Prangalarımız

Bazı kavramlar var ki yaşamımızın gerçek prangaları. Oysa yaşam, tüm insanlığı tek vücut; dünyayı ev, evreni çevre olarak ele almaktan bize indirgenmiş, tüm zamanların kapsadığı doğumdan ölüme bir kesit. Biz, bizi kapsayan zaman ve mekandan soyutlandığımız için yaşamımız da, ona yön veren amaçların yüklendiği kavramlar da daralıyor. Biz öğretilenlerle büyürken, her şeyin anlamsızlığını gördüğümüzde yeni anlamlar aramaya başlıyoruz. Ve sanıyorum bu yaşamı daha fazla karşılıyor. Ama bunun da herşey olmadığı, çünkü insan aklının henüz dokunamadığı gerçeklerin varlığı açık.

Neval Çelik
25.09.2004 - 00:19

Yine de insanlığın neredeyse tamamının peşinden sürüklendiği özgürlük sendromu ayrıca ele alınmalı, tartışılmalı ve yeni bir ufuk açılmalı diye düşünüyorum. Özellikle bizim gibi tarihi boyunca özgürlük hayaliyle yaşamış bir halk için. Çünkü geçmişteki isyanların da elbette ki bir özgürlük yaklaşımı vardı. Ancak son dönem tarihi içinde Kürtler, adı konulmuş bir özgürlük felsefesiyle tanıştılar. Kadınıyla, erkeğiyle, çocuğuyla bu isyan yeni bir ufka taşıdı. Yetmedi, bu nedenle tıkandı.

Tüm dünyada yeni tanımlar aranıyor. Peki bir kavram mutlak tanımlanabilir mi? Ya da her tanım bütün olgu ve kişileri karşılar mı? İnsanın yaratıcılığı sığmak zorunda kaldığı tanımlarla sınırlanmıyor mu? Bence sınırlanıyor. Doğumdan itibaren aile eğitiminde her şeye bir tanım konur. Ve bu tanımlar geleneklerin belirlediği, sistem içi düzene uyum sağlatmaya yöneliktir. Aynılaştırır. İnsanların biçim farkı dışında belirgin farklılıkları çok azalır. Oysa özgür gelişimde ayrılıklar, farklılıklar öne çıkar. Anarşi gelmesin akla. Çünkü bu farklılıklar ancak başta evren bilinci olmak üzere, insana kadar, kazanılmış bilinçle üretime yönelir. Herkesin canının ne istediği değil, zaten bilinçle yoğrulmuş istek yönelimleri düzeyli bir toplumu ortaya çıkarır. Ailenin eğitimi bu açıdan belirleyicidir. Ne yazık ki bu alan günümüzde ya geleneklerin ya da salt modernizmin tasarrufu altındadır. Sistemler çok yoğun kontrol altında tutuyor. Çünkü iktidarının kaynağı kesin olarak kendisine endeksli insan zekası, kendisinin sınırlarını zorlamayacak tepkide insan davranışı ve enerjisidir. Kontrolü sağlamada sözünü ettiğimiz kavramları kullanıyor. Hatta kendiliğinden işleyen bir mekanizmaya dönüşmüş. Bu nedenle pranga dedik.

Bulgulara göre tarihi başlatan Sümerlerin sistemi, öncelikle yaşamı tanımlamakla gelişti. İnsanlar neyi sevip neye öfke duyacaklarını, neden korkup neye sarılacaklarını 'öğrendiler'. Dürtüleri yönlendi. Ama gensel mekanizma özüyle tanımları arasında çelişkili aralıklar açtığında kendini kandırmaya başladı. Aralık açıldıkça, boşluğu amaç haline getirdi.
Aslında özgürdü. Bilinci eksikti. Cevap saptı. Zaten sahip olduğunu kendinde aramak yerine başkalarının kanında, dolambaçlı felsefelerde, toprakta aramaya başladı. Sonsuz insanlık mücadelesi... Yaratan ve yaratılanın birbirine karşılıklı bağımlılığına dönüştü. Ve öylesine sarpa sardı ki, şimdi işin içinden çıkmak için arayışlarımızın ucu bucağı yok. Boşluk büyüdü, amaç da büyüdü. Özgürlük büyük bir amaç.

Peki doğru yolda mıyız? Yani ideolojiler özgürlüğe tümüyle cevap oluşturmuyor. Ne sosyalizm, ne anarşizm, ne ilahiyat ne de merkeziyetçilik; hiçbiri karşılamadı. O zaman arayışımızı daha geniş bir perspektifte ama aslında içimizde olduğunu da bilerek sürdürmek gerekmez mi? Benim özgürlüğüm bende zincirlenmiş diyerek işe başlamak, insanlarla, toplumla, maddeyle bağımızı doğanın akışına uyumlu bir biçimde devredilmek üzere yaşanan bir zamanın kullanımı mantığıyla aramak daha doğru olmaz mı? Bu arayışta bağlayan, daraltan, yanlıştır dediğimiz tüm kavramları, olguları sorgulamak gerekmez mi? Böylece zihni açmak, baskıyı aşmak, inandığıyla yaşamak ve sonuçlarını göğüslemek, davranışta kaygıları insana yönelik tutmak en sağlıklısı olmaz mı?

Kürt gerçekleşmesinde bazı dezavantajlarla birlikte avantajlar da var. Çünkü kendisine ait bir sistemi yok. Bu açıdan bazı prangaları kendi kendine takmamış. Başkalarının prangasında olduğu için çok iradi bir mahkumiyeti yok. Son dönemde yetişen birçok Kürt aydını, Kürdün felsefesini tartışmaya açarsa gelişebilecek bir ahlakı da yaratmanın taşlarını döşemiş olur. Fakat ne yazık ki bizde, taşlar hep birbirine atılıyor.

Özgürlük felsefesi eğer insanı ve toplumu karşılıyorsa gerçekçidir. Bizimki karşılamadı. Soyutluğun, düzeyi ortaya çıkarmak açısından faydası var. Ancak son dönemde, hakim felsefe toplumun yaşamına ulaşamadı. Yaratan ve yaratılanın karşılıklı bağımlılığında boşlukları büyüttü. Bu nedenledir ki enerjiyi halk olarak odaklamakta zorlanıyoruz. Ve birlikte yaşadığımız halklara akamıyoruz. Oysa özgürlükte marjinallik yoktur.

Özgürlük arayışımız bizi potansiyel enerjiye taşıdığında doğru yolda olacağız.

Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe