hakarete rağmen, hangisi ciddi bir tepki gösterebildi. Neredeyse askeri alkışladılar, yalvarmaya çalıştılar. Şunu demeye getirdiler, çocuklar aslında iyi yaptınız ama bize bukadar sert yapmamalıydınız. Çünkü biz hep söylediklerinizi dikkate aldık, zora düştüğümüzde dört gözle sizi bekledik. Dolayısıyla aynı gelenekten gelen CHP ve MHP’den Demokrasi ve Açılım beklemek hayelcilik olur. Yada Siirtli Oktay Vural, Tuncelili Kemal Kılıçdaroğlundan demokratlık istemek saçmalık olur. komedi olur.

            İşte Türkiye siyasal sisteminde ilk defa AKP sorunlara farklı yaklaşmaya başladı. Çözüm konusunda iddialı gibi görünmeye çalışıyor. Geçen yıllarda önemli bazı demokratik adımların sahibi olsa da henüz Kürt sorununun çözümü konusunda yaklaşımı sadece söylem düzeyindedir. Pratikle radikal bir çözüm hayat bulur mu bilemiyoruz. Bu konuda he büyük umutlar, hem ciddi endişeler bir arada yaşanıyor toplumda. Dolayısıyla herkes açılacak çözüm paketinin içinde nelerin olduğunu bir an önce görmek istiyor. Çünkü Devlet ve Hükümetin çözüm konusundaki samimiyeti o zaman belli olur. Ama şu bir gerçektir ki, AKP ne kadar iyi niyetli olsa, resmi ideolojik kalıpları parçalamadan, Askerin etkisinden kurtulmadan hiçbir soruna çözüm getiremeyeceği gibi, kendisini bile ayakta tutamaz.
 
Bu süreç askerin yaklaşımı ile yönetilecek bir süreç değildir. MHP ve CHP’nin hassasiyetleriyle soruna yaklaşmak, çözüm yerine çözümsüzlüğü getirir. Dolayısıyla ancak köklü ve radikal bir yaklaşımla Kürt sorunu çözüme kavuşabilir. Aksi durumda geleneksel bir yaklaşımla soruna yaklaşmak, iktidarda, partide gider. Karanlık bir süreç Türkiye için kaçınılmaz olur.
                                                                                                                     

12 Eylül 2009                                                        Selahattin GÜN
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe