Türkiye'deki gelişmeler ve AKP'nin akıbeti
          Türkiye gündemi her gün yeni bir gelişme ile altüst oluyor. Kürtlere yönelik yapılan operasyonlar, Ergenekon çetesi Y-Muhtırası ve peşi sıra gelen ekonomik ve siyasi krizler bunlardan bir kaçıdır. Biri bitmeden diğeri patlak veriyor. AKP’ye açılan kapatma davası, Türkiye’de adeta yedi şiddetinde bir deprem etkisi yarattı. Kutuplaşmalar ve restleşmeler had safhaya ulaştı.
Selahattin Gün
25.05.2008 - 22:07
                                              Türkiye’deki gelişmeler ve AKP’nin akıbeti

          Türkiye gündemi her gün yeni bir gelişme ile altüst oluyor. Kürtlere yönelik yapılan operasyonlar, Ergenekon çetesi Y-Muhtırası ve peşi sıra gelen ekonomik ve siyasi krizler bunlardan bir kaçıdır. Biri bitmeden diğeri patlak veriyor. AKP’ye açılan kapatma davası, Türkiye’de adeta yedi şiddetinde bir deprem etkisi yarattı. Kutuplaşmalar ve restleşmeler had safhaya ulaştı. Toplumun tüm kesimleri kaygılanmaya ve geleceklerinden endişe duymaya başladı. öyle anlaşılıyor ki Türkiye tehlikeli, riskli bir iktidar mücadelesi sürecine giriyor. Demokrasiye geçişin sancılarını yaşayan toplumun bu sınavı başarı ile verip vermeyeceği fazla net değil, ancak; Mücadele sonucu demokrasiden yana güçlerin sergileyeceği tavırla netlik kazanacaktır.

          Bilindiği gibi AKP tek başına iktidara gelişini hazmedemeyen güçler oldu. Rejimin tehlikeye girdiğini dillendirerek sürekli kriz yaratmaya çalıştılar. Demokratik mücadele yöntemleri ile başarılı olamayan söz konusu bu güçler, sürekli Sünni krizler yaratarak AKP iktidarını zayıf düşürmeye ve mümkünse bertaraf etmeye çalışıyorlar. Gelinen aşamada bu güçlerin önemli mesafe katlettiklerini, AKP’yi tasfiye temek için büyük ilerleme kaydettikleri de bir gerçektir. Türkiye’nin anti demokratik rejim yapısının değişmesini istemeyen, çıkarcı, statükocu güçler, en ufak demokratik açılıma bile mutlaka şiddetle karşı çıkarak boşa çıkarmaya çalışıyorlar. Bu konuda her türlü gayri meşru yöntemleri de kullanmadan geri durmazlar. TC tarihinde hep böyle olmuştur.

          Demokratik gelişmenin önünün tıkamanın temel argümanı bölücülük ve irtica olarak benimsenmiştir. Yani eğer Türkiye’de demokrasi gelişmiyorsa sebebi Kürtçülüktür ya da dindir. Bölücülük ve irtica ile mücadele adı altında neredeyse devletin tüm kurumlarında çete grupları türemeye başladı. Hiçbir kanun ve hukuk kuralına uymayan bu yapılanmalar, Türkiye ve Kürdistan’da terör estirdiler. Devletin tüm kaynaklarını yiyip bitirdiler.  Türkiye’yi adeta çete- mafya devletine çevirdiler. Her ne hikmet ise hepside devlete sahip çıkma adına yola çıktıklarını iddia eden, ulusalcı, milliyetçi, Atatürkçü, vatanperver gibi vasıflara sahiplik eden çevre ve kişilerden meydana geliyordu. Kürtlerin ulusal demokratik mücadelesini bastırmak için, örgütlemesine göz yumulan bu yapılanmalar, devletin tüm kurumlarına sızarak ele geçirdiler. Belli bir aşamadan sonra iyice palazlanan bu güçler devlete kafa tutacak hale geldiler. İktidara gelen her hükümeti kısa zamanda işlevsiz kılarak tasfiye ettiler. Devletin hiçbir kurumunu çalıştırmadılar yada diledikleri gibi çalıştırdılar.

          Yıllardır bu durumdan kurtulmak isteyen çeşitli hükümetler ve çevreler olsa da bir türlü başarılı olamıyorlar. Türkiye’de derin çete yapısına biraz olsun yönelmek isteyen her hükümet kısa sürede başına çeşitli belalar getirilerek devreden çıkarılmıştır.

          En son AKP iktidarına yönelik geliştirilen saldırılar, partilerine yönelik kapatma davası da elit derin çete yapılanmasının bir hamlesidir. AKP hükümeti azda olsa bu çete yapılanmalarına karşı belli bir mücadele verdi. önemli bir başarıda sağladı. Ama söz konusu derin çetenin hala devletin birçok kurumunda etkili oldukları da bir gerçek. Eskisi gibi olmasa da hala kriz çıkartacak, gündem saptıracak, demokratik süreci sekteye uğratacak kadar güçlüdürler.

          AKP biraz demokratik reformlar yaptı diye, çıkarları tehlikeye giren bu güçler hemen devreye girerek, AKP laiklik karşıtıdır bahanesi ile kapatma davası açtılar. Dava kapatma ile sonuçlanır mı sonuçlanmaz mı fazla net değil. Ama yeni gelişmeler, uzlaşmalar olmasa büyük ihtimalle kapatılır. Eğer kapatılırsa AKP kazdığı kuyuya kendisi düşmüş olacak. çünkü AKP dürüst davransaydı çifte standart bir politikayı esas almasaydı, bu tür durumlarla karşı karşıya kalmayabilirdi. Yada herhangi bir engellemeyi rahatlıkla bertaraf ederdi. Eline anayasayı bile değiştirebilecek bir fırsat geçmişti. Mecliste altı yıldır çoğunlukta idi. Buna rağmen gerekli demokratik adımları atmadı. Mevcut sistemi değiştirecek düzenlemeleri yapmadı. Hep tereddütlü davrandı. Türkiye’yi bir bütün olarak düşünmedi. Türkiye’de yaşayan halkların çözüm bekleyen sorunlarını görmek istemedi. Farklılıkları renkleri zenginlik olarak görse de hiçbir zaman kucaklamadı. Bilinene ayak oyunları ile birçok kesimi kandırmaya çalıştı. Sadece iktidarın nimetlerinden yararlanarak partisini ve yandaşlarını güçlendirmeye çalıştı. çoğu zaman sistemin partisi oldu. Meclisteki çoğunluğun verdiği rehavetle adeta kendisini kaybetti. Sadece kendisini esas aldı. Ne zamanki tehlikenin ucu kendisine dokundu, o zaman adım atmak istedi. Anayasayı kanunları değiştirmeye çalıştı. Ama iş işten geçmişti. Zamansız çabanın sistemi değiştirmeyeceği de çok açıktır.

          Mevcut durumda AKP değiştirmekte tereddüt ettiği sistem ve sistemin anayasası, yargısı  ile karşı karşıyadır. Her halde AKP bu çarpık düzenin çarpık yaslarının bir gün kendisine de yöneleceğini hesaplayamamıştı. Geçmiş iktidarların akıbetinden yeterince ders çıkarmamış olacak ki bu kadar pervasız ve vurdumduymaz davrandı. Eğer böyle olmasaydı, Türkiye’de bütün koşullar lehte iken fırsat ele geçmiş iken Türkiye’nin gelişimini engelleyen öncelikli sorunlardan başlayarak tek tek çözmeye çalışırdı. Bu bağlamda kim ne diyorsa desin Türkiye’nin en önemli sorunu Kürt sorunudur. Kürt sorununu çözemeyen bir iktidar hiçbir soruna kalıcı çözüm getiremez. Türkiye’nin demokratikleşme sorunu ekonomik sosyal v.b tüm sorunları Kürt sorununun çözümüne bağlıdır. Kürt sorunu Türkiye’de bütün sorunların çözüm anahtarıdır. İşte bu gerçeği göremeyen bir iktidar, bırakın gelişme sağlamayı, ayakta kalması bile zordur.

          Türkiye’de iktidara gelen bütün hükümetler temel sorunlara el atmadıkları için biri diğerini aratmıyor. Bütün vaatleri havada kalıyor. Gereken gelişmeyi sağlayamıyor. Tüm olumlu potansiyeline rağmen Türkiye adeta yerinde sayıyor.  Türkiye’deki bu muazzam büyük tecrübeye rağmen, AKP hala 25-30 milyonluk bir halkın sorununu ekonomik sorun olarak görüyor. Birçok yasal düzenlemeyi Kürtler yararlanır diye yapmıyor. Demokratikleşme açılımları Kürt kaygılarından dolayı gerçekleştirilmiyor. Kürtleri bir halkı olarak tanımıyor. Farklı siyasi partiler hakkında açılan kapatma davalarına yönelik hiç konuşmuyor, eleştirmiyor.

          Hukuk demokrasi, insan hakları konusunda bu kadar çifte standart, ikiyüzlü bir politikayı esas alan bir partinin iktidarı demokratik gelişmeyi ne kadar gerçekleştirebilir.

          Kürt kaygısından dolayı elinde fırsat varken demokratikleşmeyi sağlamıyor. Anayasayı demokratik çağdaş dünya normlarına değiştirmeyen AKP iktidarı ciddi bir sınavla karşı karşıyadır. Bu sınavı başarı ile vermeyi kendi çıkarları açısından nasıl bir yol izleyecekleri bilinmez. Ama başvuracakları seçenekler sınırlıdır. Ya düzenin statükocu güçleri ile uzlaşacak yada Avrupa yolunda demokratikleşmeye hız vererek, başta Kürt sorunu olmak üzere Türkiye’nin bir çok sorununa kalıcı demokratik çözümler getirmek için dürüstçe mücadele edecek.

          Devletin derin güçleri ile uzlaşması durumunda AKP den kopmalar hızlanır, bölünmeye kadar gider. Böyle bir durum karşısında önümüzdeki seçimlerde bırakalım birinci parti olmayı barajı bile zor aşar bir duruma gelir. Türkiye’nin Avrupa birliği macerası hayal olur. Demokratikleşme süreci kesintiye uğrar. Gelişme, büyüme yerine yeniden iç sorunlarla boğuşur hale gelir. Kürt sorunu ve ekonomik sorunlar Türkiye’yi büyük dar boğazlara sürükler. Böylece dış müdahalelere her zamankinden daha fazla açık hale gelecektir. Böylesi bir tablo karşısında Türkiye halklarının geleceğini şimdiden kestirmek güçtür. Fakat oldukça çalkantılı ve kanlı geçeceği kesindir. öyleyse Türkiye halklarının ve AKP’nin de hayrına olan mevcut sistemi anayasayı değiştirecek demokratik reformlara devam seçeneğidir. Avrupa birliği yolunda demokratikleşmeyi esas alan Kürt sorununa demokratik çözümler getiren bir AKP kapatılsa bile yeniden toparlanıp Türkiye koşullarında iktidar olma şansına fazlası ile sahiptir. Yeter ki dürüst olsun.

          Kuşkusuz sadece anayasa veya yasaları değiştirmek ile demokrasi gelmiyor.  Türkiye’de gerçek demokrasinin gelişmesi için başta AKP iktidarı olmak üzere birçok kurumda hâkim olan şoven Kemalist ruh ve zihniyet yapısının değişmesi lazım çünkü demokrasi sadece bir yasal düzenleme meselesi değil. Esasta bir kültür ve ruh meselesidir. Hala otuz milyonluk bir halkı inkâr eden hiçbir hak reva görmeyen bir zihniyet nasıl demokrat olur. Demokratik gelişmeyi hangi evrensel ölçülerle geliştirebilir.

          Türkiye’deki bu büyük insanlık dramı ve çelişkiyi görmeyen hiçbir iktidar demokratikleşmeyi sağlayamayacağı gibi ayakta kalması bile mümkün değildir. İşte Türkiye ve AKP iktidarının karşı karşıya kaldığı gerçeklik budur. Yada bu gerçeği görüp kabul edecek, yada yüzyıl daha aynı sorunlarla boğuşarak geçirecektir.
25 Mayıs 2008

Selahattin GüN
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe