Sultan Süleyman’a Kalmayan Dünya
Erdoğan’ın, açlık grevleri süresince yaptığı açıklamalar, hazmedilir açıklamalar değildir. Öyle bir ortam oluşturdu ki, bu aşamada BDP’liler grevi bırakıp meclise dönseler, yapacakları en basitinden hükümete de kuyrukçuluk olur. Bundan sonra talepleri yeterli bulmasak da, kabul edilmeden geri adım atılamaz. Çünkü hükümet, grevlerin sonlanması için demokrasinin öne çıkarılması yerine idam gibi faşizan önlemleri öne çıkararak tartışmaya giriyor. İsrail’in Gazze saldırısı başladığından beri, Türkler ‘Filistin kan ağlıyor’ eksenli yayınlar yapıyor. Ama burunlarının dibindeki Kürtlerin neredeyse 100 yıldır ağladığını, gözyaşlarını görmüyor, görmezden geliyorlar. Ve kardeşiz diyorlar. Bu nasıl bir kardeşliktir?
Neval Çelik
17.11.2012 - 06:11
Sultan Süleyman?a Kalmayan Dünya

Cumhuriyet tarihi boyunca, Turgut Özal?dan sonra, Kürt Sorunu konusunda en cesur söylemin sahibi Recep Tayyip Erdoğan oldu. Hakikaten büyük umut ve inanç da gelişti Kürt halkında. Bu açıdan ne kadar eleştiri almış olursa olsun, Leyla Zana?nın çıkışı halk adınaydı. % 50 oy oranı ile iktidara gelmelerinde Kürtlerin çözüm beklentilerinin payı büyüktü. Ancak Erdoğan, epey bir süredir söylemini değiştirerek, milliyetçiliği ön plana çıkardı. Ortam yeniden gergin bir hal aldı. En liberal söylemle Kürtlerin politik darlığından kaynaklı olarak ifade edebileceğimiz birçok hususun da bunda önaçıcı olduğunu belirtmeden geçmek doğru olmaz. Türk Hükümetinin ?açılım sürecini? başlattığı dönemde doğru bir strateji uygulansaydı, hükümet de adımlar konusunda zorlanabilirdi. Kürtlerin parçalı, kendi içinde farklı psikolojilerden kaynaklı mücadele duruşu sorunun çözüm iradesini Türk devletine havale ediyor. Bunların aşılması gereği birçok çevre ve kişi tarafından defalarca vurgulansa da, Kürtlerin bağımsız siyaset yapamaması kötü bir kader gibi aynı şeyleri tekrar tekrar yaşatıyor.
İki ayı aşmış bir süredir açlık grevleri sürüyor. PKK?nin bu eylemleri başlatma nedeninin yeniden kitleselleşme olduğu çok açıktır. Öne sürdüğü şartlar makuldür. Anadilde eğitim, savunma her demokraside olması gereken, bir halkınsa en doğal talebidir. A. Öcalan üzerinde uygulanan tecrit kaldırılmalıdır. Haklı taleplerdir. Ev hapsi ya da Öcalan?ın Amed?e getirilmesi ise, eğer kopuş amaçlanmıyorsa, arabayı atın önüne sürmekten başka anlam ifade etmez. Bunlar Kürtlerin hakları ve Kürdistan?ın çıkarları açısından marjinal ve üzerinde oynanabilecek, kitlede yeniden ciddi kırılmalar yaratabilecek, enerjiyi bir kez daha buharlaştırmaya yol açabilecek söylemlerdir. Bir canlının hayatı hiçbir şeyle takas edilmemelidir. Buna rağmen bu yol tercih edildiyse, bu insanların hayatı herşeyden büyük önem taşır.
Erdoğan?ın, açlık grevleri süresince yaptığı açıklamalar, hazmedilir açıklamalar değildir. Öyle bir ortam oluşturdu ki, bu aşamada BDP?liler grevi bırakıp meclise dönseler, yapacakları en basitinden hükümete de kuyrukçuluk olur. Bundan sonra talepleri yeterli bulmasak da, kabul edilmeden geri adım atılamaz. Çünkü hükümet, grevlerin sonlanması için demokrasinin öne çıkarılması yerine idam gibi faşizan önlemleri öne çıkararak tartışmaya giriyor. İsrail?in Gazze saldırısı başladığından beri, Türkler ?Filistin kan ağlıyor? eksenli yayınlar yapıyor. Ama burunlarının dibindeki Kürtlerin neredeyse 100 yıldır ağladığını, gözyaşlarını görmüyor, görmezden geliyorlar. Ve kardeşiz diyorlar. Bu nasıl bir kardeşliktir? Buna inanmak için ne kaldı elimizde gerçekten? Severiz ya da sevmeyiz, bir Kürt sözkonusu olduğunda yağlı urganın ucunu gösterecek sultadır Türk Devlet gerçeği. Celladımıza kardeş diyebilir miyiz? Bu mümkün değil. AKP kendi içinde muhasebesini doğru yapmalıdır. Öne çıkan bu üslup neyin üslubudur? AKP demokrat islami bir parti midir yoksa islami milliyetçi bir parti midir? Yoksa Erdoğan iktidarı mıdır? Nedir? Tüzüğü başka, söylemi başka, pratiği başka çizgide ilerlerse bunu ancak makyavelizmle izah edebiliriz ki, bu aşamada büyük talihsizlik olur. Kürtler açısından ise neye malolursa olsun, kopuştan başka şans olmadığı şeklinde bir kanı ortaya çıkar. Ve giderek felakete dönüşür. Bundan da herkesten önce devlet, uygulamalarıyla hükümet sorumlu olur.
Türk Devlet geleneğinin kendisi devşirme bir gelenektir. Devletçilerin bu geleneği böylesine katı sahipleniyor olması da, özünde bu gerçekten kaynaklıdır. Ancak doğadaki herşey devinir, evrilir. Devletler bunu yasalarıyla yaşarlar. Türkiye bunu gerçekleştirmezse, Kürtlerin, halkların, bireyin hakları konusunda gereken adımı atmazsa, Kürtler Devlet açısından ciddi bir kırılma gücü, potansiyelidir. Hiçbirşey olduğu gibi kalmıyor, kimseye de kalmıyor...
N. Sevda Çelik
17.11.2012
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe