ÇÖZÜM BEKLEYEN BÜYÜK SORUN
            Yüzyıllardır çözüm bekleyen, adeta bir kangrene dönüşen Kürt sorunu, nihayet çözüm sürecine girmiş bulunuyor. TC tarihi boyunca hep inkâr edilen Kürt sorunu, yine Devlet tarafından resmen kabul edilmesi, çözüm için arayışlara girmesi oldukça olumlu ve sevindirici bir gelişme olarak görülmesi gerekiyor.
            Kürt Açılımı olarak adlandırılan çözüm paketi, henüz açılmadı. Öngörülen çözümün içinde nelerin olduğu henüz bilinmiyor. Dolayısıyla çözüm paketine yönelik görüş belirtmek, yorum yapmak şu anda mümkün değildir. Ancak ne olursa olsun TC’nin Kürtler hakkındaki eski resmi ideolojisinden vazgeçmesi, önemli ve tarihi bir adım olarak sayabiliriz. Bütün bu olumlu gelişme ve güzel konuşmalara rağmen, Kürtler çözüm önerileri görmeden inanmayacaklardır. Çünkü Devlete yönelik ön yargıları ve güvensizlikleri o kadar gelişmiş ki, her şeye haklı olarak kuşku ile bakıyorlar. Deyim yerinde ise, Kürtlerin ağzı o kadar yanmış ki, artık yoğurdu bile üfleyerek yemek zorunda bırakılmışlar. Zaman zaman Devletin resmi ağızlarından Kürt Realitesini kabul ediyoruz biçiminde sözler çıkmışsa da, pratikte hiçbir anlam bulamamış. Devlet tarihi boyunca hep inkar ve imhaya dayalı bir politikayı esas almıştır. Kürtlere ait ne varsa hepsine saldırmış, ortadan kaldırmaya çalışmıştır. Ulusal, siyasal, Sosyal, Kültürel, Ekonomik, İnsani tüm haklarını yok saymış, Kürtler adına en ufak bir kıpırdanmayı bile katliamlarla bastırmıştır. Kürtleri zorla yerinden, yurdundan göç ettirmiş, Türkleştirmeye çalışmış, her türlü insanlık dışı uygulamalara tabi tutulmuştur.
            Devletin bu haksız ve çağdışı uygulamalarına karşı Kürtler, bölük-pörçük de olsa defalarca isyana kalkmış. Başarı imkanı ve zemini bulamayan söz konusu isyanlar, katliamlarla bastırılmıştır. Yetmişli yıllarda PKK öncülüğünde Kürtler yeniden baş kaldırmış, bu başkaldırı neredeyse tüm Kürt isyanlarının rövanşı olmuştur. Devletin tüm inha saldırılarına rağmen, Kürtler önemli oranda ulusal bilince ulaşmış, belli bir örgütlenme durumuna kavuşabilmiştir. PKK Önderliğinin ciddi stratejik, taktik hatalarına rağmen, Kürt Mücadelesi önemli gelişmelere yol açmıştır.  Özellikle 90’lı yıllara geldiğimizde, Kürt Sorunu, kendini Türkiye bölge gündemine dayatan ve çözüm bekleyen en büyük sorun olarak ortaya çıkmasını başarabilmiştir. Bu gerçek hem bölge ülkeleri,  hem de uluslar arası büyük güçlerce de görüldü. Çözüm konusunda Türkiye’ye belli baskılarda gündeme geldi. Fakat PKK’nin sürece yanlış yaklaşımı, devlet içindeki bazı odakların provakatif yaklaşımları çözümü sekteye uğratmış, çözümden yana kişi ve çevreler tasfiye edilmiştir.
            Çözüm sürecinin tıkanması ile birlikte, savaş yeniden tırmanarak, Kürdistan adeta yeniden adım adım işgal edilerek tahrip edilmiş, binlerce köy yakılıp yıkılmıştır. Kürtlere dayatılan kirli savaşın sonucu olarak 17 bin yurtsever faili meçhule kurban vermiş, 10 binleri de tutuklanmış. Neredeyse işkence ve kötü muamele görmeyen insan kalmamıştır. Kürtlerin haklı mücadelelerini tasfiye etmek için, her türlü kirli yol mubah görülmüştür. Kirli savaşın sonucu Kürdistan tam bir harabeye çevrilmiştir. Tüm bu insanlık dışı uygulamalara rağmen Kürt Ulusal Mücadelesi tasfiye olmadığı gibi gün geçtikçe daha fazla güçlenmiştir. PKK Önderliğinin yakalanıp Türkiye’ye getirilmesi ardından, Kürt sorunu karşısında takındığı tutum, Devlet nezdinde belli bir umudun doğmasına neden olduysa da, çok geçmeden gerçeği anlayarak, bir kişiyi tutuklayarak, PKK’yi tasfiye ederek, Kürt Hareketini bitiremeyeceğini anladı. Çünkü Kürt Ulusal Hareketi tüm Dünyanın görüp kabul ettiği bir gerçektir. PKK’yi bahane ederek bir halkın haklı taleplerini görmemezlikten gelmek, mevcut dünya koşullarında mümkün değildir.
            Dolayısıyla Türk Devletinin bu gerçeği görüp, kabul etmesi, çözüm konusunda ikna olmuş gibi görünmesi, kuşkusuz önemli bir gelişmedir. Fakat nasıl bir çözüm geliştirilecek konusunda ciddi kuşkuların olduğu da açıktır. Gerçekten sorun yumağı haline gelen Kürt Sorunu çok ciddi tahlil edilerek adım adım köklü, kalıcı bir çözüme mi kavuşturulacak, yoksa PKK’yi tasfiye etmek için bazı tedbir alıcı adımlar mı atılacak. Eğer PKK’yi fiziki tasfiye yönelik bir açılım ise, bu Kürtleri ikna etmeyeceği gibi, daha fazla derinleşeceği, içinden çıkılmaz bir duruma getireceği açıktır. Yok, eğer Devlet soruna samimi yaklaşır, getireceği çözümlerle PKK dahil tüm Kürt taraflarını hesaba katar, kapsayıcı çözümlerle soruna yaklaşırsa, o zaman kalıcı ve gerçekçi bir çözüm gelişebilir. Çözüm için üç faktör oldukça önemlidir;
            1-devletin sorunun çözümü konusunda samimi ve dürüst davranması.
            2-PKK’nin de bu sürece dâhil edilmesi. Çözüm PKK’nin tabanına dayanarak siyaset yaptığı iddia eden DTP ile mümkün değildir. DTP ne böyle bir güce ne de iradeye sahiptir. PKK’nin bir açıklaması ile DTP varda olabilir, yokda olabilir. Emanetçi bir partidir. Öyle Şahinleri de, Güvercinleri de yoktur. Yürütülen politikalardan rahatsızlık duyanlar vardır ama ses çıkardıkları anda tasfiye olurlar. Dolayısıyla PKK’yi muhatap almak çözüm için en hayırlı yoldur. DTP aracı ve sözcü olabilir.
            3-PKK dışında kalan diğer Kürtlerdir. Kürtlerin büyük bir kesimi PKK ile hareket etmediği gibi, onun gibi de düşünmüyor. Öyleyse tüm Kürt Partileri, Siyasal Çevreleri, Sivil Toplum Örgütlerini kapsamalıdır. Kısacası tüm Kürtleri kapsayan bir çözümün geliştirilmesi şarttır.
   Gelinen aşamada ne Devletin eski resmi ideolojik yaklaşımı, ne PKK’nin dıştalayıcı yaklaşımı ile hiçbir sorun çözülemez. Eğer Kürtlerin bir halk olarak hakları varsa bunu tüm Kürtlerin tespit etmesi lazım. Kuşkusuz Devlet de, PKK’de, diğer Kürt Partileri de sürece katkı sunabilir. Ama son kararı Kürt Halkının vermesi gerekir. Devletin çözüm için neyi öngördüğünü bilemiyoruz. Çünkü henüz ortada somur bir paket yok. Aslında PKK’nin Kürtler adına ne istediği belli değil. Peş peşe değişik istemler, farklı talepler ileri sürüyorlar.
    Anlaşılan PKK Önderi ve PKK Yönetiminin kafası son derece karışıktır. İleri sürdükleri tezler arasında oldukça çelişkiler var. Önce Demokratik Cumhuriyet tezini ileri sürdüler, Daha sonra Kültürel Özerklik dediler. En son Demokratik Konfederalizmi savundular. Aslında çözüm için bir yol haritası sunmaktan ziyade, çözümü Öcalan’ın özgürlüğüne bağladılar. Kısacası PKK’nin nasıl bir çözüm istediği belli değil. Dolayısıyla PKK Kitlesi de bilmiyor. Oldukça muğlâk çelişkili bir durum söz konusudur.
            Onun içindir ki; herkes sürekli Kürtler ne istiyor diye soruşturup duruyor. Aslında Kürtlerin ne istediği gayet açık. Ama biri cesaret edip söyleyemiyor. Savsaklanıyor, bölük-börkçük dile getiriliyor. Eğer Kürtler bir halk ise, bir halk olarak kabul ediliyorsa, bir halkın sahip olması gereken hakları sıralamak kadar basit bir şey yoktur. Ya da başka bir deyişle söyleyelim. Türklerin hangi hakları vardır. Arapların, Farsların, Fransızların ne tür hakları vardır. Öyleyse Kürtler de bir halk olarak, her halkın sahip olduğu haklara sahip olmalıdır. Kısacası Kürtler halk olmaktan kaynaklanan tüm hakları istiyor. Eğer Kürtlere neyi istediği hakkı ve seçimi tanınırsa bütün bunları ister. O halde bütün bu gerçekleri en Demokratik bir şekilde tartışmak ve çözüme gitmek gerekmiyor mu?
   Mademki sürece Kürt Sorununun Demokratik Çözümü konuldu, o halde tüm seçenekleri çözüm yöntemlerini tartışmak, en makul çözümü bulmak, Kürtler hangi çözümü benimsiyorlar, Kürtlerle tartışarak bulmak mümkündür. Hatta gerekirse Kürtler içinde bir Referanduma giderek kalıcı bir çözüm aramak en doğrusu olacaktır    Kuşkusuz kördüğüm haline gelmiş olan bir sorunu bir çırpıda çözüme kavuşturmak oldukça zordur. Kürt Sorununun çözüm sürecinin ne kadar sancılı ve fırtınalı geçeceği Türkiye’deki mevcut Siyasal havadan anlamak rahatlıkla anlaşılıyor.
   MHP, CHP ve Genel Kurmay’ın duruş ve açıklamalarından anlaşılacağı gibi, hala Türkiye’de çözümü istemeyen, savaştan rant sağlayan, kandan beslenen belli ve güçlü odakların olduğu kesindir. Türk toplumunu geriye götürmek isteyen bu parti ve çevrelerin azınlıkta da olsa hala etkili olmaları toplum için utanç verici bir öğe oldukları gibi Türkiye Demokrasisi içinde büyük bir şansızlıktır. Ama engeller ne kadar büyük olursa olsun, iyi niyet doğru bir yaklaşım süreci ilerletebilir. Bir samimiyet ve iyi niyet gösterisi olarak, asgari haklardan başlayan kalıcı bir çözüme doğru gitmemiz imkan dahilindedir. Örneğin Kürt dili ve Kültürünü resmen tanıması, geliştirilmesi için olanaklar sağlanması, Anadilde eğitim imkânlarının sağlanması, Kürtçe basın-yayınının serbest bırakılması, Yerel Yönetimlerde yetkilerin genişletilmesi, Kürdistan’a Ekonomik yatırımların hızlandırılması, herkesi kapsayan bir genel affın çıkarılması vb. adımların acilen atılması gerekir.
            Bu ve benzeri adımlarla Kürtlerin Devlete olan güveni artacak. Kürtlerin sürece katkıları katlanarak artacaktır. Kalıcı çözüme doğru giden Devletin bölge ve Dünya da saygınlığı artacak, daha huzurlu ve güçlü bir Türkiye’nin doğmasına ön ayak olacaktır. Aksi taktirde çözüm sürecinde savsaklayan, günü birlik yaklaşımlarla soruna yaklaşım gösterilirse, sürekli olarak Kürt Sorunu ile başı ağrıyacak ve kan kaybedecektir.


Türkiye’yi refaha, huzura götürecek tek yol, Kürt sorununa Demokratik Çözüm yoludur. Sorunun çözümü önünde engel olmak isteyen kim olursa olsun zara görecek ve mutlaka zaman içinde aşılmaya mahkûm kalacaktır.



1-9-2009                                                     Selahattin GÜN

Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe