çok sıcak olması beklenen yeni bir yaza daha giriyoruz.

Uzmanların bu yaz için ortak öngörüsü, yüzyılın en büyük sıcağı olacağı şeklinde. Bulunduğu coğrafi konumundan dolayı zaten kavurucu sıcakların göbeğinde yer alan Ortadoğu, bu yıl daha bir yaşanmaz hale geleceğe benziyor. Peki çok sıcak geçeceği öngörülen Ortadoğu’da siyaset nasıl bir seyir izliyor? Şüphesiz siyaset de bu sıcaklıktan (her anlamda ) nasibini alıyor ve giderek daha da ısınacağa benziyor. ABD’nin müdahalesinin ardından başta Irak olmak üzere tüm Ortadoğu yeni ile eskinin çatışmasını yoğun bir biçimde yaşıyor.Yaşamın her alanında bu yoğunluğu  görmek, yaşamak, hissetmek mümkün.

Güney Kürtleri de bu değişimi iliklerine kadar hissedenlerden. Müdahale ile gelen serbestlik tekniğin yoğun kullanımını beraberinde getirdi. Bilinç iletişimle daha bir hızlanıyor, dolayısıyla siyasal, sosyal, ekonomik tercihler bilinç öğesinin de etkisiyle değişiyor. Siyasal olarak hedeflerinde önemli bir mesafeyi kat ettiler denilebilinir. Demokratik bir Kürt Federasyonu artık bir hayal olmaktan çıkıp somut gerçekliğe bürünme eğiliminde. Zaten bunun koşulları alabildiğine olgunlaşmış durumda. Halkın çıkarlarına uygun bir istem ve mevcut sosyal-siyasal statüyle uygunluk gösteren gerçekçi bir çözüm. Durum böyle olunca, yani somut koşulların somut tahlili yapılınca inanılması ve gerçekleştirilmesi de (kolay olmasa da ) mümkün olabiliyor. Bugün güney Kürtleri bu sevinci yaşıyor.

Suriye ve Güney batı Kürdistan’a da yapılması beklenilen müdahale ve biçiminin heyecanı yaşanmakta ve hazırlıkları başta Kürtler olmak üzere o yöre halkı tarafından yapılmaktadır. özellikle güney Kürdistan’a gelip te özgür topraklarda birkaç gün yaşamış olan her güney batı Kürdistanlının hayalinde aynı koşullara ve haklara sahip olmak yatmaz mı? Elbette yatar!

Her Kürdün yürekten sevineceği, coşkuyla takip edeceği bir olayı bu gün televizyonda seyrederken tarifsiz bir mutluluk duydum. Kürdistan yerel parlamentosu yemin içerek görevine başladı. 111 milletvekili tek tek yerel kıyafetlerin içinde kürsüye gelip yemin içtiler.
Yemin metni:  “Bi navê Xwêdaye mezin ü dilovan ez sondê dixwim ku parastinê li yekitiya gel  ü axa Kürdistanê ü berjewendiyên bilind yên wê bikim.” şeklinde idi.

Parlamentonun açılışı gecikti. Sebebi ise bölge başkanlığı ve alanlara özgü bazı küçük ayrıntılarda anlaşmaya varılamıyordu. İşin çıkmaza girdiğini fark eden halk “ya anlaşırsınız yada farklı tavır gösteririz” şeklinde tepki koydular. Buna paralel olarak seçilmiş parlamenterler de halkın bu taleplerine uyarak  parlamentoya giderek açılış yapıp  dağıldılar. Yaşanan bu iki olay şunu gösterdi ki, önemli olan ulusun çıkarı ve birliğidir ve kim buna uymazsa aşılır. Halk anlaşmazlığa ilişkin olarak; Tanrı biz Kürtlere ‘yürü ya kulum’ diyor. Siz de bizim liderlerimiz iseniz buna sahiplik edin ve gelişmelerin önünde set olmaktan vazgeçin dediler. Halkın bu tavrı barışın ve birliğin oluşumunda belirleyici olmuştur.

Buna ilaveten Celal Talabani ile Mesut Barzani konuşmalarının ana temasında verdikleri mesajlarda; “Kürdistan’ın ve Kürt halkının çıkarları her şeyin üstündedir. Kişiler ve partiler şayet buna hizmet ediyorsa anlamlıdır; bunun aksine bir duruma müsaade edilmeyecektir. Bu kazanımlar için halkımızın çok bedel ödediğini ve bunu korumanın herkesin temel görevi olduğunun bilincindeyiz” diyerek mevcut statünün güçlendirilmesi gerektiğini vurguladılar

Böylece yıllarca birbirine düşman olan ve birbirinden on binlerce insan öldüren bu iki lider ve partileri ulusal çıkarlar söz konusu olduğunda her türlü tavizi ve fedakarlığı yapabileceklerini kanıtladılar. Bunu bu günkü parlamento açılışında da görmek mümkün oldu.

Aslında ortaya çıkan şudur doğru perspektif ve öncülük olursa halkın yapamayacağı şey yoktur.

Bedel veren halk, hesap sormasını ve doğru çizgiye çekmesini bilir. Buna güney Kürdistan’da tanık olduk.

Aslında yazımızın başında değindiğimiz gibi içinde bulunduğumuz dönem biz Kürtler için çok önemlidir. Zaman hızla akıp gitmekte; olumsuzlukları tekrarlamanın lüksünü çoktan geride bıraktık ve böylesi bir kısır döngü bize daha fazla zaman kaybettirmemeli. Yıllar sonra bir daha ah-vah çekmemek için bu günden yaşanan ana müdahale etmek gerekir. Ki özgür Kürdistan’da sonuç veren bu ortaklaşan tavır oldu.

Ya kuzey Kürdistan ; en büyük ve belirleyici olan alanda neler olmaktadır? Bu parçada ise yukarıda bahsedilenler ve yaşananlardan epeyce uzak bir duruş sergilenmektedir. Yıllarca aynı şarkının nakaratı tekrarlanmakta ileriye değil sürekli geriye gidilmektedir.

Halk şu üç noktada oyalanmaktadır:

a) öcalanın bırakılması için yapılan eylemler

b) Konfederalizm hikayesi ile kafaları muğlaklaştırma

c) DTH ile halkı farklı bir yöne kanalize etme

Bir halkın kaderi ve geleceği bir insana bağlanmış durumdadır. Ve halk olmayacak duaya âmin dedirtilmektedir. Bana biri çıkıp şunu desin.  Türkiye Abdullah öcalan’ı serbest bırakacak. Bu TC devleti ise, onu asla ve asla bırakmayacaktır. Sen ne kadar sokaklara insanları dökersen dök bundan sonuç alamayacaksın. çünkü bu tarz halkı yıpratmaktan öte bir anlam ifade etmiyor. Giderek halkın inancı, umudu, hevesi ve geleceği tüketiliyor, karartılıyor. Uğraş, çabala, dayak ye, tutuklan, hatta öl sonuç koskoca bir SIFIR. Neden? çünkü amaçtan sapılmıştır, çünkü yanlış yola girilmiştir. Gerçek anlamda halkın ihtiyaçları, tali plana itilip terkedilmiştir.  Liderin kurtulma sorunu vardır artık! Sonuçta en bağlı olan insana bile  “bu iş boş, artık sonuç alamayız” dedirtir bir noktadan sonra.

Bir insanın özgürlüğü bir halkın özgürlüğü ile bir tutulamaz, çünkü değildir. Milyonların kaderi bir tek insana kilitlenemez. Halk gibi somut, halk gibi yaşam değerli olandır. Yoksa birileri kurtulduğunda halk kurtulmuş olmayacak. Her türlü devrimin kendince anlamlı sloganları vardır. Birey ve toplumun bir aradalığı sloganı günümüzün en anlamlı sloganıdır Ana şiar bu olmalıdır. Birileri(!) özgürken de halkın durumu aynı idi.

Gerçek lider, halkını her şeyin üstünde tutar, kendini halkından daha değerli görmez,  Sözde halkın hizmetçisi ama,  pratiği bunun tam tersi. Oysa onun beğenmediği liderler ise
Milyonların önünde her şey ulusumuzun çıkarları için dediler ve bunu pratiklerinde de yaşatıyorlar. Buyurun kıyaslamasını siz yapın!

Halkımızı bu amaçla eylemlere çekenlerin bilmesi gereken en önemli nokta; bu tarzın sadece ve sadece yurtseverliği ve davaya olan inancı bitireceğidir.

Konfederalizm ile kafalar yeniden olmayacak konularla karıştırılmaktadır. Somut gerçeklikten uzak, adeta ‘boş kalmasın, gerçeği görmesin’ mantığı ile verilen perspektifler halkın çıkarına değildir. Gerçek anlamda federal bir yapı oluşturulmadan altı sağlam temellere dayandırılmadan aşırı idealize edilen perspektifler sadece ve sadece perspektif olarak kalacaktır. örneğin güney Kürdistan daki Federal sistem halkımızın ihtiyaçları temelinde daha da geliştirilebilir ve bütün parçalarda en asgari düzeyde bunu başarmak imkân dâhilindedir. Ve halkımız giderek  ihtiyaçlarını ve  temsil edeceği sistemini bu model öncülüğünde yaratmasını bilecektir.

DTH, Kürtleri Türkiyelileştirmeye çalışmaktadır. Tamam, diyelim ki Türkiyelileştik. Peki, bunun sonuçlarını kaldırabilecek miyiz? Kanla emekle yaratılan Kürt halkının kazanımlarının bir çırpıda yok olmasının önü alınabilecek mi? Ben de birey olarak yıllarca, şu an beraber olduğum birçok arkadaşım gibi bir ideal uğruna savaştım. Af buyurun bu cümleyi sadece bazı değerlendirmeleri ucuz yapmadığımı belirtmek için yazıyorum. Bir Kürt olarak Kürdistan davasına hep inandım fakat halkın değerlerini satarak bunun üzerinden siyaset yapanlara inanmadım. Şu an Türk genelkurmayının direktifleri ile hareket eden başı içerde gövdesi dışarıda olan Kongra-Gel/PKK’nin  asıl amacı budur. Yurtseverlik ve kendi benliğine sahip çıkış boşa çıkarılmak istenmektedir. Daha sonra da istenildiği gibi susturulabilinsin diye.   Şu sorgulamayı bir süredir hep yaşıyorum;   en çok eleştirilen şeyle benzeşmek. Franz Fannon ezilenlerin hep kendi ezenlerine benzeşmek istediklerin yazar. Bu gün Kongra-Gel ve önderliğinde olduğu gibi. Adeta ne kadar Türkleşirsen; devrimciliğin, demokratlığın, yurtseverliğin(!) tüm kıstaslarına  o kadar ulaşmış olursun denmek isteniyor..

Sevinç ve acıları bir arada yaşıyoruz hep. Dün güney Kürdistan parlamentosu’nun açılışı; bugün Kuzey Kürdistan’da çıkan çatışmalarda ölen halkın çocukları. Dersimde,  Şırnak’ta, Hakkari’de, yada başka bir yerde. Ne fark eder? Her gün ölen insanlarımız ve her gün anaların feryatları…     Nereye çarpacağı belli olmayan amaçtan kopmuş bir gerilla gerçeği. Kime neye hizmet ediyor, daha ne zamana kadar ölümün o soğuk yüzünü hep yaşayacak ve yaşatacak. Neden, Neden, Neden?...    

Daha ne kadar insanlarımız sokaklara dökülecek, ana babaların evlatları canlarını verecek,  beyinler yordurulacak, hayaller bitirilecek ve en önemlisi bizi uçurumlara götürenlerle birlikte olmağa devam edeceğiz?

Bir şeyleri bilmek için müneccim olmaya gerek yok.  Nasıl ki doğu ve güney batıda halk gerçekleri görüp tavır sahibi oldu, kuzey Kürdistan’da da en yakın süreçte bu gelişecektir. Buna inanıyorum. Halkımız tekrardan yurtseverliğin özü gereği, ihtiyaçlarını doğru tespit edip, ulusal birliğin ve barışın gereklerine göre tavır almasını bilecektir. Umut, bilinç ve emekle aydın yarınları hep beraber yaratacağız.
özgür Kürdistan’dan moral alan Kürt halkı kuzeyde de büyük ve onurlu bir çıkışın sahibi olacaktır.

Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe