Kirli Siyaset (Oy Savaşı)
         Kürtlere karşı mücadele siyasi partilerin seçim bildirgelerine yansıdı. Meclise girme ihtimali olan partilerin hepsi seçmene seslenirken, hem güneyde hem kuzeyde Kürt sorununa müdahale ve ezmeyi vaat ediyor. Sınır ötesi harekâta izin vereceğini, terörün kökünü kazıyacağının taahhüdünde bulunuyor. Bu yaklaşımlar bir anlamda tüm partileri bir noktada buluşturuyor. Ekonomik, kültürel, sosyal sorunlara karşı çözüm üretme ve proje geliştirme sorumluluğu ve misyonunu yüklenmeleri gerekirken, Türkiye’nin en temel sorununun şiddet içeren şovenist yöntemlerle çözümsüzlüğünde ısrar etmek, mevcut partilerin ve genel anlamda Türkiye siyaset arenasında boy gösteren mantalitenin yetmezliğinden öte ne ile açıklanabilir?
Tahsin İnanç
03.07.2007 - 23:39
Kirli Siyaset (Oy Savaşı)

         Türkiye’deki seçim çalışmaları tüm hızıyla devam ediyor. Ancak miting ve tartışmaların bazı konularda düğümlendiğini, sonu alıcılıktan uzak kısır döngülere dönüştüğünü gözlemlemekteyiz. Türkiye’nin yığınla sorunları varken, gerçek anlamda bunlara demokratik çözüm geliştirmenin planlaması üzerinde kafa yormak dururken,  daha çok başını CHP ve MHP’nin çektiği Kürt karşıtlığına oynayarak oy toplama çalışmaları gerçekten dehşet verici bir durum!... Bu karşıtlığa AK parti de katılma eğilimini taşıyor. (malum oy zamanı)

         Seçimler, demokrasilerin vazgeçilemez geleneksel ilkelerindendir. Seçimler öncesi her ülkede belirlenen anayasal çerçevede propaganda yapma hakkı vardır. Fakat salt pragmatik yaklaşımlarla, dar milliyetçi zihniyetle sonuç almayı hedeflemek yüzyılın en büyük gafı olsa gerek. 

         Gerçek anlamda demokrasiler ne zaman kazanmıştır?

         Halkın sorunlarına ciddi ve kalıcı çözüm bulduklarında… Bu durumda Türkiye gerçeğine bir bakalım; TC tarihi boyunca gerçek demokratik zihniyet, henüz vücut bulabilmiş değildir. Komplolar, entrikalar, darbeler, idamlar vs. kısaca demokratik anlayış ve zihniyete aykırı ne varsa Türkiye cumhuriyeti tarihinde bu tür uygulamaları gözlemlemek olası. Hal böyle olunca şunu düşünmeden edemiyor insan: Kendi halkına bile dürüst yaklaşmayan, boş vaatlerle halkını kandıran pragmatik zihniyet biz Kürtlere arzu ettiğimiz demokratik yaşamı sunacak, toplumsal haklarımızı teslim edecek açılımları gerçekleştirme samimiyetini gösterebilir mi? Görülen o ki mevcut Türk siyasetçilerinin hepsi henüz, Türkiye’nin (Kürt sorunu da dâhil ) hiçbir temel sorununa çözüm olabilecek, kapsam ve zihniyette değiller.

         Kürtlere karşı mücadele siyasi partilerin seçim bildirgelerine yansıdı. Meclise girme ihtimali olan partilerin hepsi seçmene seslenirken, hem güneyde hem kuzeyde Kürt sorununa müdahale ve ezmeyi vaat ediyor. Sınır ötesi harekâta izin vereceğini, terörün kökünü kazıyacağının taahhüdünde bulunuyor. Bu yaklaşımlar bir anlamda tüm partileri bir noktada buluşturuyor. Ekonomik, kültürel, sosyal sorunlara karşı çözüm üretme ve proje geliştirme sorumluluğu ve misyonunu yüklenmeleri gerekirken, Türkiye’nin en temel sorununun şiddet içeren şovenist yöntemlerle çözümsüzlüğünde ısrar etmek, mevcut partilerin ve genel anlamda Türkiye siyaset arenasında boy gösteren mantalitenin yetmezliğinden öte ne ile açıklanabilir?

         Siyasetin dili bu kadar kirletilmemelidir.

         Türkiye’nin en acil sorunu Kürt sorunudur. Ağzını açan bunu telaffuz ediyor;  Doğru! Ancak sorunu ele alış ve müdahale biçimi tamamen dar milliyetçi ve militarist zihniyettir.   

         Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yollarla çözümüne ilişkin tek bir söz yok.
Bu da gösteriyor ki Kürt sorunu, sorun olmaya devam edecektir. Varolagelen, varolduğu süre zarfında sadece klasik yöntemlerle imha dayatılan bir çözüm hala varolmağa devam ediyorsa, bu soruna uygulanan çözüm yöntemlerinin yanlış ve çözümsüzlüğü davet eden yöntemler olduğunu fark etmek gerekir. Bu yöntemlerin dışında yollara müracaat etmek yaşamsal bir gereklilik arzeder. Ancak mevcut politik anlayış ve bu anlayış sahiplerinin bu realiteyi algılama ve uygulama konusunda çağdışı kaldıkları artık bilinen bir durum.

         Ya kardeşim Türkiye’deki sorunların dağ gibi olduğunu dünya âlem bilir. Demokratikleşme, işsizlik, ekonomik sorunlar, yönetim çatışmaları, susuzluk, açlık, AB üyeliği,  v.b bu liste uzayıp gider. Hâlihazırdaki Sorunlar varken siyasetçilerin sadece ve sadece içinde Kürtler veya Kürtlerle ilgili olan olaylara odaklanması ve çözüm için de yok etmek dışında hiçbir alternatif düşünmemesi, biz Kürtleri çok ama çok derinden düşündürüyor.

         Daha somut olarak bazı partilerin durumuna bir göz atalım. Kendisini Kürtlük düşmanı dışında hiçbir şekilde ifade edemeyen ve sadece tüm yatırımını buna yapan MHP; Kürt halkına karşı sertlik, güneye operasyon ve Abdullah öcalan’ın idamı olayını aşan başka bir cümle kuramamaktadır. Devlet Bahçeli’nin konuşmalarının hepsinde ancak karşıt milli duygular gelişir. Bu anlamda Kürtler açısından mevcut durumda Pozitif etkide bulunduğuna inanıyorum. Evet, MHP’nin kapsamı budur ve bu gerçeklik üzerine kurulmuştur. Bahçelinin duruşu bu bakımdan normal karşılanabilir. Yani ismine ve kişiliğine göre bir tutum ve söylem içindedir.

         MHP ile aynı türküyü birlikte çığıran CHP’nin ise tavrı iğrenç denecek düzeydedir. ‘Kuzeyde, güneyde Kürtlere saldır, sustur, ez, gıkları bile çıkmasın. Sen yapmayacaksan bırak görevi ben yapayım, demektedir, AKP ‘ye…( sanki Hükümet olmanın yegâne görevi buymuş gibi)

         Ey Baykal! Sen kırk yıldır siyaset yapıyorsun, yıllarca hükümetlerde yer aldın. Bu kadar zamandır verdiğin hiçbir vaadi yerine getirmedin. Mevcut durumda söylemlerinle MHP’nin yedeği durumuna düştün ve MHP’yi taklit ediyorsun. ‘’Aslı varken taklitlerinden kaçınır’’ insanlar. Birde kalkar Türkiye de demokrasinin temsilcisi sayarsın kendini. Demokrasinin değilde sahtekârlığın demokrasi temsilcisi olabilirsin.

         Kürt halkı şunu çok iyi bilmelidir! Türkiye’de özel Savaş’ın, diğer adıyla Derin Devlet’in Sol yelpazedeki sözcüsü Deniz Baykal’dır. ötesini ifade etmek gerekirse, Deniz Baykal, Türkiye’de sol hareketin gelişmemesi için görevlendirilmiş bir ajan portresi çizmektedir. Hiçbir sol ilke ve anlayışla bağdaşmayacak politik düşüncesi ile Deniz Baykal sol hareket içine yerleştirilmiş bir dinamit lokumudur. Ancak uzun bir fitille donatılmış olduğundan hareketin gelişimine sekte vurur bir duruş sergilemektedir. MHP’nin sergilediği politik yaklaşık MHP ideolojisiyle bağdaşır bir tutumdur. Bu anlamda bizlerce garipsenmemektedir. Ancak Deniz Baykal çizgisi bambaşka bir çizgidir ve dünyada bu çizgiyi deşifre edecek en önemli tarihsel profil Hitler’in Nasyonal Sosyalist pratiğiyle anlaşılabilir.

          Mevcut durumda Türkiye’de kim daha çok Kürtler aleyhinde plan, proje üretir ve karşıt söylemde bulunursa oy hakkı onundur. Türkiye yöneticileri açısından durum böyle iken Türkiye halkı açısından da bu zihniyete onay verilmesi esef vericidir. Yeni bir milliyetçi dalga kabarıyor Türkiye’de. Ve bu sadece Kürtlere değil Türklere de zarar verecektir.  

         Durum böyleyken geçenlerde Sosyalist enternasyonaldeki Baykal’ın tavrına değinmeden geçemeyeceğim. Sosyalist enternasyonale katılan Irak Cumhurbaşkanı Sayın Celal Talabani ve kuzey Irak Federe Kürdistan Başkanı sayın Mesut Barzani’yi dinlemeyecek kadar demokrattır. Farklılıkları kabullenecek gücü olmayanların sosyalist enternasyonal gibi uluslararası bir kurumun toplantısında işi olamaz. Kürtlerin liderlerinin tavrı içimize su serpti. Kısasa kısas. Hani Baykal’ın oynayacağı başka kozu kalmamıştır. Şimdi işi blöflerle sürdürmeye çalışıyor ve bu gösterdiği aynı zamanda kendisinin de gerçek yüzüdür. Ben bahçeli gibi bunu da anlamaya çalışıyorum. 

         Ancak...

         Fikret Bila gibi kendisini sözde demokrat gören bir gazeteci ve aydının 01.07.2007 tarihli yazısında dile getirdiği düşünceleri esefle karşılıyorum.

 F. Bila;’’CHP liderine yapılan eleştiriler haksızdır. Baykal ne yapsaydı yani? Talabani ve Barzani’yi ayakta karşılayıp sarmaş dolaş mı olsaydı. PKK’yi destekliyorsunuz, terörü besliyorsunuz, ama olsun burası sosyalist enternasyonal böyle işlerin burada lafı olmaz mı deseydi. Baykal Cenevre’de bir devlet adamına yakışır tavır almıştır. Sosyalist enternasyonalin sorgulaması gereken CHP ve Baykal değil Talabani ve Barzani’dir’’. Diyor.
  
         Sözde Demokrat Fikret Bila! (Hani Türkler biz Kürtlerin her türlü kurum ve kuruluşu için sözde der ya. Bir defada biz diyelim) bir Türk gazetecisinin büyük ayıbı. Utanmadan pişkin pişkin nasılda suçunu savunuyor. Ayıp ayıp yazarken hiç mi utanmadın, şimdi yüzün kızarmıyor mu? Fikret Bey. Bir Kürtçe atasöz vardır. Fikret Bila’dan bahsederken bu atasözüne atıf yapmadan es geçmeği içime sindiremedim: “Kor korê xwedê ye, nîv kor belayê dinê ye! (Kör Allah’ın körü, yarım kör dünyanın belasıdır)

         Fikret Bila bir istisna değildir. Türk şovenizmi zirveye vurmuştur. En demokrat adam bile sorun Kürtlere gelince çok faşizana bir ruh hali almaktadır. Kürtleri aşağılamak, küçük göstermek marifetmiş gibi birbirlerine sıra bile vermemektedirler.

         Yapılan anketler de ve son dönemdeki gerilla tarafından öldürülen asker cenazelerinin de büyük katkılarıyla seçim alanlarında kalabalıklar toplayan MHP’nin barajı aşması olasılığını hesaplayan AKP’nin ise, tüm sermayesi sadece Kürtlere karşıtlık üzerine kurulu olan bu partiyi boşa çıkarma planları yaptığı açığa çıkmaktadır. AKP de MHP ve CHP gibi yavaş yavaş Kürtlere karşı bir söylem içine girmeye başladı. AKP’nin de programını bu taktiğe göre yapmaya başladığı duyumları yayılıyor. Bu durumda seçimden hemen önce hükümete, güney Kürdistan’a operasyon yapmak için yetki verecek tezkere TBMM ye getirilerek son dakika hamlesi ile bu söylem üzerinden siyaset yapanları boşa almayı planladıkları tartışmaları var. Hatta genelkurmayın yapacağı harekâta Hükümetin ve Erdoğan’ın imza attığı haberleri ortalıklarda konuşulmaya başlandı bile.

         Böylesi bir hamle kısa vadede AKP’ye kazandırır, ancak uzun vadede AKP için sonun başlangıcı olacaktır.

         Demezler mi bu söylemde mal satanlar ne kazandılar ki sende bunda ele ayağa düştün R. Tayyib Bey. Ne diyelim, ümit ederiz bu duyumlar sadece duyum olarak kalır.

         Seçim mitinglerindeki konuşmalar, son genelkurmayın açıklamaları, teslim olan bazı eski PKKlilerin itirafları ve Kürtler cephesinden de bazılarının ister pratiği,  ister yazdıkları ile bu sürecin sonunda Türklerin Güney Kürdistan’a girmesine hizmet etmektedir. 

         Partilerin istemleri ve söylemleri savaş rantçılarına hizmet etmektedir. Bu Kürtler için gözyaşı, ölüm ve yıkımdır.

       Bu kadar anti Kürtlük söyleminde bulunan partiler, Kürdistan’da halkımız tarafından oy almamalıdır. 

         Gerçi DPT’nin bağımsız adaylarından bazılarının da bu söylemden farklı kalır yanı yoktur. Devlete şirin görünmek için kendinden ve inançlarından bu kadar taviz vermeye gerek yoktu.  Ancak tüm bunlara rağmen bağımsız adaylardan Kürtlüğe ve Kürtlere hizmet eden insanlar halk tarafından ödüllendirilecektir. Kürdistan halkı oyunu heba etmeyecektir, kendinden olana verecektir.( kan çekiyor ne yaparsın) Ben, buna inanıyorum. 

         Kürtlere bu derece faşizan siyaseti reva gören başta MHP ve CHP’nin de Kürtlerden oy alması düşünülemez.

         Kısaca Türkiye zorlu bir sınavdan geçiyor. Ya gerçek anlamda demokrasiyi geliştirme mücadelesi verir ve demokrat bir Türkiye yaratmada ön ayak olur ya da Türkiye’nin mevcut sorunlarını daha da derinleştirerek başta Kürt sorunu olmak üzere tüm siyasal, toplumsal, ekonomik vs. sorunları daha da derinleşir.
Dananın kuyruğu nerede koparsa misali…

Umut ederim oy almak adına savaş çıkmasına müsaade edilmez.

Umut ederim ki bu kirli söylem ve siyasetten vazgeçilir

Hadi hayırlısı….
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe