Kriz Derinleşiyor
AKP' ile Gülen hareketi arasında başlayan iktidar mücadelesi hız kesmeden devam ediyor.
Selahattin Gün
25.01.2014 - 12:52
AKP' ile Gülen hareketi arasında başlayan iktidar mücadelesi hız kesmeden devam ediyor. Her gün yeni kasetler, telefon konuşmaları ortaya çıkıyor. Gerçekleşen operasyonlar, görevden almalar gündemleşiyor. Karşılıklı hamleler, kirli oyunlar, akıl almaz komplolar sahneleniyor. Ortam allak bullak her taraf toz duman içinde. Kaos her gün bir az daha büyüyor. İktidar ve çıkar meselesi söz konusu olunca işin rengi daha da çirkinleşiyor. İktidarda kalmak veya iktidara gelmek için tüm yol ve yöntemler mubah sayılıyor. Bunun için taraflar arası yürütülen kavgada, her türlü çirkeflik, yolsuzluk, sahtekârlık, kanunsuzluk normal görülüyor. Yaşanan çatışma taraflardan birinin tasfiyesini hedeflediği için hiçbir kural tanımıyor.

Bu savaş toplumun tüm kesimlerini etkiliyor. Türkiye'de her şeyi derinden sarsmış durumda. Yıkıcı etkisini daha da derinleştirerek sürdürüyor, çünkü taraflardan hiçbirisi geri adım atmadığı gibi uzlaşmaya da yanaşmıyor. Dolaysıyla Erdoğan hükümeti ve Türkiye çok ciddi bir krizle karşı karşıyadır. Kısa sürede bu krizi atlatmanın çıkış işaretleri görünmüyor. Öyle görülüyor ki krizin baş aktörü gülen sanıldığından daha fazla hazırlıklıdır. Uluslar arası ve Türkiye'deki bağlantıları, ekonomik gücü, örgütlülüğü, kadrosal yapısı, diplomatik ilişkileri, devleti ele geçirecek veya AKP hükümetini alt edecek bir potansiyele sahip. Geriye kalan dış icazetti, onu da alınca düğmeye bastı. Gülen'in yıllarca hayalini kurduğu iktidar hiçbir dönemde bu kadar yakın olmamıştı. Böylece iç ve diş müttefiklerini de arkasına alarak savaşı başlattı. İktidara yürüme şansını deniyor. Ne kadar başarılı olur onu tarafların karşılıklı geliştirecekleri stratejik ve taktik hamleleri belli edecek. Kavganın ikinci tarafı Erdoğan ve hükümeti ise, kullanıldığın, ihanete uğradığını söyleyerek ikinci ''kurtuluş savaşı'' başlatmış durumda. Erdoğan istediği kadar paralel devlet, komplo, çete, yargı vesayeti ne diyorsa desin bütün bu durumların gelişip güçlenmesinden kendisi sorumludur. Bütün bunlar; yıllarca yürütülen politika ve stratejilerin bir sonucudur. Topumun yüzde 50 ye yakın kesimin oyunu almasına ve büyük vaatlerle yola çıkmasına rağmen, Türkiye'nin yapısal sorunlarına ciddi anlamda el atmadı ve çözmedi. Özellikle Kürt sorunu ve demokratikleşme konusunda sınıfta kaldı. Dışarıda yeni Osmancılık peşinde, içerde ise yani Türkiye ve demokratikleşme adı altında iktidarını güçlendirmenin yol ve yöntemlerini geliştirdi. Erdoğan'ın yeni Osmancılık ve küresel güç hayalleri batılı güçleri ciddi anlamda ürkütmeye başladı. Özellikle Ortadoğu ve İslam âlemine yönelik yürüttüğü politikalar, batı nezdinde büyük rahatsızlığa neden oldu. İlk politikada Kürtlere ve birçok toplumsal kesimi baskı altına alarak susturmaya çalıştı. Acil çözüm bekleyen sorunları erteleyerek veya dondurarak iktidarda daha fazla kalmanın plan ve projeleriyle uğraştı. Bu kadar bol sorunlu bir Ortadoğu ülkesinde hiçbir sorunu çözmeden iktidarda kalma hayallerinin mümkün olmadığı bir kere daha ortaya çıkmıştır. Çünkü birçok problem dış kaynaklıdır. Bölgenin hata Türkiye'nin siyasetini dizeyin eden, devletlerin sınırlarını çizen, Kürtleri ve birçok halkı yok sayan Ortadoğu halkları değildir. Dolaysıyla dış güçlerin siyasete müdahale koşulları ortadan kaldırılmadan bu kısır döngü hep devam edecektir.

İşte Türkiye'de iktidarın görüp de el atmak istemediği gerçeklikte budur. Ne zaman ki paralel devlet iktidarı alt etmeye çalıştığında yeni yeni gerçekleri görüp dillendirmeye başlıyorlar. Hâlbuki yıllardır bu paralel devlet, haşhaşılar denilen cemaat, vesayetçi nitelenen yargı, Kürtlere ve toplumun birçok kesimine kan kusturuyor adata. Üstelik Erdoğan iktidarıyla ittifak yaparak bunu yaptılar. KCK ve değişik davalar adı altında binlerce günahsız, suçsuz insan hapse atıldı. İşkenceye, hakarete, baskılara maruz kaldı. Aynı durum hala da devam ediyor. İktidarınıza yönelik olduğunda kıyameti koparıyorsunuz da, Kürtlere olunca neden kılınızı bile kıpırdatmıyorsunuz? APK hükümetini bilmem, ama Kürtler bu sorunun cevabını çok iyi biliyor. Çünkü Kürtlere ve Kürdistan'a reva görülen orman kanunlarıdır. Söz konusu Kürtler olunca hak, hukuk, adalet rafa kaldırılıyor. Önceden yazılmış senaryolar devreye girer. Bu uygulama yüz yıllardır böyle devam ediyor. Bu anlamda mevcut Türk yargısından hiçbir beklentisi olmadığı gibi güveni de kalmamıştır.

Peki, Türkiye'de kızışan bu kavga karşısında Kürtlerin tutumu ne olmalıdır? Günlerdir Türk basın ve yayın organlarında bu konu işleniyor, çünkü devam eden bir krizden hem Kürtler etkileniyor, hem de ister istemez Kürtleri de ilgilendirir. Ama Kürtlerin illa da taraf tutmasına da gerek yoktur. Kim ne derse desin zaten Kürtlerin bir tarafı vardır. Üçüncü bir taraf olarak siyasetin her alanına müdahale edebilmelidir. Hem Kürt halkının örgütlü düzeyi, hem de Kürdistan özgürlük mücadelesinin geldiği aşama bunu gerektiriyor. Aksi takdirde birinci ''kurtuluş'' sırasındakine benzer bir taraf tutma yaklaşımı Kürtlere hiçbir şey kazandırmayacaktır. Eğer Erdoğan'ın başlattığı ''ikinci kurtuluş'' savaşında Kürtlerden yardım almak istiyorsa, bu belli bir stratejik ittifak çerçevesinde olmalıdır. Kürt sorunun çözümü ve demokratikleşmeyi esas almayan hiçbir ittifak veya birliktelik Kürt halkı nezdinde itibar görmez, kabul edilemez. Bu gerçeği yadsıyan her türlün, gizli görüşme ve anlaşmanın başarı şansı yoktur. Bunu için, hükümetin, bütün bu olup bitenlerden ders çıkararak, geçmiş tecrübeleri de göz önünde bulundurarak, Kürtlerle ittifak yaparak kaostan çıkış yolu aramasıdır. Türkiye'de bu gerçeği esas almayan, Erdoğan veya her hangi bir iktidar Türkiye'yi düzlüğe çıkarması, kriz ortamından kurtarması mümkün görülmüyor. Çünkü ABD, İsrail ve batılı ülkeler de artık mevcut Erdoğan'ı istemiyor. Dolaysıyla demokratikleşmeyi esas almayan, Kürt sorunu çözmeyen bir iktidar, cemaatle giriştiği savaşı kazansa da kaybetmeye mahkûmdur.


25 Ocak 2014
S.Gün
Etiketler: kürdistan, kürt, kürtçe, nerina, azad