Türkiyelileşme Tartışmaları Ve Birlik Sorunu
BDP’ nin işlevini bitirmesi, milletvekilleri ve bir bütün olarak Kürtlerin HDP şemsiyesi altında siyasete başlaması, doğal olarak Kürtlerde hatta birçok Türk aydını, yazar ve çizerin tepkisine yol açtı. Kamuoyu ve medyada yoğun tartışmalara neden ol.
Selahattin Gün
21.06.2014 - 19:59
BDP’ nin işlevini bitirmesi, milletvekilleri ve bir bütün olarak Kürtlerin HDP şemsiyesi altında siyasete başlaması, doğal olarak Kürtlerde hatta birçok Türk aydını, yazar ve çizerin tepkisine yol açtı. Kamuoyu ve medyada yoğun tartışmalara neden oldu. Kürt sorunu ile ilgili, ilgisiz birçok aydın ve yazar değişik yorum ve analizlerle düşünce beyanında bulundu. PKK ve BDP’ ye yakınlığı ile bilinen yazar ve aydın çevrelerinde bu projeye sıcak bakmadıkları, değişik açılardan eleştirdikleri herkesin malumudur. En sert tepki ise, haklı olarak yıllarını Kürdistan ulusal mücadelesine vermiş, bedel ödemiş, Kesimlerden geldi. Hala PKK veya BDP’nın her türlü çalışmasına etkin katılan ve otuz yıllık ulusal mücadelede en fazla bedel ödeyen, emek sahibi olan bir anlamda Kürdistan özgürlük hareketinin bel kemiğini oluşturan sessiz çoğunluğunda, son derece rahatsız olduğu, tepki duyduğu, mevcut durumu kabullenemediği bilinen bir gerçektir.

Çünkü Kürt halkı bağımsızlıkçı, özgürlükçü, ulusalcı geçinen PKK’den eser kalmadığını artık rahatlıkla görebiliyor. Devlet, federasyon, toprak istemediklerini en yetkili ağızlardan dillendiriliyor. Kürdistan’i ulusalcı, milliyetçi dinamiklere artık öcü gibi yaklaşıyorlar. Bazı siyasetçi ve yazarında işaret ettiği gibi, mevcut esas aldıkları çizgi siyasal hedeflerinden en geri sınırlarına kadar geri çekilmiştir. Ulusalcı dinamiklerini terk edip, en gerisinden sağcı bir reformculuk çizgisinde tutunmaya çalışmaktadır. Bu projeyi savunan, överek göklere çıkaran PKK’ nin basın yayını ile devlet iktidar yakınlığı ile tanınan yazar ve aydınlardır. Mevcut projeyi eleştiren, Kürtlerin çıkarına olmadığını savunan tüm çevrelere PKK’nın makul bir izahı olmadığı gibi, herkesi susturmaya yönelik tehditkâr bir üslupla suçlamalara başvurmayı tercih ettiler. Bilmiyorsunuz, anlama yeteneğiniz yok. Devletin yönlendirmesi altındasınız, boş konuşuyorsunuz. Zaten bir şey yapmıyorsunuz, hiçbir yük sorumluluk almıyorsunuz, öyleyse konuşmayın anlamına gelebilecek cevaplarla geçiştirmeye çalıştılar.

Türkiyelileşme projesine yönelik yapılan eleştiri ve gösterilen tepkilere karşı KCK şöyle bir cevap yetiştirmeye çalıştı.’’ BDP’nın HDP ye geçmesini eleştirenler; bunlar politik yaklaşım içinde olmayan ve ciddi bir siyasi hedeften yoksun yaklaşımlardır. Türkiyelileşme projesine olumsuz yaklaşanlar, devletin yönlendirmesi altında hareket ediyorlar. Kürt özgürlük hareketi, mücadeleyi başarıya götürmek istiyor. Sırtında yumurta kefesi olmayanlar, bol keseden konuşuyorlar. HDP YE itiraz eden bazı Kürtlerin kaygısı, özgür ve demokratik yaşama kavuşması değildir. Ya bilinçsizce bu duruma düşüyorlar yâda böyle kaygıları olmayanlar tarafından yönlendiriyorlar’’.

Yıllardır eleştirilere karşı PKK’nın gösterdiği klasik bilinen tepkilerden farklı değil. Yine devlet yönlendirmesi, ajan işbirlikçi yakıştırmalarla eleştirileri boşa çıkarmaya çalışıyorlar. Hâlbuki Türkiyelileşmeyi sadece hükümet ve devlete yakın çevreler olumluyor. Buna rağmen eleştiri hakkını kullanan kişi ve çevreler hakkında bu kadar düzeysiz ithamlarda bulunmak, hangi insani ve demokratik yaklaşımla bağdaşır. PKK’nın savunduğu düşünce, ileri sürdükleri çözüm projesi, esas aldığı paradigma nasıl ki demokratik bir hak ise, diğer siyasi ve akımlarında, ileri sürdükleri çözüm önerileri ve eleştirilerde o kadar demokratik bir haktır. PKK Kürt sorunu veya herhangi bir konuda proje ileri sürme, çözüm önerileri geliştirmede, her türlü eleştiri yapmada özgür olduğu gibi, başkasının da ayni özgürlüğü kullanmada engelleyici ve düşmanlık kokan tavırlarından vazgeçmelidir.

Yoksa ben savaştım, kuzey siyasetini ben yönlendiriyorum, silahlı gücüm var deyip, farklı düşünce ve çözüm önerileri veya eleştirileri bir düşman oyunu olarak lanse edip karalamak, Kürtler arası düşmanlığı yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır. Nitekim basın yayın yolu ile her gün Kürt halkına propaganda adı altında pompalayanların Kürtleri birbirinden uzaklaştırmaktan başka hiçbir yararı olmadığı ortada.

Benzer açıklamalar İmralı cephesinden de peşi sıra geliyor. HDP heyeti aracılığıyla kamuoyuna yansıyan, Öcalan açıklamasında da şunlar vurgulanıyor.’’ Bu ülkenin (Türkiye’yi kastediyor ) bölünmesi üzerinden ilkel propaganda ve savaş çığırtkanlığı yapan herkes gericidir. Bu temelde siyaset yapanların hiç biri yerli değildir. Bunlar uluslararası angajmanların ajandaları ile çalışıyorlar’’diyor. Peki, yıllarca bağımsız Kürdistan için, Türk devleti ile savaşan PKK’yı bunun neresine koyacağız. Yıllarca verilen mücadele yürütülen propaganda yabancıların bir oyunumuydu? İlkel gerici propagandalar mıydı? Bunlar eğer bir devlet oyunu değilse anlamak son derece güçtür. Başından beri Kürt siyaseti, bağımsızlık yâda federatif Kürdistan istediği için Türk solundan ayrıldı. Ayrı örgütlenmeye gitti. Bunun için on yıllarca savaştı mücadele verdi. Bütün bu gerçeklere rağmen ne değişti. Geçmişe bu kadar acımasızca saldırmanın nedeni ne? Bağımsız Kürdistan, Türkiye’den ayrılma bu temelde yapılan tartışmalar, geliştirilen çözüm önerileri neden gericilik olsun, neden devrimcilik değil de yabancıların ajandaları olsun. Kürtler bunun için varını yokunu ortaya koyarak ölüm çemberinden geçti. Savaştı bedel ödedi. Hala da bedel ödemeye devam ediyor.

Nihayetinde her kürdün dilinde ve gönlünde mutlaka bir Kürdistan vardır. Buna rağmen özgür Kürdistan istemek, ayrılmayı savunmak gericiliktir demek tek kelime ile Kürtlerle alay etmek demektir. Yâda Kürdistan’ı kendi çiftliği sanan, Kürtleri de çiftlik içinde otlayan koyunlar gibi gören bir zihniyetin sahibi ancak bunları ileri sürebilir. Üstelik tüm Kürtlerinde böyle görmesini ve kabul etmesini istiyor. Bu zihniyetin temsil ettiği işleyiş içinde en ufak bir demokratik kırıntıyı görmek mümkün mü? Demokrasiyi, barışı, kardeşliği, birliği dillerinden düşürmeyen zihniyet sahiplerinin şu sözleri birçok şeyi ifade ediyor.’’ Demek ki tarihsel olarak gerçekleşmiş bir durum var. Ya sömürgecilik tarafında olursunuz, yâda PKK. Bunun dışında artık üçüncü bir taraf yoktur. Bunu herkesin iyice görüp anlamsı gerekir. Bu noktada asla yanlış yapmamak gerekir. PKK ‘ye alternatif olmak isteyen sömürgecinin yanına gider. Demek ki PKK ‘ye alternatif olunmaz. PKK nin bir kolu, bir parçası, bir boyutu, bir dostu olunabilir. Bu temelde yurtsever bir parti olarak örgütlenebilir. Ve politika yapabilir. Ama bu konuda PKK YE karşıt veya alternatif olma değil de, PKK ile oyum ve dostluk içinde olmayı gerektirir.’’

Demek ki, PKK’nın hüküm sürdüğü her yerde ancak PKK’nın bir kolu, bir parçası veya bir boyutu olarak yaşaya bilirsin. Aksi durumda düşmansın sana yaşam hakkı tanımayacaktır. Muhalefet istemiyor, alternatif kabul etmiyor, farklılıklara müsaade etmiyor buna rağmen en iyi demokratik sistemi kuracağını iddia ediyor. Bunu ben değil, Duran Kalkan 25 Kasım 2013 tarihinde PKK nin kuruluş yıl dönümü münasebetiyle yaptığı konuşmada söylüyor. Tek partili dikta rejimlerinin olduğu ülkeler dışında, dünyanın her tarafında her düşünce akımı parti kurabilir, siyaset yapabilir, bu temelde her türlü örgütsel çalışmayı yürütebilir. Ama PKK’nın hüküm sürdürdüğü yerlerde koşullara bağlanmıştır. Esas aldığı sistemde hiçbir muhalefete, renkliliğe tahammülü olmadığı gibi, düşman ilan etmekten de geri durmuyor. Tam bir reel sosyalist zihniyetin Kürdistan versiyonu. Bağımsızlık istiyorsa, herkesin istemesi lazım. Federasyon dese federasyon, özerklik Dese özerklik, Türkiyelileşme dese yine ayni şekilde tüm Kürtlerin benimsemesi gerekiyor. Aksi taktirde buna itiraz eden herkes, gericidir, haindir, devlet piyonudur, yabancıların planları temelinde hareket ediyor demektir. Açıkça Kürt halkına ve tüm siyasi çevrelere konuşmayın, görmeyin, eleştirmeyin sadece susun diyor. Çünkü sizin adınıza biz yeterince konuşuyoruz ve söz konusu ülke sorunları olunca bu konuda tek yetkili ve konuşma hakkına sahip olan merci biziz. Dolayısıyla tek hakkınız var oda uslu bir şekilde susmaktır. Tüm tehditkâr ve karalayıcı yaklaşımlara rağmen, Kürt özgülük hareketi içinde süreçle ilgili başlayan tartışmalar ve eleştiriler hızından hiçbir şey eksilmeden devam ediyor. Türkiyelileşme projesini tartışmak, Kürtler açısından son derece normal bir durumdur. Çünkü kapalı kapılar ardından nelerin konuşulduğunu kimse bilmiyor. Her şey bir muamma. Bir çözüm süreci bilinmezliği ile halk yıllardır oyalanıyor. Çözüm gelişecekse nasıl bir çözüm. Kürdistan’ın statüsü ne olacak, kısacası kimse neyin ne olduğunu bilmiyor. Kafalar son derece karışık, umutsuzluk, güvensizlik gittikçe artıyor. Bu kafa karışıklığı ve güvensizlik PKK yapısı ve yönetimi açısından da geçerlidir. Nihayet PKK yönetiminin, ne kadar kafa karışıklığı içinde olduğu, sürece karşı güvensizlik duyduğu yapılan açıklamalarda rahatlıkla görülebilir.

Duran Kalkan’ın geçtiğimiz günlerde Sterk TV ye verdiği demeçte şöyle diyordu:” Öcalan’ın kendisi ile doğrudan ilişki olmadan artık söylenenlere inanmayacaklarını söyledi. Kandilde bulunanlara doğrudan hitap etmediği taktirde, bu konuda yapılan açıklamalara artık inanmayacaklarını açıkladı. Erdoğan’a gelince montaj oluyor da, bize gelenlerin montaj olmadığı ne malum. Onun için gerçeği görmek istiyoruz. İmralı’ya giden heyet bir açıklama yapıyor, hükümet hemen farklı bir açıklama yapıyor. Bu bir güven sarsılmasına neden oluyor.” Kandil yönetimi; söylenenlere inanmayarak haklıdır çünkü Türkiyelileşme onlarında kafasını çok bulandırmıştır. Belki mücadeleye emek vermemiş dışarıdan birisi için susmak, seyirci kalmak kolay bir durum olabilir. Fakat yıllarını Ulusal mücadeleye vermiş insanlar için, tüm olumsuzluklara göz yumarak susması son derece zordur. Ama neyazıkki Kandil yönetimi geç kalmıştır. Rahatsızlık duyduğu durum yeni değil, 1999 yılından beri devem eden sürecin bir devamıdır yaşananlar. Aslında son açıklamalar Kandil yönetiminin, uzun süredir duyduğu bir tepki patlamasıdır. Hâlbuki PKK yönetimi başından beri İmralı’dan gelen her türlü sözlü veya yazılı açıklamaları bir emir olarak ele almış ve uygulamaya sokmuştur. Son çözüm süreci ve Türkiyelileşme projesine ilişkin İmralı’nın önerilerine karşı en ufak bir karşı duruş sergilememiştir. En azından kamuoyuna yansıyan açıklamalarda böyle bir şeye rastlamadık. Şimdi sormak gerekir:14 yıllık süreç içinde İmralı’dan geliştirilen tüm projelere inandınızda, şimdi neden inanmıyorsunuz? Avukatlar ve BDP heyetleri sizi temsil ediyordu da şimdi ne oldu da onlar sizi temsil etmiyor? Şimdiye kadar gelen belgeler gerçekti, yeni gelenler mi montaj oldu. Açık söylemek gerekirse, Kandil süreç karşısında son derece kararsız ve ikircikli bir tavır içindedir. Bir yandan İmralı’dan gelen emir ve projeleri kabul ettiğini açıklıyor, diğer taraftan İmralı’yı boşa çıkaran pratik ve davranışlar sergiliyor. Öcalan; açıkça devlet, toprak hatta özerklik bile istemediğini ilan ederek, Türkiyelileşme projesini devreye soktu. Kürt sorununu üniter devlet sınırları içinde, Türkiye’yi demokratikleştirerek çözmek istediğini söylüyor. Eğer Kandil yönetimi, böyle bir çözüme evet diyorsa ve bunu kamuoyu ile paylaşmışsa, o zaman ikili oynamaktan vazgeçmelidir.
Çünkü devlet uygun gördüğü yer ve zamanda karakolda, barajda, yolda yapar. Devlet kendi güvenliği için, her türlü tasarrufu yapabilir. Kürt devleti istemiyorum, Türkiyelileşiyorum demek, devlet otoritesini kabul ediyorum demektir. Dolayısıyla, Böyle bir hedef uğruna ne tahriklere, ne şiddete, nede Kürt kanının dökülmesine gerek yoktur. Türkiyelileşme projesi için, Kürtleri şiddete teşvik etmek, Kürt gençlerinin ölümüne sebebiyet vermek işlenen suça ortak olmaktır.

Kuzey Kürdistan’daki ulusal mücadele açısından ele alınması gereken diğer önemli bir konu ise, partiler arası birlik sorunudur. PKK’nın Kürdistan’daki partilerle birlik veya ittifak anlayışını az çok herkes biliyor. PKK’nın bir kolu, parçası veya boyutu olmayan her hangi bir örgütle ittifak yapması, imkân dâhilinde görünmüyor. Bırakalım ittifak yapmayı, ona göre düşmanın PKK’yı tasfiye etmek için, kurduğu parti veya örgütlerdir. Başından beri PKK, K. Kürdistan’daki diğer parti ve örgütlere böyle baktı ve bu temelde yaklaşım gösterdi. Mevcut durumda da, devlet kurumları ile görüşen, en yakın kendisi olmasına rağmen, hala diğer partiler hakkındaki yaklaşımından vazgeçmiş değil. Dolayısıyla kısa sürede, PKK ile diğer partilerin hatta genelde tüm Kürdistan’ı partilerle, parça veya ulusal düzeyde bir birliğe gitmekten söz etmek mümkün değildir. Ne yazık ki, PKK dışında kalan diğer partilerinde birlik konusundaki yaklaşımları, egemen Kürt siyasetine karşı duruşları da fazla iç açıcı değildir. Uzun yılların birikimi ve politik deneyimlerine rağmen, hala birçok yönüyle 80 öncesi hastalıklardan kendilerini arındırmış değil. Özellikle son yıllarda ortaya çıkan muazzam elverişli koşullara rağmen, henüz yeni dönemin çalışma ve örgütleme tarzı tutturulmuş değildir. Amaç ve hedefler konusunda birbirlerine yakın konumda olmalarına rağmen, küçük olsun benim olsun yaklaşımı, birlik olmalarını engellediği gibi, Kürtler açısından bir çekim merkezi olmasını da önlüyor. Nitekim özverili yaklaşımlar ve önemli çabalar olmakla birlikte toplumda fazla karşılık bulamıyor.

Yıllarca PKK’nın yürüttüğü pratik üzerinden siyaset yapıldı. PKK şöyle dedi, şunu yaptı, böyle davrandı. Elbette ki PKK’nın yanlışlarını görmek, eleştirmek her kişi veya partinin görevidir. Lakin her partinin gündemi bir çalışma düzeninin de olması gerekir. Bence zayıf kalan yön ikinci seçenektir. Kürt toplumu, PKK ile devletin insafına terk edildi. Uzun süre çeşitli gerekçeler ileri sürülerek çalışmalar ihmal edildi. Olması gereken siyasal ve örgütsel çalışmanın içine bir türlü girilemedi. Hala da İmralı’nın belirlediği gündem etrafında dönüp dolaşma alışkanlığından vazgeçilmiş değildir. Birlik olmayarak, çok parçalı davranarak, hedeflere ulaşmada zaman kaybediliyor. Zamana bırakılan her görev ve sorumluluk, Kürdistan toplumu nezdinde güvesizliğe ve hoşnutsuzluğa neden olur. Bunun için tarihi bir süreçten geçen, Kürdistan ulusal mücadelesi Karşısında tüm tarafların parti çıkarları ve ucuz hesapları bir tarafa bırakarak, milli çıkarlar temelinde birlik olmaları kendini dayatan acil bir yurtseverlik görevidir.

Selahattin Gün

21 06 2014
Etiketler: Selahattin Gün, Türkiyelileşme, Tartışmaları, Ve, Birlik, Sorunu