Ortaklaşan Yanlarımızı Öne Çıkaralım

"Bir sorunun sıklıkla gündeme girmesi o sorunun çözümünü hızlandırır" derler; ancak sorunun doğru ele alınması kaydıyla. Yani sorunlar doğru tespit edilmeli ve ona göre çözümü üretilmelidir. Yıllardır tartışılan ancak bir o kadar da çözüme uzak seyreden kangrenleşmiş sorun, Kürt sorununun, artık muhataplarınca doğru tartışılıp nihai bir çözüme kavuşturulması mümkün müdür?

Tahsin İnanç
26.09.2004 - 00:16

Kürt sorunu son günlerde yine gündemin üst sıralarına taşınmağa başlandı. Olumlu, olumsuz bir çok bakış açısıyla sorun yine bütün can yakıcılığıyla kamuoyunun tartışma sahasını işgal etmeğe başladı. Çok uzaklara değil bir süre öncesine göz attığımızda Kürt sorununun yoğun tartışıldığı dönemlerin hararetli anlarını kolaylıkla hatırlayabiliriz. Ulusal, toplumsal, kültürel v.b. her boyutta tartışılmış olmasına rağmen sorunun ehveni şer bir çözümünün bulunmamış olması düşündürücüdür.Neden? Neden gelişmedi, geliştirilmedi çözüm? Sorunun iç ve dış muhatapları gerekli sorgulamayı yaptılar mı acaba?

Bu konuda iki temel olguya (iç ve dış dinamikler) bir göz atalım; dış olgu yani Kürdistan dışındaki güçler hiçbir zaman sorunu kendi diyalektiğinde, objektif bir temelde halkların çıkarına göre düşünüp karar alma yolunu seçmediler. Dahası böylesi bir düşünüşün ufacık bir çabasını dahi göstermediler. Kendi çıkarları her şeyin üstündedir. Örneğin Türkiye ne zaman sorunu tartışmaya başlamıştır. Ta ki inkar etmenin artık kendisi için hiçbir yarar sağlamadığı hatta zarar verdiği durumda sorunu ucundan ele almak, tartışmak durumunda kalmıştır. Diğer parçalar da bundan farklı değil;hatta daha geriden izlemektedirler. Iraktaki gelişmeler dıştan yapılan müdahalelerin eseridir. Şayet mevcut yönetime kalsaydı, ki tarih bunu bütün çıplaklığıyla göstermiştir, ölümü ve yıkılmayı göze alır ama kürt sorununun çözümü konusunda minnacık bir adımı dahi atmağa yanaşmazdı.

Avrupa'nın en demokratik ülkeleri hakeza aynı durumu sergilemiştir. İşine geldiğinde bir çok devlete karşı Kürt kartını, en temel baskı aracı olarak kullanmış, işine gelmediğinde ise deyim yerinde ise çöp sepetine atmıştır. Ekonomik siyasal hatta askeri çıkarlar neyi gerektirmişse öyle davranmıştır. En dostum diyenin bile çıkarları söz konusu olduğunda gözünü kırpmadan her şeyi nasıl sattığını biliriz. Kürt tarihi bunun örnekleri ile doludur. Fakat bugün asıl tartışmak istediğimiz iç olgudur yani Kürtlerin kendi aralarındaki ilişki ve çelişki gerçeğidir.

Sizce Dünya-alem biz Kürtlere düşmanlık yapmaktan haz mı duyuyor? (Evet deme seçeneğine karşı bunun doğru bir tespit olmadığı itirazında bulunalım) Anladık da bizim birbirimize karşı gösterdiğimiz mevcut düşmanlığımızı, hangi sömürgeci devlet bize karşı veya biz hangi sömürgeci devlete karşı uygulamışızdır. Dış devletler dostluk yada düşmanlık eder, belirleyici olanın bu olduğuna inanmıyorum. Asıl olan biz Kürtlerin birbirimize olan yaklaşımımızdır. Bu konuda gerçek anlamda birlik noktaları konusunda ortak anlayış, destek ve dayanışma olmazsa, düşmanca tavır ve üsluplar kullanılmaya devam ederse birlik olunmayacağı gibi çözüm de gelişmeyecektir. Zaten biz Kürtlerin en büyük zaafı kendinde olanı değil, dışında olanı sevmesidir. Öncelikle bunu aşmak gerekir. Yani kendimize dönük karamsar tabloyu değiştirelim artık. Yaşamın inisiyatifini birlikte geliştirelim, birlik ve özgürlüğün tadını duyumsayalım ve bunun coşkusuyla demokratik mücadele için çalışalım. Bana göre sorunun asıl çözümü bu yaklaşımdan geçer. Gerçek anlamda yurtsever- demokrat olmanın temel ölçütü de budur. Son Kongra Gel'in yaptığı gibi "asalım-keselim" anlayışı ve küfür edebiyatı ile bir yere varılamacağı açıktır.

Bir konuda özellikle yanılmamak gerekir, ''Tüm Kürtler neden benim gibi düşünmüyor, benim düşüncelerimi esas almıyor'' yaklaşımı en büyük anti demokratik yaklaşımdır. Hem demokrasinin öncülüğünü yaptığını iddia edeceksin hem de en küçük bir farklılığa, ayrı düşünmeye asalım keselimle cevap vereceksin. Bu demokratik zihniyet değil olsa olsa ortaçağ zihniyeti olur. Bu konuyla ilgilenenler, Kürdistan'daki partilerin son yirmi beş yıllık tarihlerine bir göz atsınlar. Ortaya çıkan tablonun hiçte tutulacak yanının olmadığı görülecektir. Bu partilerimizin tarihlerinin yarısı birbirlerine karşı yaşattıkları çatışma ve çelişkilerin tarihiyle dopdoludur. Pozitif temelde eleştiri olabilir, fakat birbirimize düşmanlık yapacak kadar lüksümüzün olmadığını ne zaman öğreneceğiz, öğrenmiş isek ne zaman uygulayacağız?

Kuzey Kürdistan'da sorun ve çözümü hiçbir zaman bu kadar olgunlaşmamıştı. Aslında bu günkü koşullar 25 yıl önce olsaydı bu kadar yıllık savaşa da gerek olmazdı. Öyleyse çok büyük bedel ödediğimiz bu zemini neden değerlendirmeyelim? Seçme ve seçilme, örgütlenme, iktidar olma koşulları her zamankinden daha çok mümkün. Kültürünü koruyup geliştirebilir, eğitimini ana dilde yapabilirsin, TV-gazete, radyo ve dergi çalışmalarıyla kültürel alanda gelişmeler sağlayabilir, kendi dilinde yayınını yapabilirsin. Yüz milletvekili ve yüz elli belediye başkanlığı kazanmamızın önünde ne engel vardı sanki! Baraj çok yüksek tutuldu, sandık değiştirildi veya oyun oynandı gibi laflarla kendimizi uyutmayalım. ''Türkiye'de çok özgür bir ortam yaratılmış, her şey güllük gülistanlıktır'' demiyorum ama politikacısının, esnafının, işçisinin, memurunun, kadınının, gencinin ve yaşlısının çok rahat tartıştığı bir ortam söz konusudur. Bu ortamı daha büyük kazanımlara dönüştürmek için birlik ve örgütlenme gereklidir.

Burda kongra-gel'in yaklaşımı ise çok sığ ve bencilcedir. Yaratılan bu olanaklar doğru değerlendirilmemiştir. Değişim-dönüşüm ve demokratikleşme kavramlarını çok kullanmasına rağmen bu konuda kayda değer bir adım atmadığı gibi hep suçu karşısında görme anlayışı egemen olmuştur. Aynı yaklaşım sorunun çözümünde de yaşanmaktadır. Yıllarca çözümde tek adres ve muhatap olmak ya da kendisi dışındaki hiçbir alternatifin yaşamasına müsaade etmemek çözümsüzlüğü dayatmanın farklı bir yöntemidir. Kürt sorununu dünyanın gündemine koymada PKK'nin önemli rolü olmuştur. Ancak gerçeklik bu iken PKK'nin devamı olan Kongra-Gel, aynı anlayış ve yaklaşımı sorunun çözümünde ortaya koymamıştır. 'Tüm değerleri ben yarattım, ben savaştım ve bu davanın tek sahibi benim, olacaksa çözüm benle olur, aksi hiçbir çözüme izin vermem, hatta en iyi anlaşma ve kararlar da alınırsa ve ben bunun dışında kalacaksam sabote etmek için elimden geleni yaparım' adı konmasa bile pratikte ki tavır ve yaklaşımlar böyledir. Söylemde demokratik ama pratiğinde bu kadar anti demokratiklik neyle izah edilir? Gerçekte gözün kariyerde, şanda, şöhrette ve kendini adlandırmada değilse ve senin tek hedefin Kürt sorununun çözümü ise öyleyse çözümde adres ve muhatap alınmıyorsan bu konuda da aynı fedakarlığı yapman gerekmez mi? Kendini bu denli dayatmanın anlamı nedir? Farklı kurum ve kişilerle çözüm gelişsin önemli olan davanın iyi bir sonuça gitmesi ve mazlum Kürt halkının rahata kavuşması ve dökülen kanların boşa akmaması değil midir? Kürt sorununun çözüme kavuşturulması her kürdün tek hayalidir. Olmasına katkı sunmak da her kürdün birincil görevidir.

Kendisini tanıyan, çözen, netleştiren ve ne yaptığını bilen kişi veya kurum her şart altında ciddiye alınır. O netleşme ve ciddiyet Kongra Gel'de maalesef kalmamıştır. Son yıllarda o kadar fazla iç sorunlarıyla ve diğer kürt örgütleriyle uğraşmıştır ki çözüme ilişkin doğru-dürüst bir politika belirleyememiştir. İç düşman - dış düşman paranoyası tüm yönetimin temel sorunu ve uğraşısı olmuştur. Farklı düşünen, ayrıksı duran iç düşmandır; hele bu ayrılığa gitti mi ilk hedeflenmesi gereken olur. Bu nasıl bir zihniyettir ki bire bir kendisi gibi düşünmeyeni düşman ilan edebiliyor, hainlikle damgalayabiliyor? Ayrılan insanlar ne düşman ne de haindir. Bu kadar yıl emek veren insanlar bir çırpıda nasıl hain oluyor? Seninle iken kahraman ama senden koptuktan hemen sonra hain ve namussuz oluyor. Yani hainlik ve kahramanlığın ölçütü nedir? Senin dar ve dogmatik kalıplarında küçülüp yok olmak mı?

Kürt insanındaki, hayatının değersiz, kendisinin küçük ve işe yaramaz olduğuna ilişkin duyguyu tersine çevirmek ve onun, kendi gerçek varlığının değerine ilişkin bir düşünceyi yaratmak, o ezilmişlik psikolojinden kurtarmak gerekirken, uygulananlar bunun tersi olmuştur. Artık buna son verme zamanı gelmedi mi? Bu konuda kararı halkın vermesi gerekir. Lütfen biz ayrılanları pratiğimizle, çalışmalarımız ve bundan sonra halkımız için yapacaklarımızla değerlendirin.

Yıllarca savaştığımız Türklerle masaya oturmaya varız, buna karşı çıkmak anti Kürt olmaktır, fakat Kürt oluşumları ile de neden bir demokrasi bloku oluşturulmasın? Şayet var olan parti ve örgütlerle dayanışma ve birlik hedeflenmiş olsaydı sanırım biz Kürtlerin durumu daha bir farklı olacaktı. Demokrat olmanın ilk şartı anlayış ve hoşgörü ise bunu uygulamalı. Demokrat olmanın diğer şartı kendini merkez olmaktan çıkarıp, ötekinin varlığını kabul etmekse bunun da gereklerine göre hareket etmeli. Bu günler tarihi günlerdir. Oluşan bu fırsatlardan yararlanmayı bilmek kadar, daha büyük fırsatları yaratmasını da bilmeliyiz. Hep böyle sürer sanmamalı. Çözüme en yakın olduğumuz bir süreci kendi ellerimizle sabote etmeyelim. Kürt birliğinin oluşması onun gücünü ve ciddiyetini gösterir. Öte yandan dış güçler de bu gerçeğe daha ciddi yaklaşacak ve sorunun kendi boyutunun sorumluluğunu üstlenecektir.

''Artık çatışan ve çelişen yanlarımızı değil de ortaklaşan yanlarımızı öne çıkarmalıyız'', kürt partileri ve taraftarları olarak birbirimize karşı ön yargıları kırmalı, demokratik platformlarda birliğin gerçek gücünü gösterebilmeliyiz.

Haydi yurtsever ve demokratlar; şimdi demokratik birlik zamanı....

Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe