Vurdurtan Mâlum, Tetik Çekenler Değişmiş


Ölüm ki yaşama bir santimlik mesafede?

Ölüm ki kaşla göz arasında?

Ölüm ki dudakla söz arasında?

Ve Yıllarca en kızgın savaş ortamında tanık olduğumuz yüzlerce ölüm olayı?

Bazılarının son sözleri, bazılarının son gülüşleri hafızalarımıza kazındı; bazıları sloganlarla , bazıları kafalarını omuzlarımıza dayayarak şehadet şerbetinden yudumladılar.
Tahsin İnanç
01.03.2005 - 21:34

Ölüm ki yaşama bir santimlik mesafede?

Ölüm ki kaşla göz arasında?

Ölüm ki dudakla söz arasında?

Ve Yıllarca en kızgın savaş ortamında tanık olduğumuz yüzlerce ölüm olayı?

Bazılarının son sözleri, bazılarının son gülüşleri hafızalarımıza kazındı; bazıları sloganlarla , bazıları kafalarını omuzlarımıza dayayarak şehadet şerbetinden yudumladılar.

Her şehit düşen arkadaşın bıraktığı çok farklı duygular, çok derin izler vardır belleklerimizde ve vicdanlarımızın gizil köşelerinde. Hele çok samimi olduklarımız, doyumsuz anların paylaşımını yaşadıklarımız insanın ciğerini yakıp giderler. Her bir ölüme tanıklık yıllarca yaşlandırır adeta insanı. İsyan edesi gelir içten içe dünyaya, tanrıya ve her şeye?Ancak en sonunda dönüp durulan yer düşmanın oluyor ve öfken anlam buluyor-somutlaşıyor. Sebep olan ve haksız olan biliniyor.

Her insan, öldürme karsında korkunç bir öfkeyle dolar, yapana ve yaptırana. Savaşlar; Ne kadar haklı gerekçelere dayandırılsa da sonuçları hep korkunçtur. Çünkü acı vardır sonunda; gözyaşı, sevdiklerini kaybetme, bir daha görememe vardır, onları.

Savaşın acımasızlığı bilinse de bazen savaşmaktan başka yapacak bir şey yoktur, zorunluluktur çünkü. Savaşman gerektiğinde, olağan bir durum olarak, düşmanın karşında; 'ya sen öldüreceksin yada o'! Savaş denilen acı gerçekliğin basit ama bir o kadar da acımasız kuralıdır bu. Savaştaki ölümlere tanık olanlar daha derinden anlar bu tür duyguları..

Şimdi Sipan ve Kemal arkadaşın şahadetine duyulan kin ve öfke seli nereye akacak? Olayı planlayan düşmandır deriz ama ya uygulayanlara, o tetikleri çekenlere ne demeli? Eskiden vuran düşmanın piyonu, ajan ve koruculardı. Şimdi vurdurtan aynı, ama vuran değişmiş!

Genelkurmayın perspektifleri ile hareket eden Kongra-Gel aynı misyonu yüklenmiş durumdadır. Ne acıdır ki, PKK de çok köklü değişti düşman kavramı. Halkın çocukları, halkın paraları ile halkın çocuklarına vurdurulacak kadar hem de. Bu son nereye varacak? Kürdü kürde kırdırma politikasının acısını az mı yaşadık yıllarca. Sipan'ın, Kemal'in öldürülmesinin başka bir anlamı yoktur. Bu öldürmeler Kürtler arası yeni kan davalarının başlangıcı olabilir. Öfkelenen kürdün kini başka nereye akar ki? Hiç düşündünüz mü o zaman neler olur. Tasavvur bile etmek istemiyorum.

Hal böyle olunca tabii ki Kongra-Gel'in durumu ve yönetimi her halükarde tartışılmak durumundadır. Bizim temel gündemlerimizden biri olmak zorundadır. Kongra-Gel mevcut durumda yüklediği misyonu artık yerine getiremez haldedir. Bizler, DSP'nin Ecevit'e yaklaştığı gibi 'duygusal olarak bağlıyız. Yüzde bire bile oyları düşürse onu bırakamayız. Vefa borcumuz var' mantığı ile hareket edemeyiz. PKK rolünü ve misyonunu tamamlamıştır. Bundan böyle devam etmesi ve zorlaması zarara yola açmaktadır. Öldürdükçe tükenen cellat gerçeği ile Sipanı vurdu doğu Kürdistan halkını kaybetti. Kemali vurdu kuzey batı Kürdistan halkını kaybetti. Güney Kürdistan'ı zaten kaybetmişti. Elinde kalmış biraz Avrupa'da ki kısmen de kuzey Kürdistan'da ki halkımız. Buralarda da her gün yeni kopanlar ve uzaklaşanlar olmaktadır, Bu tüketmek ve tükenmek değil de nedir?

Kongra-gel şunu artık iyice bilmeli ki bu halk her şart altında seninle hareket etmek zorunda değildir. Doğru yaptığında tüm Kürtler seninle birlikte hareket etti. Ancak şu an bu böyle değil. Bu halk maraba değil ki köyle birlikte satılsın veya ağanın her dediğine uysun. Yanlışa artık prim vermeyecektir.

PKK'ye eskiden, bazılarının iddia ettiği, gibi çok ciddi bir muhalefet yoktu. Olanların da ne için yaptıkları bilinirdi. O zamanlar PKK nin hataları olsa da, Kürt halkı için verdiği haklı bir savaş vardı. O zamanki muhalefet hem cılız hem de çok fazla haklı gerekçelere dayanmıyordu. O mücadeleye halkımızın ihtiyacı vardı. Bugünün gözü ile geçmiş değerlendirilerek yaşananlar ifade edilemez. Şüphesiz her siyasi oluşum olay ve olguları kendi bakış açısıyla değerlendirir. Ancak bilimsel olmak ve gerçeklikleri inkar etmemek önemlidir. Oysaki bugünkü muhalefet de PKK'de çok farklı bir konumdadır. Hepsini aynı kefeye koymak işi basitleştirmek olduğu gibi birilerinin dediği gibi 'ben PKK'nin hatalarının da militanıyım' demekle de haklı olunmuyor. 'Su akar yatağını bulur' misali gerçek anlamda bir muhalefet de oluşmuş yatağında akmaya başlamıştır. Hatta şuan ki muhalefet Kürt sorununun çözümünde etkili olacak temel güçtür. Yanlış olan Kongra-Gel ve çizgisidir. 'Olursa benimle, olmazsa kimseye yar etmem' misali davrananlardır.

Dağa çıkmak, dağda savaşmak onurların en büyüğü idi. Fakat şimdi aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Şu an dağda insanların dağlarda kalış olgusunu, yönetimdekiler sadece kendileri için istemektedir. Çünkü, dağdaki gerilla artık Kürt halkının haklı mücadelesinin savunucuları değil, yönetimdeki bireylerin hayat ve mevki sigortalarıdır?

Hem Abdullah Öcalan'ın hem de Kongra-Gel'in bu halkın geleceği için sarf ettiği sözler boştur ve oyalamadan başka bir şey değildir. Her defasında nereden çıktığı belli olmayan bir laf ortaya atılır ve herkes ondan bahsetmeye başlar. İşin özünde yürekten buna inanan olmamasına rağmen, rant kapısı olduğundan hepsi canla-başla savunurlar ve halkı uyutmaya çalışırlar. Umarım itiraf edebilecek gücü bir gün kendilerinde bulurlar. Çünkü son çok uzakta değildir artık. Onarma ile bir yere varılamaz. Dağılma hızlanmıştır. Katılma tümden durmuş ve her gün onlarca insan dağdan kaçmaktadır. Önüne geçilemez bir süreç başlamıştır. Bu iş çorap söküğü gibi devam edecektir.

Ve olacakları kestirmek için kahin olmak gerekmez. Dağılacağını anlayan ve bunu bir türlü önleyemeyen yönetim oraya buraya sataşarak bela aramaktadır. Bazı saldırıları bilinçli üzerine çekmeye çalışmakta, sonra da 'bizim üzerimize uluslararası ittifak güçleri saldırdı yoksa hiç bir şekilde biz bitmezdik'. diyecekler. Kendileri ile birlikte yüzlerce Kürt gencini de kendilerine feda edecekler. İşte yönetiminde içinde olduğu psikoloji budur.

Kongra-Gel'in yönetimi farklı bir skorla yenilmiş ve bundan dolayı çamura yatan ve fazlaca agressif tavırlar gösteren takımın futbolcularına benzemektedir. Yenilgilerini bu şekilde ört-bas etmenin peşindedirler. Her türlü sonuca da hazırlanmış gibiler.

Şimdi bin bir türlü bedel ödenerek ulaşılan bu kadar değeri sonu ne olacağı belli olmayan bir örgüte bırakmak ne kadar doğru olur? Başta burada harekete geçmesi gereken Kürt halkı olmalıdır. Kendi hakkının kimse tarafından satılmasına ve çar-çur edilmesine göz yummamalıdır. En başta da dağda bulunan evladının kendi kardeşinin kanına girmesine engel olmalı ve evladının gücünü ve enerjisini doğru hedefe kanalize etmelidir. Kendi insanını vurmanın ve genelkurmayın talimatı ile listelenen Kürtleri ortadan kaldırmanın dışında başka bir iş var mıdır yapacakları? Haa belki de yarın öbür gün Özgür Kürdistan'a saldırıda var tabii. Bu yaklaşımların hepsi sadece utanç vericidir.

Dağda bulunan ve dört bir yana görev için yollanan arkadaşlara;

Kongra-Gel'in vurucu gücü olan özel kuvvet elemanları bu amaçla eğitilmediler. Her bir birey sadece ve sadece Kürt halkının azılı düşmanlarına saldıracaklarına dair yemin içmiş ve bu temelde eğitilmişlerdi. Şimdi hangi güç kendini sadece ve sadece halkı için feda etmeye adamış olan bu halk evlatlarını kendi öz kardeşini vurdurtmaya yolluyor. Ve vurulanın da aynı amaç için mücadele eden insanlar olması işin en vahim yönü.

Katıldığımız parti ve amaçları bu değildi. Ülkesi için savaşan bir örgüte katılmıştık. Ancak şimdi savaştığı gücün hizmetine girmiş, Kürtlükten ve yurtseverlikten uzaklaşmıştır. Hem kadrolarını hem de kendisine duygusal olarak bağlı olan halkımızı Türk devletinin istemleri doğrultusunda güneyde gelişen özgür ortama karşı düşmanlaştırmaktadır. Kendisini her yönüyle utanılacak bir pozisyona sokmasına ve yerlerde sürünmesine rağmen düşman tarafından ciddiye alınmamaktadır. Kendisini devlete kabul ettirebilmek için, adeta 'kraldan daha kralcı' kesilerek amaç ve hedeflerini devletin beklentilerine göre belirlemiştir. Kongra-Gel'in silahlarını Kürtlere yöneltmesi bu durumun en somut ifadesidir. Buna da dikkatinizi çekmek isterim.

Eylem için yollanan arkadaşlar. Sizler kendi kardeşlerinizi vurasınız diye eğitilmediniz. Her biriniz ettiğiniz yeminleri bir düşünün. 'Halkımıza ve kardeşimize kalkan el ve yürek bizden değildir' denilmişti. Sizler Kürt halkının fedailerisiniz. Birer katil olamazsınız .Yeriniz halkımızı gerçekte temsil eden güçlerin yanıdır.

Ölme ve öldürmelerin olmadığı özgür bir toprak parçası üzerinde yaşamak umuduyla?

Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe