Hain Kim, Düşman Kim?
2. Ulusal Kadın Konferansı hazırlık çalışmaları sürüyor. Yaklaşık bir aydır PWD de hazırlık komitesinin gündeminde. Bize konferansa katılacağımız belirtildi. Kısa bir süre sonra KJB ve KJB’ye bağlı kişi ve kurumlar, komitede yaşanan bazı anlaşmazlıklardan dolayı konferansı boykot edeceklerini açıkladılar.
Neval Çelik
15.05.2012 - 05:10
Hain Kim, Düşman Kim?
2. Ulusal Kadın Konferansı hazırlık çalışmaları sürüyor. Yaklaşık bir aydır PWD de hazırlık komitesinin gündeminde. Bize konferansa katılacağımız belirtildi. Kısa bir süre sonra KJB ve KJB?ye bağlı kişi ve kurumlar, komitede yaşanan bazı anlaşmazlıklardan dolayı konferansı boykot edeceklerini açıkladılar. Boykot gerekçelerinden biri de PWD?nin konferansa çağırılmasıydı. Durum Kuzey ile Güney arasında çıkmaza girince toplantılar yaptılar. Diğer konularda uzlaşma sağlanırken, PWD?nin katılımına ilişkin karar Kuzey?e yani PKK?ye bırakıldı. Bu aşamada irdelenecek çok konu var; Kürdistan?da siyaset, demokrasi mücadelesi, kadının siyaset içindeki pozisyonu gibi? Fakat bunlara girmeden önce bu yazımda, KJB?nin boykot bildirisinde bizim için kullandığı ?hain, düşman? tanımlamalarına cevap hakkımı kullanacağım.

1- Binlerce insan PKK?den ayrıldı. Hiçbiri PKK?ye katılırken, ?birgün ayrılmak üzere katılıyorum? diye düşünmedi. Ölümüne katıldı, canını ortaya koydu, haksızlığa başkaldırdı, daha güzel ve eşit bir yaşama inandı. Ben PKK?ye katılmadan önce PKK?nin programını, tüzüğünü, sosyalizm anlayışına dair değerlendirmelerini okudum. Katıldım ve bundan asla pişmanlık duymuyorum. Katıldığım andan itibaren karşılaştıklarım okuduklarıma uymuyordu. Katı uygulamalar, infazlar sınıf mücadelesi olarak tanımlanıyordu. İnanç her şeyin üstünü örtebiliyor. Fakat zaman o örtüyü ağır ağır da olsa kaldırıyor. İnancı kıran en temel unsur ise PKK?de örgüt içi siyaset oldu. En üstten en alta tüm kurum ve kişiler arası siyaset ve insanın araç olarak değerlendirilmesi büyük kirlilikti. Ve yine zaman, insan şöyle bir durduğunda kendisinin de ne kadar kirlendiğini; bunu da kişiliğinden soyunarak yaşadığını gösteriyor insana. Orada ruhen kopuyorsun. Çok sevdiğim insanlar can verdi, çok değerli insanlar? Aslında kendine itiraf etmesen de bedensel bir varoluşa dönüşüyor PKK?de kalmak. Ta ki örgütle karşı karşıya gelene kadar. Benim yaşadığım ilk çarpışma 1999?da MED TV?de sorumlu iken oldu. Abdullah Öcalan Türkiye?ye teslim edilmişti, halk ölümüne ayaktaydı. Tam bir serhıldandı ve TV yayınları tümüyle buna dönüktü. Dünyanın her yerinde yaşayan Kürtler ayaktaydı ve sonuç almak muhakkaktı. Öcalan yakalandıktan bir hafta kadar sonra el yazısı bir kağıt geldi; ?eğer yayın akışını normalleştirmez ve halkı durdurmazsanız ajan olduğunuzu ilan ederim? diyordu. Şu anda bile bunu izah edecek bir ifade bulamıyorum. Neden, neden, neden? Bunu defalarca sordum. Ertesi gece bir programın yayını sırasında rejide otururken halktan bir yurtsever arayarak bana ?siz ajansınız, başkanımız içerde siz ne konuşuyorsunuz? dedi ağlayarak. Bir şey diyemezdim. Dağa gitme uyarılarına rağmen, geri gittim. Farklı soruşturmalar ardından tüzük hakkımı kullanarak örgüt görevinden çekildim. Ve tam bir yıl tutuklu kaldım. Bir konsey üyesine, ?tüzük hakkımı kullandım, tutuklama yetkiniz yok? dediğimde; ?PKK hem tüzük hem de gelenekler hareketidir? dedi. Özgürlük mücadelesi siyasetin gerekliliklerinin şekillendirdiği geleneklerle verilemez. Tüzük ve gelenek hareketi diye bir şey özgürlük mücadele literatüründe yoktur. O halde ben neredeyim, kimim, ne yapıyorum sorularına artık ne tüzük ne de gelenekler engel olamıyor işte? Peki bu geleneklerin subjektivizminde haklı ile haksız nasıl ayırt edilebilirdi ve daha da önemlisi kim ayırt edecekti? Bunun cevabını sonraki ilk kongrede aldım. Kanun koyuluyor fakat dışarı çıkınca buna göre davranan insanlar yargılanıyordu. Çünkü geleneğe ters düşüyordu. Ayrıldım, ayrıldık. Düşünebilen, PKK?ye ne için katıldığını bilen arkadaşlarla ayrıldık.
Ayrılırken düşüncelerimi, geçmişimi, inandıklarımı da aldım. Peki kim suçlu? Ben suçlu değilim. Beni ulusal mücadelenin dışına iten, en temiz duygularla katılan binlerce insanı kişiliğinden, inançlarından soyan sistem suçludur; geleneğin sahipleri suçludur, amacın dışına çıkanlar suçludur.

2- Yirmi yıldır doğduğum topraklardan ayrı yaşıyorum. Çok özledim; o toprakların özgür iradesine kavuştuğunu görmeyi, orada çalışmayı, orada ağlamayı ve gülmeyi, orada ölmeyi ve gömülmeyi istiyorum. Buna rağmen geride bıraktıklarıma sırt çevirip teslim olmadım, kimseye yalvarmadım. Ve şimdi de halkım için elimden ne gelirse yapmak istiyorum. Fakat bu sefer kendim olarak. Ben ihanet etmedim, ihanetten döndüm. Böyle düşünüyorum, düşündüklerimden dolayı korkarak yaşamak istemiyorum. PKK ayrılan binlerce insanı sindirerek, korkutarak hayatın kuytularında ölüme mahkum ediyor. Çalışmamızı sınırlıyor, mücadeleye katılımımız önünde engel oluyor.Yetişmiş Kürt bireylerinin, kurumlarının hatta siyasete yerleşmiş Kürt örgütlerinin özgür katılımına izin vermemekle en basitinden, yurtseverliğin ne alakası var? Bu durumda hain ben miyim yoksa duvar gibi karşıma dikilenler mi? Benim kendimi açıkça ortaya koymam mı, subjektif korkularınız mı düşman?

3-Ulusal Kadın Konferansı gerçekleşecek. Kadın emeğidir; saygılarımı ve başarı dileklerimi sunuyorum. Kürdistan?da demokrasinin, özgür düşüncenin hakim olduğu; statükonun, tekelci zihniyetin aşıldığı ortamlarda özgürlük için mücadeleyi tüm kalbimle diliyorum?

15.05.2012 N. Sevda ÇELİK
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe