Hiçbir şey yetmiyor ne yazık ki. İnsan kendisine sığamıyor ki sayfalara sığsın. Gerçi yaşadıklarımızın adı ne, ne demeli? Nefret, pişmanlık, acı, çaresizlik, geride kalanlar… Ne demeli gerçekten? Bir şey yaşıyoruz ama adı yok. öyle bir yokluk ki içinde yitirdiklerimiz, koca bir geçmiş, umutlar, hayaller, emek, iyi kötü anılar var. Bu yokluk çok ağır. İnsanın içindeki saldırganlığı kışkırtacak, beyni her an kemirip yok edecek kadar savunmaya çekecek, durmadan üstüne akan şelalenin nefessiz yaşamak zorunda bırakması kadar ağır. Bu yokluk çok ağır acı. Yoksunuz. Ve ben sizi uğurlamaya bile gelmedim, gelemedim. Bu yüzden diyorum, vicdanıma çok ağır yerleştiniz. Şimdi doğduğunuz topraktasınız. Keşke böyle düşmeseydiniz o toprağa fakat içinde büyüdüğümüz lanet üzerimizden kalkmıyor. Bu kader olamaz. Ne bizim, ne de bu halkın kaderi bu olamaz. bir şeyler yapılmalı ve bu lanet kalkmalı. Ne yapılmalı?

         Apo’nun ‘savunmalarından’ aklımda kalan birkaç başlık var. Biri kurban bayramlarında katledilen hayvanlar karşısında hissettikleri ve kurban kesmeyin çağrısı. Şimdi 15 Şubat’larda insan kurban ettiriliyor. Kendisini insanların tanrısının üstünde tutup, hayvandan daha değersizleştirerek kendisi için kan akıtan bir adam ve kendi deyişiyle havarileri… Biz bu adama tapındık ve o şimdi bize, ona inanan herkese cehennemi yaşatıyor. çünkü kendisi cennetten uzak. ‘Havarileri’ ancak ölüm taşıyor çünkü mezardan ses veriyorlar, yaşamdan çok uzak. Bir halk cehenneme mahkûm olamaz. Bu kader olamaz.

        10 Şubat günü Süleymaniye’ye gitti arkadaşlar. Ertesi sabah ölüm haberleri geldi. Numan kampa çağırmış. Durumu iyi olmadığı için konuşmak istediğini söylemiş. Kani Arkadaş da gitmiş. Gece orada kalmış, sabah onu işi var diye kendisiyle birlikte Süleymaniye’ye getirmiş. İnsanca yaklaşmış. O arabadan indikten sonra kumandanın düğmesine basmış. Arabanın görüntülerini izlediğimde bu sonu hazırlayan ruhları gördüm. Kapkara ve paramparça. İnsan aklı almıyor. PKK eski PKK değil. Halk bunu görmüyor mu? Bir adamı sızdırıyor, bu adam aylarca kalıyor, inandırıcı olsun diye evleniyor. Bayan eski bir gerilla, sağlam hiçbir yeri kalmamış. Hamile, cinayeti işliyor ve kaçıp gidiyor. Geriye ne kaldı? Hangi PKK… Kalleş, namussuz, ne idüğü belirsiz! APO’yu böyle doyurup, kendilerini böyle tatmin ediyorlar. Bunu bırak beyin midesi bile kaldırmıyor insanın.

          Buna rağmen çok genel bir gerçek var ki ve ne acıdır ki geriye kalan PKK bu! Düşmanı belirsiz, acizliğin canavarlaştırdığı, hiçbir insani değer taşımayan bir PKK. Kürt halkı için çok acı ama gerçek bu. Ben Kürt tarihinde bu kadar adi ayrıntıları olan bir komplo, cinayet duymadım. PKK bu halkın tarihine bunu kaydetti. Artık bizim de çok iğrenç lekelerimiz var. Bu halk bunu taşıyacak mı? Bana göre bir insanın, hatta halkın onurunu bunu taşıyıp taşımayacağı belirler.

          Uzun yazamıyorum ama bir de şunu söylemek istiyorum Kürt örgütleri için; bugün gelecektir. Adaletiniz kana boyanmasın. Telefon açan dostlar iyi niyetle ‘orada sizi koruyamıyorlar’ ‘Avrupa’ya çıkın’ türünden tavsiyelerde bulunuyor. Buradan çıkmayacağız. Biz bu şehitleri bu topraklarda verdik, sevdiğimiz yüzlerce yoldaş bu topraklar için düştü. Arkanı dönmek bundan sonra arkadan vurmak, bir daha vurmak olur. Korunmak nedir burada? Kimse ölümden korunamaz. Ama kendi adaletinizi koruyun! Bu her şeyin, geleceğin korunması olur.

           Kani Arkadaş’la çok çatışmalı bir geçmişimiz oldu. 30 Yıllık yaşamının onurunu uzun yaşamasını çok isterdim. Şimdi yok. Sabri de yok. Lütfen, sesimin çok cılız olduğunu biliyorum. Fakat duyanların güçlerini birleştirmesini, bu lanetin kalkmasını istiyorum.
           Yeriniz o kadar belli ki…

Sevda çelik

16-02-2006

Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe