Parti Programı
21.10.2004

Önsöz



Günümüz dünyası demokratik uygarlık çağına giriş yapmanın yoğun mücadelesine sahne olmaktadır. Bilimsel-Teknik gelişme sonucunda ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel değişiklikler yaşanmaktadır. Bilgi ve iletişimin devasa boyutlarda gelişmesi, toplumun bütün kesimlerinin düşünce ve davranışlarında köklü değişikliklere yol açmaktadır. Artık birey ve toplum alışıla gelen ölçüleri aşacak bilince kısa sürede ulaşabilmektedir. Böylece geçmiş, bugün ve geleceğe dair yeni bir bakış açısı edinebilmektedir. İnsanlık, sorunlarını demokratik gelişmeyle aşma kararlığındadır. Birey, sınıflar, uluslar, inanç gurupları ve toplumun bütün katmanları büyük mücadelelerin ardında tercihlerini demokrasiden yana yapmışlardır.

XX. Yüzyıl boyunca her sistem ve yönetimi deneyip tanıyarak bu tercihini ortaya koymuşlardır. Kapitalist, sosyalist ve karma sistemler sonuna kadar yaşanmış, hangisinin ne verebileceği ve çözüm yetenekleri insanlık tarafından kavranmıştır. Aynı zamanda oligarşi, monarşi, otokrasi, teokrasi gibi yönetim biçimleri ayrıntılarına dek bilince çıkarılmıştır. Demokrasinin çözüm sistemi olarak kabulü böylesi bir deneyimin üzerinde gerçekleşmiştir. Bireyin hak ve özgürlükleri, ulusal kurtuluş, inanç özgürlüğü ve toplumsal gelişme demokrasiye endekslenmiştir. Onu yadsıyarak sorunların çözüme kavuşturulması olanaksız hale gelmiştir. Bunu görmeyen ve kendini yeniden yapılandırmayan güçlerin aşılması kaçınılmaz hale gelmiştir. İster iktidarda isterse muhalefette bulunsun başarının garantisinin demokratik kriterlere uygun yaklaşım ve tutumlar olduğu açığa çıkmıştır. Seçilen mücadele biçiminin sonuç vermesinin de aynı olguyla kopmaz bağı söz konusudur

Siyasi, askeri, diplomatik, vs mücadele yöntemlerinin başarısının demokratik gelişmeyle ilgisi kesinlik kazanmıştır. İç ve dış dinamiklerin uyum içinde harekete geçmesi ve zafere ulaşması buna koşullanmıştır. Evrensel ölçekteki gelişmeler, Ortadoğu ve Kürdistan''ı derinden etkilemiştir. Egemen statüko tümden sarsılırken yer yer parçalanma sürecine girmiştir. Gelinen aşamada rejimler yönetemez, halklar ise yönetilmeyi kabul etmez duruma gelmişlerdir. ABD önderliğinde uluslararası koalisyonun güçlerinin Irak''a yaptığı müdahale ve bunun diğer ülkeler üzerindeki etkileri değişimin koşullarını olgunlaştırmıştır. Tıkanan rejimlerin aşılması kadar demokratik açılımda gündeme girmiştir. Statükocu güçlerin hem açık hem de örtülü ittifaklara dayanan direnişleri tarihsel açıdan başarı şanslarını yitirmişlerdir.

Ortadoğu''nun geriye dönülmez biçimde demokratik değişim sürecine girmesi Kürt sorununun çözümünü bütün ilgili güçlerin gündemine oturtmuştur. Uluslararası güçler Kürt sorununu çözmeden bölgede etkili olamazlar. Irak''a müdahale ve yeni rejimin kuruluş süreçlerinde yaşanan gelişmeler işin mahiyetini göstermiştir. Ortadoğu''nun çekirdeğini oluşturan ve Kürdistan''ı egemenliğinde bulunduran ülkelerin yeniden yapılandırılmasının en başta gelen ayağı Kürt halkının özgürleşmesidir. Türkiye, İran, Irak ve Suriye''yi kapsayan çekirdek Ortadoğu''nun demokrasinin ölçülerine göre yeniden yapılanması Kürtlerin özgürlüğüne kavuşmasını gerektirmektedir. ABD, AB, Rusya ve ilgili uluslararası güçler bu gerçeğin derin bilincine varmışlardır. Politikalarını egemen güçlerin itirazlarına rağmen Kürt sorununun çözümünü gözeterek oluşturuyorlar.

Yeni durum Kürdistan''ı egemenliğinde bulunduran rejimleri son noktaya kadar zorlamakla kalmamakta, Türk, Arap ve Fars halklarını Kürt sorununun çözümüne daha fazla ilgili kılmaktadır. Rejimler, muhalefet ve halklar kesin biçimde Kürtlerin özgürlüğünün kabul edilmesinin baskısı altındalar. Ne şoven milliyetçilik ne de dinin kullanılması onları bu baskıdan kurtaramayacaktır. Tarihin çarkı Kürt halkının lehine dönmeye başlamıştır. Onu tersine çevirmeye kimsenin gücü yetmeyecektir.

Kürt halkı olgunlaşan koşullarla birlikte özgürlüğünü elde etmeninde olanaklarına sahiptir. Tarihte ve günümüzde eşsiz fedakarlıklar pahasına sergilenen direnişlerin kesin başarılar ortaya çıkarmasının zamanı gelmiştir. Ulusal bilincin ulaştığı düzey, siyasal, askeri, diplomatik, kültürel ve diğer alanlarda oluşan tecrübe birikimi özgürlüğü için halkımızı yeterli bir konuma getirmiştir. Diğer taraftan kadrolaşma nicelik ve niteliksel olarak ihtiyacı karşılayabilecek düzeye ulaşmıştır. Artık Kürt halkının genel anlamda özgürlük davasını başarıya götürme yeteneğine sahip olduğunu belirtmek mümkündür.

Güney Kürdistan''da somut sonuçlara dönüşen özgürlük sürecinin kapsamlı ve kalıcı başarılarla yeterli düzeye ulaşması yaşamsal önemdedir. Güneyde gerçekleşen federasyon çözümünün tehlikelerden korunması görevinin yanı sıra olgunlaşan koşulların bütün Kürt halkının özgürlüğünü getirmesi için ulusal güçler büyük sorumluluk altındalar. Özgürlük mücadelesinde kader tayin edici konuma sahip olan Kuzey Kürdistan da çözüme gitmek son derece önemli hale gelmiştir. Burada PKK (Kongra-Gel) nin yarattığı tıkanma çözüm sürecini tehlikeye sokmuştur. Demokratik değişimin ve yeniden yapılanmanın gerçekleştirilememesi özgürlük hareketini kaosa sürüklemiştir. Başka ulusal güçlerin devreye girememesi işi daha çok içinden çıkılmaz duruma getirmiştir.

Özgürlük hareketinin girdiği kaostan kurtulması acil görev olarak ulusal güçlerin önünde durmaktadır. PWD yurtsever demokratik bir çizgide bu görevi yerine getirme iddiasıyla yola çıkmıştır. Özgürlük hareketinin yatağını değiştirme kapsamında, iddiasına uygun düşen bir sorumluluk yüklenmiştir. Misyonunu yeni bir başlangıçla çözümü gerçekleştirmek olarak belirlemiştir. Yurtseverliği demokrasiyle buluşturan bir temel üzerinde Kürt sorununu çözüme kavuşturarak halkımızın özgürlüğünü gerçekleştirmeyi içeren bu program insanlık açısından da büyük bir kazanımdır.



I- BÖLÜM




1.1-)DEMOKRASİ ÇÖZÜM ÜRETEN SİSTEMDİR.



Bilgi ve iletişimin dev boyutlarda gelişmesi toplumsal ilişkiler alanında yeni bir durum yaratmıştır. Kapalı, dar sistemlerin ve kendisine yeten toplumsal birimlerin aşılma sürecini hızlandırmıştır. Ulusların, sınıfların ve diğer bütün toplumsal birimlerin yoğunlaşan ilişkilerle iç içe geçmesine yol açmıştır. Hem evrensel çapta hem de her coğrafyada yaşanan sorunlar ve getirilen çözümler insanlık ailesinin bütün kesimlerini yakınen ilgilendirir hale gelmiştir. Ekonomik, siyasi-iktidari, kültürel, askeri, vs alanlardaki sorunlar ve çözüm yolları global özellikler kazanmaya başlamıştır. Bu gelişmeler toplumsal çelişkilerin karakterinde ve bunların çözüm yönteminde köklü değişiklikler ortaya çıkarmıştır. Ulusal, sınıfsal ve toplumsal kurtuluş mücadelelerinin ölçülerinde başkalaşım yaşanmıştır. İç ve dış dinamiklerin uyumlu hareketi bir ihtiyaç olarak devreye girmiştir. İkisinin ortak etkinliği sonuçlar üzerinde belirleyici işlev görmesini mümkün kılmıştır. Sorunların çözümünde siyasi, ekonomik, kültürel, diplomatik ve diğer barışçıl yollar öne çıkarken askeri mücadele boyutu tali plana düşmüştür.

Çelişkilerin karakterinde olduğu gibi çözümün yöntemlerinde yaşanan değişiklikler demokratik gelişmeye ivme kazandırmıştır. Bireysel özgürlük, ulusların ve bütün toplumsal kesimlerin özgürlük ihtiyaçlarıyla bir arada ileri bir düzey yakalamıştır. Temel hak ve özgürlükler, kadın cinsini içine alarak toplumsal etki alanını genişletmiştir. Böylece demokrasi, bireyin, kadının, ulusların, sınıfların, inançların özgürlüğünün ve toplumsal gelişmenin zafere ulaşan sistemi olma konumunu elde etmiştir. Demokrasinin artan gücü, otoriter rejimlere; otokratik, teokratik, oligarşik, monarşik ve bunların iç içe geçmiş yönetim biçimlerine ölümcül darbeler vurmuştur. Demokrasinin zaferi, totaliter devletin temellerini sarsmıştır. Devletin ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal yaşamdaki sınırsız egemenliği aşılma sürecine girmiştir. Özel girişimcilik ve serbest piyasa ekonomisi yaygınlık ve etkinlik kazanmıştır. Bu anlamda liberalizm günümüzün yükselen değerlerinin ifadesi olmuştur. Sınırsız egemenliğe dayanan baskıcı devlet liberalizmin artan inisiyatifi karşısında gerilerken birey toplum dengesi gelişmektedir . Dolayısıyla toplumsal dinamikler; özgürlüğün sınırsız gelişmesi, sosyal refahın yaratılması tabiatın korunması, yoksulluk, işsizlik ve diğer toplumsal sorunların giderilmesi için daha etkin bir düzeyde devreye girmektedir.


1.2-)KÜRT SORUNUNUN ÇÖZÜM ZAMANI GELMİŞTİR.



İnsanlığın beşiği, Kürdistan''ın merkezinde bulunduğu Ortadoğu''dur. Neolitik toplumda tarımcılık başta olmak üzere toplumsal üretim faaliyeti bu coğrafyada yoğunlaşmış ve gelişme göstermiştir. Üretim faaliyetine bağlı olarak ilk düşünce ve kültürel değerler birikimi burada oluşmuştur. Kürtler, bölgenin ve insanlık ailesinin en eski halklarından biridir. Ancak sınıflı toplum uygarlığı üzerinde şekillendiği bu gerçekliği egemenlik altına almış, Kürtleri özgürlükten yoksun bırakarak kendi gelişmesini sağlamıştır.

Binlerce yıllık sınıflı uygarlık tarihi boyunca Kürt toplumu bir türlü özgürlüğüne kavuşmamıştır. İnkar ve imha uygulamaları hep gündemde kalmıştır. XX. Yüzyılda bunun zirveye çıktığına tanıklık ediyoruz. Kürt halkının özgürlük girişimleri istisnasız kanla bastırılmıştır. TC ve Irak Baas rejiminin direnişlere verdiği cevap katliam sürgün ve baskıdan ibarettir. Hakeza TC Kürt ulusal varlığını sistematik asimilasyon politikasıyla ortadan kaldırmayı temel amaç edinmiştir. Doğu ve Güneybatı Kürdistan parçalarındaki halkımızda aynı kaderi paylaşmıştır. Ağır imha süreçlerinde Kürt halkının direnişleri ezilirken özgürlük bir umut olmaktan öteye anlam bulamamıştır. Şex Sait, Ağrı-Zilan, Koçgiri, Dersim isyanları başta olmak üzere gelişen yurtsever direnişlerin yarattığı kazanımların üzeri örtülerek olumsuz sonuçları canlı tutulmuştur. Yeni direnişlerin, öncekilerin kazanımlarından güç alması sistemlice önlenmiştir. Sömürgeci egemen güçler bunu stratejik bir yaklaşım durumuna getirmişlerdir. Mirasa dayanmayan yeni direnişler zayıf konuma düşmüşlerdir. XX. Yüzyılın son çeyreğine gelindiğinde büyük oranda modern özellikler taşıyan ulusal özgülük hareketinin öne çıkan yönü sürekliliğini sağlamasıdır. Silahlı direnişin siyasal, diplomatik, kültürel ve eğitsel faaliyetlerle beslenmesidir. Ayrıca parçalar arası etkilenme direnişin diğer yeni boyutudur. İç çatışmaların yanında dialog ve ittifak alanında yaşanan zayıflıklar olumsuzluk hanesine kaydedilebilinir. Ciddi olumsuzluklara rağmen ulusal özgürlük hareketi sömürgeci egemenliği sarsabilecek güce ulaşabilmiştir. Yaratılan kazanımlar, özgürlüğe temel sağlayacak düzeye varmıştır. Mücadelenin oluşturduğu birikim genel anlamda çözümü gerçekleştirmek için asgari yeterlilik taşımaktadır.

Kürdistan''a hakim olan sömürgeci egemenliğin kendisini sürdürmesinin koşulları gerilerken, olanakları da önemli ölçüde tükenmiştir. Ulusal inkar ve imha politikalarının dayanakları da son derece zayıflamıştır. Kapitalizm evrensel egemenliğini demokratik ölçülere oturtmanın yoğun çabası içindedir. Soğuk savaş döneminin dengelerini yıkarak yeni dengeler geliştirmeye çalışıyor. Dolayısıyla Kürdistan''ın inkar ve imha politikalarıyla yönetilmesine desteğini çekmiş bulunuyor. Gerek kapitalist sistemin önderliğini yapan ABD gerekse onun merkezi rolünü gören AB XXI. yüzyılda Kürtlerin özgür olmasına sıcak bakıyorlar. Her bakımdan tıkanmış egemen rejimler, aldıkları dış desteklerin yanı sıra toplumlarının da desteğini yitirmeye başlamışlardır. Saddam diktatörlüğünün yıkılışından sonra iyice sıkışmış olan bu rejimler çöküş noktasına doğru yol almaktadırlar. Dünya, bölge ve Kürdistan''da meydana gelen gelişmeler doğru değerlendirildiğinde Kürt halkının özgürleşme sürecine girdiğini söylemek mümkündür. Güney Kürdistan''da gerçekleşen Federasyon çözümü özgürlüğün hızla gelişeceğinin müjdecisidir. Önümüzdeki yıllar, Kürt sorununun bir bütünen çözümüne tanıklık edecektir. Özgürlük hareketinin uygun politikalar izlemesi durumunda zaman halkımızdan yana işleyecektir.


II- BÖLÜM




2.1-) ÇÖZÜM SÜRECİNİN ÖZELLİKLERİ



Kürt sorununun çözümünde Türkiye ve Kuzey Kürdistan kader tayin edici öneme sahiptir. TC''nin uyguladığı inkar imha politikaları bütün parçalarda sorunun çözümünü engellemiştir. Egemenliğindeki Kürtlerin özgürlük için giriştiği direnişler karakterine bakılmadan şiddetle bastırılmıştır. Kürtlük adına hiçbir gelişmeye müsamaha gösterilmemiştir. Direnişin olmadığı süreçlerde bile baskı asimilasyon seçilen yol olmuştur. Kemalizm''den beslenen inkar ve imha yaklaşımı Kürtlerin yaşadığı diğer ülkelerin rejimlerini de etkisine almıştır.

İnkar-isyan- imha kısır döngüsü Kürt halkının yanında egemen güçlere de kaybettirmiştir. Bu durum yakın zamana kadar sürmüştür. 1975''lerde devreye giren modern direniş mücadelesi yeni bir süreci başlatmıştır. 12 Eylül 1980 tarihinde yapılan askeri darbeden önceki zaman diliminde özgürlük hareketini oluşturan güçlerin katkıları sonucunda Kürt halkı yeni sürece giriş yapmıştır. Bilinç, örgütlenme ve siyasal ağırlıklı eylemlilikle inkar ve imhaya dur denilmiştir. Askeri darbeyi izleyen yıllarda sessizlik özgürlük hareketine egemen olmuştur. 15 Ağustos 1984''te PKK''nin başlattığı silahlı direniş bu sessizliği bozmakla birlikte mücadele ancak 90''larda yükseliş kaybetmiştir. Körfez savaşının olumlu etkilerinin katkısıyla özgürlük mücadelesinde patlama yaşanmıştır. Geniş halk kitleleri ayağa kalkarak her şeylerini özgürlük savaşının hizmetine koydular.

Ortaya çıkan gelişme, dirilişin başarıya ulaşması ve çözüm sürecine girilmesiydi. PKK''nin damgasını vurduğu gelişme, bütün yurtsever güçlerin sarf ettikleri çabanın ürünüydü. Özgürlük mücadelesi yeni bir aşamaya girerken iç ve dış koşullar değişimi gündeme koymuştur. Buna rağmen PKK, yaratılan kazanımları tamamen kendi hesabına kaydetmekle kalmayarak koşulların dayattığı değişimi reddetti. O güne kadar izlenen çizgide ısrar benimsenen yaklaşım oldu. Demokratik açılım ve yeniden yapılanma ihtiyacına uygun düşecek politikalar geliştirilmedi. Çok geçmeden mücadelenin yükselişi yerini durgunluğa bıraktı. Askeri, siyasi, diplomatik ve diğer faaliyetlerde 1995''ten itibaren tekrar ve tıkanma belirginlik kazandı. 1988''de ise zirveye çıkarak inisiyatif kaybedildi. Özgürlük hareketinin önderliği konumunda bulunan sayın Abdullah Öcalan''ın esaretini getiren olumsuz süreç başladı. Savaşın durdurulması ve siyasal- diplomatik faaliyetler esas alınarak mücadelenin sürdürülmesi doğru bir karar olsa da tek başına yetersiz bir yaklaşımdır. Bu süreç açılıma dayanan yeniden yapılanmayla tamamlansaydı, olumlu sonuçlar verirdi. Ancak bazı doğru ideolojik belirlemelere rağmen ne demokratik açılıma ne de yeniden yapılanmaya gidildi. Demokratik değişim konusunda söylem düzeyinde kalındı. 2002''de başlatılan bu yönlü çabalar sol muhafazakar kesimce hedef alındı. Demokratik değişim çalışmalarına karşıtlık 2003 Kasımında oluşumuna gidilen Kongra-Gel''in kuruluş sürecinde doruğa çıktı. Demokratik değişimi içeren reform projesinin uygulamaya geçirilmesi sabote edildi; ve de özgürlük hareketi hala ağırlaşarak devam eden bir kaosun içine itildi.

Kürdistan özgürlük hareketi kaosa sürüklenirken Türkiye siyasetinde köklü değişiklikler gerçekleşiyordu. Oligarşik rejimin siyasi yapısı, demokratik açılımı esas alan yeni bir siyasi güç tarafından aşılıyordu. 2002 Kasım seçimlerinin sonuçları bunun göstergesi oldu. Rejim partileri siyaset alanından silinmiş, İslamiyeti demokrasiyle buluşturan AK parti zafer kazanmıştı. Rejim bütün gücünü kullandığı halde CHP zayıf bir temsille meclise girebilmişti. Bugün AK parti demokratik açılımlar yapmakta, oligarşik rejimin ciddi engellemelerini aşarak demokratik kuruluş yolunda mesafe almaktadır. Kesin sonuçlara ulaşmak için alınan mesafe sınırlı olup sürecin kesintiye uğrama tehlikesi giderilmiş değildir. Hükümet, AB üyelik görüşmeleri sürecinin başlatılması kararını arkasına alarak bu tehlikeyi gidermenin hesabını yapmaktadır.

Türkiye''nin geldiği nokta, oligarşik rejimle bir arada demokratik kuruluşun varlığını hissettirmesidir. İkili iktidar durumu yaşanmaktadır. Oligarşik rejimin tümden tasfiyesi yakın bir gelecekte mümkündür. Diğer taraftan Türkiye''nin oligarşik güçlerce kaosa sürüklenmesi de ihtimal dahilindedir. Demokratik kuruluş hem zayıf, hem de parçalıdır. Kürt sorununun çözümü için atılan adımlar sembolik düzeydedir. AK partinin öncülük ettiği demokratik kuruluş, Kürt sorununu çözüm programından yoksundur. Olumlu yaklaşım bir programa kavuşturulmamıştır. Bununla birlikte demokratikleşmenin genel adımları sorunun çözüm ortamını olgunlaştırmaktadır. Daha da önemlisi Güney Kürdistan da federasyon çözümünün Türkiye''nin "kırmızı çizgileri"ni etkisiz bırakması bu ortama güç katmaktadır.

Kürt sorununun çözümünde yol alınması özgürlük hareketinin tıkanma ve kaostan kurtulmasına bağlıdır. Kongra-Gel (PKK ) in yarattığı tıkanma ve kaos aşıldığında çözüm hızla gelişecektir. Ulusal dinamikleri en üst düzeyde harekete geçirecek, ulusal güçlerin en geniş ittifakını sağlayacak ve dış dinamiklerle uyum içinde olacak bir çizgi, bunun cevabıdır. Kongra-Gel (PKK ) den kopan demokratik değişim eğilimi bu şansa en fazla sahip olan güçtür. Yurtsever-Demokratik çizgisiyle PWD tarihi çözüm misyonunu yüklenerek önüne çıkan şansı değerlendirecektir.


2.2-) KÜRT SORUNUNUN ÇÖZÜMÜNDE TEMEL KRİTERLER



a) Türkiye de demokratik kuruluş bütün sorunların çözümünün anahtarıdır. Evrensel demokratik değerlere uygun düşen bir ilerleme Kürt sorununun çözümüne ortam hazırlayacaktır. Bununla anlaşılması gereken demokrasinin çözüm zemini olduğudur. Kendi başına çözümü gerçekleştirmesini beklemek gerçeklerle bağdaşmaz. Tam tersine demokratik kuruluşun yolu Kürt halkının özgürlüğünden geçer. Bu konuda ilerleme sağlandığı oranda demokrasi gelişecektir. Doğru formül, demokratik gelişme çözüme ortam hazırlarken, sorun çözüme kavuştuğu oranda demokratik kuruluş mümkün hale gelecektir. Kürt sorununa makul bir çözüm getirilmeden demokratik kuruluş başarıya ulaşamaz. Türkiye de demokrasinin geleceği Kürt halkının özgürlüğüne endekslidir.

b) Kürt sorunu uluslararası boyutları olan bir sorundur. Çözüm için Türkiye de yapılacak iç düzenlemeler ve anayasal güvence yetmez. Kürdistan''ın parçalanmış gerçeği, bugüne kadar devam eden inkar ve imha uygulamalarının acı tecrübeleri, çözümde uluslararası güvencelerin gerekliliğini zorunlu kılar. Kürtlerin temel hak ve özgürlükleri hem içerde hem de uluslararası alanda yasalarla güvenceye alınırsa çözüm kalıcılaşır. AB''ye katılmak bu ihtiyacı karşılayabilir.

c) Ulusların kendi kaderlerini belirleme hakkı Kürt halkı içinde olduğu gibi geçerlidir. Bağımsız yaşama yolunu seçmek tartışma götürmez bir haktır. Bu hakkı yadsımadan özgür ve eşit koşullarda birlikte yaşama yolunu seçmek Kürt halkının iradesiyle mümkündür. Ekonomik, sosyal, kültürel ve diğer bütün alanlarda iç içe geçen yaşam, özgür birlik çözümünü daha avantajlı kılmaktadır. Birlik içinde yaşamın tam bir özgürlüğe ve eşitliğe dayanması insanlığın vardığı gelişme düzeyine denk düşer . PWD, ", eşit ve özgür birliğe dayalı" çözümü esas alır.

d) Kürt sorunu muhatapsız çözülemez. Halk ve temsilcileri yadsınarak atılacak adımlar çözümleyici ve anlamlı değildir. Türk devleti ve hükümetinin tek taraflı tasarrufları tatmin edici olamaz. Sorunun, muhataplarıyla görüşülerek çözüm geliştirilmesi sağlıklı olan yoldur. Seçilmişlerin ağırlıkta olduğu muhatap kurum ve kuruluşlar üzerinde gelişecek çözüm kalıcı olacaktır. Artık Türkiye''nin tek taraflı yaklaşımını aşmasının zamanı gelmiştir. Sorunun muhatapları çözümünde muhataplarıdır. Kürt halkı ve temsilcileri muhatap olarak kabul edilmedikçe çözüm adına yapılacaklar değer kazanmayacaktır. Dolayısıyla muhataplık durumu çözümün temel bir kriteridir.

e) Türkiye''nin oligarşik egemenlik sisteminin inkar ve imha yaklaşımı, çözüm yerine sorunu ağırlaştırmıştır. İsyanlara yol açan bu yaklaşım taraflara büyük zararlar vermiştir. Çözüm için inkar ve imha yaklaşımının fiilen ve resmen terk edilmesi son derece önemlidir. Aynı zamanda bunun özeleştirisi verilirken derin acılar çeken Kürt halkından özür dilenmelidir. Oligarşik egemenlik sisteminin aşılması, demokratik kuruluşun başarılması, Kürt halkında güven duygusunun geliştirilmesi ve çözüm atmosferinin oluşturulması için bunun gereği vardır.

f) Cumhuriyet tarihi boyunca gelişen isyanlar haklı bir öze sahiptirler. Kürtlerin verilmeyen özgürlüklerini elde etme arayışıdırlar. Ulusal imhaya karşı savunma amaçlı direnişlerdir. Düşünce, örgütleme ve eylemsel konularda yaşanan gerilikler bu gerçekleri değiştirmez. İsyanların başarısızlıkla sonuçlanması özgürlük umudunu zayıflatmıştır. Devlet, inkar ve imha politikalarını yenilgilerin yarattığı umutsuzluk üzerinde uygulamaya geçirmiştir. Ancak isyanlar ulusal varlığın devamına hizmet etmiştir. Kürtlerin tarihten silinmesini frenleme ve asimilasyonla sonuç alınmasını önleme işlevini görmüşlerdir. PKK''nin 1975-95 yılları arasında geliştirdiği ulusal diriliş, isyanların üstü örtülmüş mirasından güç almıştır. 1995''lere kadar süren diriliş devrimine irili- ufaklı ulusal güçlerinde değerli katkıları olmuştur. Gerek isyanların bıraktığı miras, gerekse PKK ve çok sayıda ulusal gücün katkısıyla başarıya ulaşan diriliş devriminin kazanımları çözümün ihtiyaç duyduğu birikimi yaratmıştır. Bu kazanımlara sahip çıkılması çözümün en başta gelen güvencesidir.

g) Dini fanatizm ve şoven milliyetçilik sorunu ağırlaştıran ideolojik akımlardır. İster egemen güçlerden isterse Kürtlerden kaynaklansın, bu akımlarla mücadele çözümün önemli bir boyutudur. Dar milliyetçilik yerine değerler birikiminin sahiplenilip geliştirilmesi anlamında yurtseverlik olgusu benimsenecek yoldur. İnanç özgürlüğü ise dini fanatizmin yerine konulacak olgudur. Kürt halkı açısından yurtseverlik vazgeçilmez bir karakter haline geldikçe değerlerini sahiplenip tarihini, dilini, kültürünü, maddi ve manevi zenginliklerini geliştirmek olanaklı olur. Egemen ulusun inkar ve imha politikalarına ruh veren şoven milliyetçiliğe verilecek cevap Kürt milliyetçiliği değil Kürt yurtseverliğidir. Ulusal değerleri çağdaş ölçüler içinde sahiplenip geliştirmenin adı olan yurtseverlik, milliyetçiliğin düşmanlık yaratan yönüyle farklılık gösterir. Bu anlamda yurtseverlik çözümleyici ve demokratik içerik taşır.

h) Kürt sorununda çözüm, salt demokratik kuruluşun getirdiği hak ve özgürlüklerle gerçekleşmez. Sağlanacak gelişmeler, Kürt kimliği üzerinde gerçekleşirse anlam kazanır. Kaldı ki, kimliğiyle yaşamak insan olmanın gereğidir. Kürt kimliğinin reddi, çözümsüzlüğün örtülü sürdürülmesinden başka bir şey değildir. Aynı zamanda demokrasiyle bağdaşmayan bir zihniyetin ürünüdür. Hak ve özgürlüklerin sınır konulmadan Kürt kimliği üzerinden tanınması çözümün temel bir kriteridir.

i) Kürt halkının iç yapısını demokratik ölçülere göre düzenlenmesi ve demokrasiyi yaşam biçimi olarak özümsemesi çözümün bir başka boyutudur. Siyasetin, ekonomik, sosyal ve kültürel yaşamın demokratikleşmesi Kürt halkının çözüm yeteneğini arttıracaktır. Özellikle Kürt siyaset yaşamının demokratik içerik ve biçime kavuşturulması kendisini şiddetle hissettiren bir ihtiyaçtır. Demokratik siyaset, çözümü yaratma çabalarına her bakımdan ivme kazandıracak, çözümün kalıcılaşmasını sağlayacaktır. Ortaya konulan kriterler, bir arada ele alınıp gerekleri yerine getirildiğinde hem Türkiye''nin hem de Kürt halkının yaşamında yeni bir sayfa açılacaktır. Çelişki, çatışma ve güvenliksizlik yerini uyum, işbirliği ve güven ortamına bırakacaktır. Özgür birliğe dayalı müreffeh bir yaşamın yaratılması mümkün olacaktır. Gerçek kardeşlik ve barış gelecek, insanların yüzü gülecektir.


III- BÖLÜM




3.1) KÜRT SORUNUNUN ÇÖZÜM MODELİ



Kürt halkı günümüze kadar özgürlüğüne kavuşamayan ender halklardan biridir. Kürdistan''ın jeo-stratejik konumunun yanında sömürgeci egemenliğin acımasız karakteri çözümü engellemede önemli etkenlerdir. Bunda uluslararası kapitalist ve sosyalist sistemlerin tutumları da olumsuz rol oynamıştır. Daha da önemlisi, zayıf bilinci, olumlu deneyimler konusundaki yetersizlik, örgütsüzlük ve siyasal eylem düzeyinin düşüklüğü Kürt halkının çözüm yeteneğine kavuşmasını önlemiştir. Buna uluslararası tecride yol açan , düşman çoğaltan ama dost azaltan yanlış politikaların sonuçlarını da eklemek gerekir.

Bugün durum köklü biçimde değişmiştir. Artık inkarcı ve imhacı egemenlik dayanaklarını kaybetmiştir. Ne ulusal ne de uluslararası alanda ciddi destek bulamıyor. Ayrıca egemen güçler tıkanmış, tarihsel açıdan işlevsiz konuma düşmüşlerdir. Buna karşılık Kürt halkı bilinçlenmiş, olumlu deneyim- birikim edinmiş, örgütleme ve siyasal eylem düzeyi yükselmiş olarak çözüm yeteneğini geliştirmiştir. Tecridin yerine uluslararası açılım ve destek ortamı oluşmuştur.

Çözümün gelişmesini tıkatan en ciddi etken, özgürlük hareketine damgasını vuran Kongra-Gel (PKK)''in ısrarla sürdürdüğü verimsiz sistemdir. Günün ihtiyaçlarına cevap verecek politikalar üretemeyen ve aşılamamış olanlarda direten bu sistem, çözümden çok çözümsüzlüğün hizmetindedir. Ulusal dinamikler çözümün değil, söz konusu sistemin yaşatılması için kullanılmaktadır. Yurtseverlik, demokrasi, barış ve özgürlük gibi değerlerden kopan Kongra-Gel''in otokratik sisteminin aşılması çözümün önünü açacaktır. Diğer taraftan Yurtsever demokratik çizginin kendisini örgütlemesi, buna verilecek cevaptır. Bu açıdan Kongra-Gel''in yönetim, kadro ve kitle yapısında yaşanan kopuş önemlidir. Kritik bir anda yitirilen çözüm şansının yeniden yaratılmasıdır. Böylece çözümün şartları tamamlanmış olmaktadır. Bu noktada çözüm modelini kaygılara düşmeden belirlemek gerekecektir.

Kürt kimliğinin resmen kabul edilmesine dayanan idari federal yapılanma Kürt sorununun ana çözüm modelidir. Kürdistan''ın Kuzey-batı dışındaki diğer parçalarında sorunun çözümü kendi somut koşullarına uygun ve halkın iradesi tarafından belirlenecektir. Bu parçalarda ortaya çıkacak çözüm modeline saygılı olmak ve destek sunmak esas yaklaşım olmalıdır. Güney Kürdistan''da gelişen federal yapılanma demokratik bir içerik ve biçim kazanarak gelişmesini sürdürecektir. Tüm Kürtlerin bu süreci sahiplenmesi ve desteklemesi yurtseverliğin gereğidir.

a) Türkiye ve Kuzey Kürdistan''da idari federal yapılanma Kürt sorununun uygun çözüm modelidir. Türkiye''nin il idari birimlerinin- ekonomik, sosyal ve coğrafik etkenler, kıstas alınarak- daha geniş birimler halinde düzenlenip merkezi yönetimle denge sağlayacak yetkilerle donatılması çözümün temel bir boyutudur. Buna bağlı olarak yerel yönetimlerin ( vali, belediye başkanı ve meclisler ) özgür seçimlerle belirlenmesinin gereği vardır. Bütünü kapsayan bu düzenleme Kürt halkının kendisini yönetmesinin olanağını yaratacaktır.

b) Kürt halkının sorunlarını tartışacağı ve karara bağlıyacağı, ulusal parlamentoya sahip olması çözümün bir başka ihtiyacıdır. Kürtlerin ulusal parlamentosu ulaştığı kararları merkezi ve yerel yönetimlerin gündemine sunmak, onlar tarafından değerlendirme kabilinde işlev sahibi olacaktır. Bu yolla Kürt halkı iradesini ifade etme olanağına kavuşacaktır.

c) Kürt halkının merkezi parlamento ve yönetimde temsil edilmesinin önündeki engellerin kaldırılması çözüm için gereklidir. Böylesi bir temsil Kürtlerin kendilerini yönetmelerinin, özgür birliğin ve ortak yaşamın geliştirilmesinin temel harcı olacaktır. Geçmişte yaşanan, Kürtleri hak ve özgürlüklerinden yoksun bırakan durumlara düşürülmemesi açısından bu temsil büyük öneme sahiptir.

d) Kürt halkının çoğunlukta olduğu yerlerde Kürtçenin resmi dil olarak Türkçe''nin yanı sıra kullanılması, kabul edilmesi gereken, çözümün tamamlayıcı tarafıdır. Dil özgürce kullanılmadan gerçek ve sağlıklı bir çözüm mümkün değildir.

e) Yerel yönetimlerin ve özel girişimlerin Kürtçe eğitim yapmaları her düzeyde sınır konulmadan serbest bırakılırken, merkezi yönetim tarafından desteklenmelerinin gereği vardır. Aynı kapsamda kültürel faaliyetlerin özgürce geliştirilmesi çözümün başlıca şartlarındandır.

Bütün bunlar bir arada Kürt sorununun çözüm modelini ortaya koymaktadır. Taraflar açısından makul bir model olma özelliklerini ifade etmektedir. Bu model üzerinde çözümün sağlanması gerçekçidir.


3.2 )AMAÇ VE GÖREVLER



Türkiye de oligarşik rejimin tamamen aşılması, demokratik kuruluşun tüm kurumlarıyla oturtulması, Kürt sorunun ortaya konulan idari federal yapılanma modeline dayalı olarak çözülmesi ve Avrupa Birliğine girilmesi, barış içinde mutlu bir yaşamı getirecektir. Bu doğrultuda sağlanan gelişmeleri kesin sonuçlara vardırmak demokratik ve yurtsever güçlerin acil görevidir. Kürdistan''ın diğer parçalarını egemenliği altında bulunduran rejimlerin aşılarak demokratik kuruluşun gerçekleştirilmesine ve Kürt sorununun her ülkenin özgünlüklerine uygun çözülmesine destek verilmesi yurtsever demokratik hareketin görevleri arasındadır. Bu amaç ve görevlerin bir gereği olarak;

a) Oligarşik rejimi dayanaklarıyla birlikte tasfiye etmek, şoven milliyetçili, dini fanatizm, real sosyalizm ve çağdışı ideolojik akımların toplum üzerindeki etkilerini kırmak, bunların hizmetinde olan kurumları işlevsiz bırakarak ortadan kaldırmak.

Bireysel hak ve özgürlükleri evrensel ölçülere uygun biçimde geliştirmek, buna bağlı kalınarak toplumun hak ve özgürlüklerini yasal güvencelere kavuşturmak ve uygulamaya geçirmek.

Kürt halkının idari federal yapılanma modeli çerçevesinde özgürlüğünü gerçekleştirmek, Kürt dilini, kültürünü, edebiyatını, sanatını ve tarihi değerlerini sınırsızca geliştirmek.

Bütün toplumun inançlarına göre yaşamasını sağlamak için din, mezhep ve farklı inanç guruplarını bir realite olarak kabul etmek, birbirlerine saygılı olmak koşuluyla özgür kılmak.

Kadın cinsinin özgürlüğüne büyük değer biçerek bunu demokratik kuruluşun özü olarak görmek, erkek egemenlikli yaşam anlayışını aşarken, siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel yaşamda öncelik vermek.

Basın-yayın faaliyetlerini özgür kılmak, hem genelde hem de özgürlük hareketinin saflarında bunun mücadelesini vermek.

Demokratik ve özgür bir yaşamı yaratmanın gerekleridir. Bunun derin bilinci içinde kararlıca mücadele yürütülecektir.

b) Çok partili siyasal yaşamı bütün engellerinden kurtarmak, hem genel hem de Kürt siyasetini hegemonyacı zihniyetten arındırmak, propaganda, örgütlenme ve demokratik eylem özgürlüğünü gerçekleştirmek.

Genel ve yerel yönetimlerin özgür seçimlerle oluşmasını sağlamak, halk iradesinin tam tecelli etmesi için barajı en alt sınıra çekmek, partilere verilecek destek konusunda ayrıcalıklı davranmamak.

Sivil toplum örgütlenmesine tam özgürlük tanımak, gelişmesini teşvik etmek ve destek sunmak, bu türden kurum ve kuruluşlara demokratik işleyişi oturtmak.

Demokratik toplumun olmazsa olmaz gerekleridir. Bütün olanaklarla bunun mücadelesi verilecektir.

c) Ordunun küçültülmesi, askeri harcamaların azaltılması, ordu ve güvenlik kuvvetlerinin siyaset dışı kalması, ordunun işlevsel olarak asli işi olan ülkenin savunma göreviyle sınırlandırılması her bakımdan yararlı olacaktır. Bunun çabası içinde olmak tek doğru tutumdur.

d) İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Paris Şartı, Kopenhag Kriterleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, vb. uluslararası anlaşmaların gereklerini yerine getirmek için yoğun çaba yürütmek her koşulda temel bir görevdir.

e) Türkiye''nin AB''ye katılması hayati öneme sahiptir. Demokratik kuruluş ve Türk sorununun çözümü açısından hem geliştirici hem de güvencedir. Sosyal refah toplumuna ulaşmak içinde önemi büyüktür. AB ile müzakerelerin başlamasına ve katılımın hızlanmasına katkı sunmak demokrasinin yanında yurtseverlik görevidir.

f) Türkiye de demokratik kuruluş ve Kürt sorununun çözümü iç dinamiklerin dış dinamiklerle uyum içinde harekete geçmesini gerektirmektedir.

Dolayısıyla demokratik değişimi öngören uluslararası güçlerle sıkı ilişki ve ittifak yaşamsal değerdedir. ABD, İngiltere, AB, Rusya Federasyonu, ve diğer devlet ve demokratik güçlerle ciddi ilişkiler geliştirmek yerindedir. Bu anlamda BOP''ni desteklemek halkların demokratik seçeneğini ortaya çıkarmaya hizmet edecektir.

İçe dönük olarak ilişki ve ittifakların ölçüsü, ideolojik değil geniş bir yelpazede demokrasi ve Kürt halkının özgürlüğe katkı sağlaması esas alınacaktır. Bu kabilde AK parti hükümetinin yetersizde olsa attığı demokratikleşme adımlarını desteklemek yerindedir.

g) Ulusal birliği yaratmak Kürt halkı için vazgeçilmez bir amaçtır. Günümüz koşullarında bunun en uygun biçimi Kürtler arası ekonomik, sosyal, kültürel, v.d. alanlarda ilişkilenmenin önündeki engellerin kaldırılmasıdır. Türkiye, İran, Irak ve Suriye arasında sadece kimlik kullanılarak gidiş-gelişlerin olması buna fırsat tanıyacaktır. Ayrıca yerleşme, vatandaş olma gibi kolaylıklar siyasi birliğe gerek kalmadan, bir yere kadar ulusal birliğe hizmet edecektir. Belirtilen çerçevede çaba sarf etmek değerlidir. Kürdistan özgürlük hareketi kendi içinde düşman kavramını kaldırmalıdır. "Düşmanım yok, kardeş ve dost güçlerim var", anlayışı egemen kılınmalıdır.

Ulusal hareketin her parçada ve parçalar arasında bu yaklaşıma uygun hareket etmesi halkımızın özgürlüğüne büyük yarar sağlayacaktır.

Ulusal Birlik dört parçada tek merkezde faaliyet yürütmeyi gerektirmez. Doğru olan yaklaşım her parçanın özgünlüklerine uygun siyasal faaliyet yürütme anlayışıdır. Birinin diğerine müdahale etmesi yarardan çok zarar getirir. İç çatışma dahil sorunlar yaratır. Ülkelerin ve parçaların özgünlüklerine göre siyaset yürütmek her bakımdan kazandırıcıdır. Ulusal güçler arasında bu yaklaşımı egemen kılmak için yoğun ve çok yönlü çaba sarf etmek gereken doğru tutumdur.

h) Şiddet kullanmak; siyasal, diplomatik, ekonomik ve kültürel mücadeleyi yürütmenin olanaklı olduğu ortamlarda meşru değildir. Devleti, örgüt ve bireyin- kimi hedeflerse hedeflesin- kullandığı şiddet " terörizm" kapsamına girer. Bu anlamda hem genelde hem de Türkiye''de şiddetin kullanılmasını mahkum ediyoruz. Dolayısıyla bu nitelikte olan şiddetin son bulması için çaba sarf etmek temel bir görev olarak yerine getirilecektir.

i) Özgürlük mücadelesinin finansmanında esas alınacak politika yatırım ve ticaret yapmak yoluyla gelir elde etmektir. Halkın ve dost güçlerin çeşitli yardımları tali planda finansman kaynakları olarak değerlendirilecektir. Mücadelenin ekonomik örgütlenmesinin konumu ise özerk olacaktır.


ÖRGÜTLENME VE MÜCADELE TARZI



Parti örgütünün işlevi yönlendirme ve düzenlemeyle sınırlı kalacaktır. Karar ve yürütücülük işlevi geniş tabana dayandırılacaktır. Bireysel değil, kurumsal önderlik esprisi esas olacaktır. Diğer taraftan örgütlerin oluşturulması tabanın inisiyatifiyle gerçekleştirilirken yönetimler tamamen özgür seçimlerle belirlenecektir. Üstten alta kadar yönetimlerin rolü, işlevi, koordine etmektir.

Örgütlenme esnek olacaktır. Program, tüzük ve kararları kabul eden herkes belirtilen temelde inisiyatif koyup örgütlenmeye gidebilir.

Kadın, gençlik, esnaf, emekçi, işveren, inanç gurupları, aydınlar, vs. toplumsal kesimlerin sivil toplum örgütleri bağımsız örgütsel kimliğe sahip olacaktır. Parti örgütünün rolü destek ve katılımdır. Sivil toplum örgütlerini yönetme gibi bir rolü yoktur.

Belirleyici önderlik ve öncü parti anlayışı kabul edilmeyecektir. Gerek parti örgütünde gerekse sivil toplum örgütleriyle ilişkilerde bu anlayışın varlık göstermesine fırsat tanınmayacaktır. Demokrasinin ölçüleri içinde kalarak etkinlik göstermek her koşulda geçerliliğini koruyacaktır. Mücadele biçimi olarak barışçıl demokratik eylemlilik esas alınacaktır. Şiddetin askeri ve siyasal tüm biçimleri red edilirken barışçıl eylemlerin her türlüsü geliştirilerek kitlelerin gücü harakete geçirilerek, bunun yarattığı baskı sonucunda ortaya konulan amaçlardan kaynaklanan görevler gerçekleştirilecektir.

Sonuç;

Demokratik kuruluş ve Kürt sorununun çözümünde kendisini gündeme koyan görevler, halkın ve kadroların yaratıcı gücüyle gerçekleşecektir. Bilinmelidir ki, özgürlük hareketinin kadro yapısı ve halk tabanı gereken bilinç birikimine, tecrübe ve yeteneğe sahiptirler. Kendilerine tam bir güven duyulduğunda her türlü görevi yerine getirerek çözümü başaracaklardır.

İNSANINA GÜVENEN KAZANACAK!
Güvenmeyen kaybedecektir.

PWD-K
Etiketler: Partîya Welatparêzên Kurdistan, PWD-K, Parti Programı, Kurdistan