Kölelik-Özgürlük Yol Ayrımında Zihinsel Dönüşümler

Özgürlük hareketi ilk çıkış özü ile büyük çelişki halinde şimdi, reel sosyalizmin putlaştıran gerçeğinin en kötü versiyonu durumunu yaşıyor. Tek düzelik, ezbercilik, kalıplara sıkıştırılmışlık, orta çağ zihniyetini andıran anlayış ve davranışlar boy verdi adeta .

Tahsin İnanç
25.12.2004 - 15:17

Zihinlerimiz pas tutmuş der birileri?

Zihnimiz çok açıldı der bir başkası?

Birinci cümle özeleştirimiz;

İkinci cümle ise çoğu kez birilerini övmenin bir söyleniş biçimi olmuştur?

Neden yapılan hataların-eksikliklerin özeleştirisini kendimizi inkar ederek veririz?

Neden bir başkasını tanrılaştırır, yere- göğe sığdıramaz ve neden onu o kadar çok övme ihtiyacı duyarız?

Neden o birey veya bireyleri överken, kendimizi aşağılamak, hiçleştirmek ve basitleştirmek zorunda kalırız?

Neden tüm olumluluklar birilerinin, olumsuzluklar ise biz zavallı(!) kulların hanesine yazılır?

Neden bazıları hep çoban , bazılarımız ise hep sürünün sıradan üyesi olmak zorunda?

Ve neden neden neden?.. Nedenler çoğaltılabilir fakat bireysel olarak ciddi ve sağlıklı bir iç sorgulama gereksinimi için ufacık nedenlerin bile bir hareket kaynağı olacağını, çok şeyi açmaya ve çözmeye yeteceğini unutmamak gerek.

Bugünlere geldiğimiz gerçeklikten yola çıkarak bu sorulara yanıt arama ihtiyacı duydum. Kendini, çevresini, içerisinde bulunduğu politik ortamı bilimsel kuşkuculuk temelinde sorgulamadan adım atmamalı insan. Sorgulamayan daha doğrusu olması gereken ölçülerde doğru sorgulamayan insan sadece kendisine karşı değil, tarihe ve adına yola çıktığı tüm değerlere karşı suçlu durumuna gelebilir.

Neden mi özeleştiri adına kendimizi inkar ederiz? Çünkü inkar etmezsek kendimizi, varlığımızı kabul ettirmiş olacağız ki, bu övülenlerin işine gelmeyecek. Onlara göre kendimiz olmak demek; kişisel anlamda bireyciliktir. Felsefi anlamda farklılıktır; bir başka renk, bir başka biçimdir. Bu farklılık, tek düşünce, tek tip, tek liderli sistemlerde başkaldırının ve isyanın diğer adıdır. İdeolojik-siyasal anlamda ise; çizgiye gelmeme, partileşmeme ve kendini dayatmadır, sonuç tasfiyeciliktir.

Neden mi bir başkasını övme ihtiyacı duyarız? Henüz kendimizi keşfetmemişiz de ondan. Bireyle toplum dengesinin sağlanamadığı toplumlarda Toplu köleleşmenin olduğu her yerde, kendine bir tanrı yaratıp, onu öveceksin ki, onun kudreti ve gücü seni korusun. Sen kendin değilsin çünkü, güçsüzlük ve kişiliksizliktir senin gerçeğin! Köle kişilik, iradesiz olarak damgalandın. Kişilik gerçeğin böyle tanımlandı.

Neden mi bir başkasını överken kendimizi aşağılama gereği duyarız? Kendini hiçleştirmez, aşağılamazsan övdüğünün seninle ne farkı kalır ki? İnsana dair ne kadar erdemli kavram ve imgeler varsa övülene sunacaksın ve de bunun yanında kendinin ne kadar boş ve anlamsız olduğunu, düzenden-sistemden yeterince nasibini aldığını söyleyeceksin ki, dürüst ve övülene bağlı olduğun anlaşılsın!

Neden mi olumluluklar övülenin, olumsuzluklar ise hep bireylerindir? Pardon burada bir parantez açalım (övgünün ve inkarın bir aradalığında bu böyledir). Olumlulukların olduğunu bilsen ve buna sahip çıkma gücünü göstersen kendin olacaksın. Yaşamın gerçeğine kendi somutunla katılacaksın. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu söyleme cesaretin olacak, övülenin her dediğine katılmama hakkına sahip olacaksın. Sen kendin olacaksın çünkü övülenin kulu değil. Ve sen artık yaşamın subjesi olacaksın objesi değil.

Neden mi hep birileri başta, öncü, belirleyen ve birilerimiz de hep onlara tabii olmak zorunda. Birileri öyle lanse etti kendisini yıllarca. O olmadan yaprak bile düşmez, sular akmaz ve hayat olmaz-mış. O olmadan bir gün bile yaşayamazmışız.Yani kısacası o veya onlar yarı tanrı insanlar gibi, seçilmiş olanlardı; bazılarının da o seçilenlere tabi olmaları gerekli denildi. Bunu çok duyduk-duyurduk. İşte asıl burada başlar bizim trajedimiz, ki bu birazda orta doğu toplumunun hastalığıdır. Birilerine yapıştık mı kopmayı bilmeyiz, O kopmayana kadar, at gözlükleri takarız, nereye gittiğimizi bilmeyiz, götürülen yere değil, götürene bakarız. Sonunda cennette olabilir cehennem de; artık şansımıza. Ondan ayrılığı dünyanın sonu zannederiz. Ne zaman uyanılır bu gafletten orasını bilemeyiz.

Biz çoğu zaman kendi güçümüze inanmadık. Birileri tarafından yönetilmek daha kolay, yorulmadan yaşamak, sorumluluk yüklenmemek ve sorgulamamak. Ama zaman geçiyor, ne olduğunu anlamadan ömür bitiyor artık, yapılacaksa bir şeyler tam da zamanıdır; yaratılacaksa bir birlik tam vaktidir; kendi ayaklarımız üzerinde duracaksak duralım artık.



Yıllar geçti?

Özgürlük hareketi ilk çıkış özü ile büyük çelişki halinde şimdi, reel sosyalizmin putlaştıran gerçeğinin en kötü versiyonu durumunu yaşıyor. Tek düzelik, ezbercilik, kalıplara sıkıştırılmışlık, orta çağ zihniyetini andıran anlayış ve davranışlar boy verdi adeta . Bizler bağımsızlık için savaşlara girdik, şimdi en adisinden bir teslimiyet dayatılmakta; özgürleşmek istiyorduk, en kötü köleleşmeyi yaşadık; öz benlik, öz irade denildi, ucubeleşmiş ve iradesiz kişilikler yaratıldı. Şimdi de bu halkın çoluğuyla çocuğuyla, genciyle yaşlısıyla, kadınıyla erkeğiyle bir bütün olarak yarattığı değerler heba edilmek isteniyor ve ne uğruna yapıldığı da belli değildir. (Aslında bellidir tükürdüğümüzü biz Kürtlere yalatmak isteyenler var ve Allah var adamlar zayıf noktamızı bulmuşlar oradan bizlere yalatıyorlar)

Olayın önemle üzerinde durulması gereken yönü psikolojik boyutudur. Özde bu sürü psikolojisidir yaratılan, doğru veya yanlışlığına bakılmaz, üzerinde yoğunlaşılmaz, tartışılmaz. Söylenmişse övülen tarafından mutlaka yapılmalıdır. On kişi yapıyorsa bende yapmalıyım, herkes öyle söylüyorsa öyledir, çoğunluk nereye gidiyorsa bende gideyim, bir konuda eller mi kaldırılmış anlayıp anlamamak önemli değildir, 'söylenene değil söyleyene bakılır', bizde övülenlere göre eller kaldırılır, alkış tutulur. (Bazı kişiler bunun dışına çıkmış ise de istisnai durumlardır) Yani tam anlamıyla sürü psikolojisi, çoğunluğa tabi olma olayı yaşanmaktaydı ve yaşanmaktadır. 'Kırk yanlış bir doğru etmez' den haberdar olamadık bir türlü. Her anlamda kırılan, umutsuzlaşan, özgür düşünce ve davranış sergileyemeyen bir psikoloji? Özde umutlar kırılmıştır aslında, soyutu idealize etmekten öteye nedir ki yarınları? Hedefleri hep en büyüktür, gerçekleşebilirliği imkansız olan hedefler. Bu da onun kompleksidir.

Bir başka gerçeği ise ne gücünün ne de güçsüzlüğünün farkındadır. Acıları, sevinçleri, özlemleri, sevgileri, zaafları hep gizlidir. Kendi iç dünyasını sorgulasa bile yaşayamaz ve anlatamaz. İçi farklı bir insan iken dışı farklı olmak zorunda kalır ki bu da kişiliği belli olmayan, öyle değilken öyle görünen insanı açığa çıkardı. Böyle bir insan kendisini bulabilir mi? Bulması için neye ihtiyacı var acaba? Zamana mı, bilince mi, öze mi ya da kısaca tüm yitirdiklerine mi?


Ve sonunda?..

'Yıllarca, hepinizi yeniden yarattım, yoktan var ettim, ölmüş bir halkı dirilttim. Binlerce değer var hepsini emeğimle, tırnaklarımla kazıyarak yarattım. Yaşayan hiç kimsenin bir hakkı yoktur, sadece çalışmaktır görevin? Bu uğurda şehit olanlar sahiplik ettiler ve ortaklardı bunların hepsine. Benim doğru temsilcilerim onlardır.'derdi. Onlar (şehitler) geri gelmeyeceklerine göre o halde hepsi övülenindir, vekalet sahibi odur. İster satar, ister atar, kim ne karışır. Oysa bizler minnet duyduk yıllarca, defalarca ölümlere giderken ağzımızdan çıkan tek kelime O'nun adıydı. Yere göğe sığdıramazdık. Peki ya şimdi O nerede; biz neredeyiz?

Uğruna yola çıktığımız tüm değerler O'nun tarafından hiçleştirildi. Tersten bir tarih ve ideolojik eğelendirmeyle, içerisine girilen pratik politik tutumla? Yıllardır ağzından düşürmediği tüm değerlere karşı ihaneti yaşamıştır. Dostluk adına, arkadaşlık yoldaşlık adına, halk adına, şehitler adına, sevgi adına ne kaldı geriye O'ndan yana? Bizlere yıllardır vicdan dersi veren Övülen-ler, kendi vicdanını sorguluyor mu acaba?

Öven ise artık dönüp bakmalı gerçeğe. Kurtulmalı her şeyi ak-kara gören ve gösteren formel mantıktan. Geçmiş tarihini-geleceğini, dostunu-düşmanını, halkının ne kadar da birliğe ihtiyacı olduğunu, insanlarının güzelliğini, Güneşin ısısını, meyvenin tadını, doğanın renklerini, yalın duyguların verdiği hazzı, yaşamanın ve insan olmanın ayrıcalığını daha iyi fark edecektir.

Öyleyse gerçeği doğru sorgulama ve yanlışa tavır koyma zamanıdır.

Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe