Tarih Tekerrür Etmesin

Dünya tarihi halkların yaşadığı derin acıların-sevinçlerin, umutların-umutsuzlukların, zaferlerin-yenilgilerin tarihidir bir bakıma. Her halk bu toplumsal duyguları farklı boyut ve niteliklerde de olsa yaşamıştır. Ancak Kürt halkının yaşadıklarının bir benzerini yaşayan başka bir halk olmamıştır. Yurtsuz olmak, isyan edip kırılmak, ezilmek, horlanmak, birbirine karşı güvensiz olmak ve en önemlisi de kendisi, ailesi, aşireti yada örgütü dışındaki hiçbir şeye sevinmemek hatta onun olmayan ve onu aşan her türlü gelişmeye köstek olmak kader gibi kabullenilmiştir adeta Kürt toplumsal yaşamında

Tahsin İnanç
14.09.2004 - 00:15

Öznel tarihimiz , yaşama damgasını vuran ve birbiriyle özdeşleşebilecek kadar benzerliklere sahip bir çok olaya tanıklık etmiştir. Bir bütün olarak Med dönemi, 1800'lü yıllardaki isyanlar ile 1920'lerdeki isyanlar ve en son içinde yaşadığımız dönem kıyaslandığında çok fazla benzer yanların bulunduğu görülecektir. En önemli benzerlik ise tüm bu süreçlerde gelişen ve büyüyen Kürt yapısının önüne geçen, onu çökerten, gerileten ve yenilgiye uğratan yine kendisinin olmasıdır. Bir Kürt olarak kendi tarihimizi öğrenirken, algılamakta, kabullenmekte zorlandığım önemli hususlardan biri; çok güçlü iken birbirine destek olma yerine birbirini çekememe, bir tarafın diğerini zayıflatmak için düşmanla işbirliği yaparak onu ezmesi veya bitirmesi olmuştur. En basit bir örnekleme yapacak olursak, şayet 1835'lerde Mir Muhammed ile Bedirxan Bey birbirleriyle anlaşabilmiş olsalardı, sonuç Kürt halkı açısından mutlak bir zaferin taçlandırılması olacaktı. Güçlerinin zirvesindeki iki Bey birlik ve anlaşma yerine savaşa tutuşmayı tercih edince kazanan düşmanları, kaybeden ise tarihi benzeri yenilgilerle dolu Kürt halkı olmuştu. Günümüzde yaşananlar, gayri ihtiyari, tarih bir tekerrürden ibaret midir? sorusunu zihinlerde şekillendiriyor?

Geçen yüzyıl ya da iki yüzyıl öncesi mirlerin, beylerin ve şeyhlerin yaşadığını bugün örgüt liderleri yaşıyor. Onların yerini tutan parti veya örgütlerin ve liderlerinin yaklaşımı tıpatıp aynıdır. Büyük - küçük tüm parti ve örgütler birbirinin aleyhinde çalışıyor. Çekiştirip, egemen güçlere pazarlıyor, fırsat bulduğunda ise imha etmekten geri durmuyor. Özgürlük yolunda küçücük bir başarı veya gelişme yaratıldığında onu kötülemek için kırk dereden su getiriliyor. Bir düşünelim; Kürtler kadar birbiriyle uğraşan ve geriye çeken başka bir halk var mıdır acaba? İçinde bulunduğumuz bu süreç Tanrının "yürü ya kulum" ifadesine mükemmel uyumluluk gösteren bir süreçtir. Ancak gelin görün ki bu fırsatlar bile, anlamsız bir şekilde heba edilmeye çalışılmaktadır.

Yakın tarihimize, Son otuz yıla, bir göz atarsak, bu süre zarfında Kürt ve Kürdistan için mücadele eden güçlerin hemen hemen hepsi, ülkemizi egemenliği altında tutan devletlerden ziyade daha çok birbirleri ile mücadele ederek enerjilerini ve değerlerini heba etmişlerdir. Düşmana karşı verilen kayıplardan çok daha fazla can ve mal kaybını birbirleri ile giriştikleri savaşlarda vermişlerdir. Hangi partinin üyesi isen senin partinin dışındaki diğer partiler, partinin, dolayısıyla senin potansiyel düşmanındır. Bu yaklaşım bizlere de empoze edildi. Birine ilkel milliyetçi, birine K. Burjuva, bir diğerine reformist denildi. Yani "hiçbiri ile ilişki geliştirilmez, düşmandan daha tehlikelidirler" yaklaşımı egemen kılındı. Hala bir çok partide buna benzer yaklaşımlar yaşanmaktadır.

Burada ortaya çıkan tablo ezilenlerin psikolojisini her yönüyle yaşadığımız gerçekliğidir. Düşmanına benzeme, düşmanını taklit etme anlayışı görülmektedir. Kürdü küçümseyen, hor gören, aşağılayan ve muhatap bile kabul etmeyen egemen devletlerin yaklaşımlarının aynısını birbirimize karşı uygulamaktayız. Kendimizi üstün ve doğru görmekte, dışımızda kalanları yanlış ve gerici görmekteyiz. Bizden olmayana fazla değer verilmez, bizden olmayan sevilmez ve dinlenmez anlayışını sahiplenmişizdir. Nedense ayrı bir halktan olan insanlar, biz Kürtlerin yanında bir başka değer görüyor ve kendi insanımız aynı değeri bulamıyor. Yanlış anlaşılmasın! Dar ulusalcı bir mantığa sahip olduğum için belirtmiyorum bunları. Demokratik toplum, demokratik kişiliği öncelikle kendimizde yaratmamız gerektiğine inanıyorum sadece. Kendi insanına en küçük bir anlayış ve hoşgörüyü göstermeyen, bu konuda objektif olmayan düşüncelerin yaşamda saygın bir yeri yoktur ve inandırıcılığı da olamaz. Bu psikolojik bir vakadır ve bulaşıcı bir hastalık gibi hala yayılmaya devam etmekte ve zarar vermektedir.

Var olan bu çelişki, çatışma ve anlayışlar, parti ve örgütlerin kadrolarının yaşadığı bir sorun olmaktan öteye, TV-radyo-gazete ve kadrolarla yapılan propagandalarla halkımıza da yansıtılmıştır. Ortaya çıkan durum hiç te iç açıcı değildir. Kürdistan'da ne kadar parti varsa o kadarda halk parçalı bir konumda seyretmektedir. Partilerde olmayan hoşgörü, anlayış ve sağduyu tabanı da etkilemiştir. Hatta bazı yer ve durumlarda kraldan daha kralcı kesilenlerine de rastlamaktayız.

Böylesi bir konuda yazı yazmamın kendimce sebepleri var. Bir grup arkadaş olarak Kongra-Gel'den kopup PWD adlı parti inşa çalışmaları ile birlikte, sesimizi duyurabileceğimiz, görüşler sunabileceğimiz bir yayına ihtiyaç duyup, Internet'te pwdnerin adında bir site açtık. "Böyle bir oluşuma ihtiyaç olduğunu, geniş bir demokratik yelpazeden yaklaşımı anlamlı bulduklarını, özellikle Kürtlerin buna ihtiyaç duyduklarını" belirten mesajlar çok yoğun oldu ve anlamlıydı. Siteye gelen tebrik ve kutlama mesajlarının yanı sıra ağza alınmayacak küfür ve hakaretler de az değildi. Bizlere gelen küfürlerin ağza alınanlarının bir kaçını sizlere aktarmak istiyorum: "Namussuzlar, hainler, kalleş köpekler, kanı bozuklar, satılmışlar" vs.vs; bu küfürleri yazarken bile onlar adına üzülüyorum. Bundan sonra daha uygarca davranılacağını temenni ediyorum. İnsanlar, yaşadıklarımız hakkında en ufak bir fikir sahibi olmadan nasıl bizleri böylesine acımasızca yargılayabiliyorlar, doğrusu anlamakta zorlanıyor ve ifade edemiyorum. Oysa ki bizler yıllarca özgürlük mücadelesi veren insanlarız ve bundan sonra da demokratik mücadelemize devam edeceğiz. Ancak şimdiye kadar yürüdüğümüz örgüt ve çizgide değil, farklı bir zeminde mücadeleye devam etme istemimiz bizim insan olarak en doğal hakkımızdır. Dün birey olarak mücadeleye katılış gerekçelerim ne idiyse bugün de ayrılış gerekçelerim farklı değildir. Neden ayrıldık gibi bir konuya girme gereği duymuyorum. Zaten daha önce fazlaca bu konu üzerinde duruldu ve açıklamaların doyurucu olduğuna inanıyorum.

Demokratik anlayış, farklılıklara saygı duymayı, farklılıklara anlam yükleyebilmeyi gerektirir. Farklılıklar, iyi işlenirse zenginliktir, gelişmedir, ilerlemedir ve en önemlisi rekabettir! Rekabetle birlikte yaratılacak gelişmeler özgürlük mücadelesine ivme kazandıracaktır. Azim ve hırsla katılımı beraberinde getirecektir. Tabi bu olayı doğru ele aldığımızda bu sonuç yaşanır. Başta yenilikleri, farklılığı ve bol tercihliliği isteyen halkımız olmalıdır. Yanlışa gireni düzeltmeli, uyarmalı ve doğruyu desteklemelidir. Ancak birine öz diğerine üvey evlat muamelesi yapmamalıdır. İnsanlar o kadar ucuz harcanmamalı ve etiketlenmemelidir. Asıl üzerine basa basa vurgulamaya çalıştığım olay Kürtler arasındaki kavgaların tekrardan başlamasına izin verilmemesidir. Ateşe körükle gitmek iyi bir yurtseverlik olmasa gerek. Güney Kürdistan'daki partilerin bu süreçte birlik ve kardeşlikten yana karar kılmaları Kürdistan'da önemli bir adım olarak değerlendirilmelidir. Böylesi bir süreçte Kuzey Kürdistan atağa geçmesi gereken parça konumunda bulunurken, maalesef iç sorunlarımızla uğraşmaktan kurtulamayıp güçlerin temel hedefe konumlandırılması gerçekleştirilememiştir. Özellikle PWD'nin sorumluları, üyeleri ve çalışmaları hedef tahtasına konmuştur. Burada ciddi hedef şaşması vardır. Bilinçli bir şekilde yapılan bu oyunlara gelinmemeli, kendi ayağımıza mayın döşememeliyiz. Hakaretle-küfürlerle mücadele yürütülemez. Buna tepkiyle intikam alma denir ki, insanım, Kürdüm diyene de bu yakışmaz.

Kürtler arasındaki çatışma ve çelişkilerin giderek derinleşmesi çoğu güçlerin yararına olabilir ancak Kürtlerin asla! Kişi veya grupların demokratik anlayış çerçevesinde düşünce ve icraatlarına anlam verip katılımlarını desteklemek, demokrat devrimci olmanın da temel gereğidir. Demokratlık sabır, anlayış ve hoşgörü ister. Sağduyulu olup, "illa ki benim dediğime gelinecek" hastalığından kurtulunulduğu anda olumlu bir sürece girmek mümkündür.

Ben demokratım diyenin yapması gerekenler bellidir. Bir Kürt atasözü bugünkü sürecin genel görünümünü o kadar mükemmel betimliyor ki: "Şam dur e, mışar ne dur e' derler. Yani kimin nesi varsa er meydanına döksün, herkeste orada görsün . Halkımızdan isteğimiz PWD'ye şans tanıması, politikalarını takip edip ve kucaklamasıdır. Gün birlik ve dayanışma zamanıdır. Tarihimizden dersler çıkarmalı tekerrür etmesine asla izin vermemeliyiz. Tarihin tekerrür etmesi için tüm güçlerini seferber edenlere ise engel olmak kendisine yurtseverim diyen her Kürd'ün boynunun borcudur

Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe